Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Üç Katlı Bina
hayata dair Tüm Yazılar yaşam

Üç Katlı Bina

H
Heft Reng
Devamini oku →
Tecrübe Nedir
Acı Aşka Dair düşünce Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

Tecrübe Nedir

H
Heft Reng
Devamini oku →
HAL-İ VAZİYET-1
Tüm Yazılar

HAL-İ VAZİYET-1

H
Heft Reng
Devamini oku →
Düşünüyorum
düşünce Tüm Yazılar

Düşünüyorum

H
Heft Reng
Devamini oku →

Rengin Sokak Sakinleri

H
Taze kalem
Devamini oku →
Aşk Neydi ?
aşk

Aşk Neydi ?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Günler
edebiyat hayata dair şiir

Günler

H
Heft Reng
Devamini oku →
HER ŞEY ÜZERİNE
Tüm Yazılar

HER ŞEY ÜZERİNE

H
Heft Reng
Devamini oku →
Kimsesiz Ev
aile hayata dair

Kimsesiz Ev

H
Heft Reng
Devamini oku →
Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi
Şairden Şiirler Tüm Yazılar

Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi

H
Heft Reng
Devamini oku →
Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.
Acı hayata dair Sizden Gelenler Tüm Yazılar

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.

H
Heft Reng
Devamini oku →

Öldürmedin, Yaraladın...

H
Pınar
Devamini oku →
Hayallerimiz Kırılıyor
hayata dair Tüm Yazılar

Hayallerimiz Kırılıyor

H
Heft Reng
Devamini oku →
Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor
hayata dair Tüm Yazılar

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

H
Heft Reng
Devamini oku →
Herkes ve Hiç Kimse İçin

Herkes ve Hiç Kimse İçin

H
giyotine
Devamini oku →
Feraset ve Basiret

Feraset ve Basiret

H
giyotine
Devamini oku →
Herkes çok mu zeki ne?
deneme Duygular İnsana Dair

Herkes çok mu zeki ne?

H
Moon
Devamini oku →

H
Unknown
Devamini oku →
Korku Nelere Engel
Korku Tüm Yazılar

Korku Nelere Engel

H
Heft Reng
Devamini oku →
Deve kuşları
deneme Duygular İnsana Dair Umut ve acının mücadelesi

Deve kuşları

H
Moon
Devamini oku →
← Daha eski Daha yeni →

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Üç Katlı Bina

H
Heftreng
schedule5 xul
3282984108100227204
Üç Katlı Bina
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/uc-katl-bina.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpXnE1215U87xGe1hxc4u2VzhQHpBJQ_946QwxCCbCgpHX7OJFOrc3Pzp9aZSqrjqLxuZYi8aS3y60zzaVmQbsKzzN9AeKXMcmlY__I1XCoZ_WWCQkY6XVbh4xBlIWQ4JpVzzTHua0Sf2a/s1600/1646723467202554-0.png
Heft Reng



Karşımda üç katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda üç katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kol kola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. Adam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında.

 Bir beton yığını gibi gibi duruyor karşımda ama her bir  tuğlası ağlıyor içeride yaşananlara. Her biri darmadağın olmuş hayatlar, her biri acı içinde insanlar.

Karşımda işte o  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina...

Ah üç katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var.

Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü  söyle?

Konuş üç katın ağırlığını, konuş dökülen sıvalarından akan sızıyı, konuş kimsesizliğini. Konuş yerle bir et her şeyi. Konuş...

    


Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenirsiniz. 🎈

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Tecrübe Nedir

H
Heftreng
schedule5 xul
534129561454622301
Tecrübe Nedir
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/tecrube-nedir.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgTEgTBYFdGTWRUhsqGT03z4hE4kg_qKz6AtLnjjNjc2tglMaxLPT0qvaTuNjDjZyEh86AlFo6RwrDNQuLZGGDrtdZ36CSutqoViZt4z-vRylPs_NdtPN0y-2lTQCLJiL1IQIUwyYZVIRE/w320-h123/images+%25283%2529.jpeg
Heft Reng



Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki...

Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.

 Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi?
Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu başarılı olma yolundaki tecrübenin özgüvene dayalı olduğunu söyler. Aynı şekilde özgüvenini kaybetmenin nedeni de sürekli başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerle ilişkilidir.

Tüm duygusal süreçler de böyledir. 
 Mesela daha önce aldatılmışsan tekrar aldatılmazsın aldatılsan dahi acı çekmezsin daha önce biri seni yarı yolda bırakmışsa artık o ihtimali de dahil edersin. Tecrübe ederseniz daha öncekinden daha az olur. İç çekişmeler, acılar, kırılmalar. Öncesinden tüm ihtimalleri dahil etmişsinizdir olaya...

 Tecrübe insanın hep aynı yerden kırılmaması için daha önceki yaşamsal sürecinden çıkardığı sonuçlardan aldığı derslerin tümüdür. Tecrübe edinmişse insan, kırılacağını da bilir. Kırılmaların geçeceğini de bilir. 

Küçük bir tavsiye bazı konularda insan elbette duygusal boşluğa düşer. Ama sahip olduklarımıza karşı da kör olmayalım. Bir an dünyanın bizi sık boğaz ettiğini düşüncesinden sıyrılın, emin olun hayat sizin için o kadar da anlamsız değildir. Etrafınızda bir çok güzel şey mevcutken kendinizi bunlardan yoksun görmeyin. Yani
siz zannediyorsun ki tüm dünyanın dertleri sizindir. Sizden daha fazla acı çeken, kırılan, yorulan, uykusuz kalan yoktur. Oysa öyle değildir. Bir savaşın çığlıklarından kaçan kaçarken yavrusunu, eşini ardında ölüme bırakan kadının feryadını işitemezsiniz. Tenha bir mahalle kenarında hasta evladına sıcak bir yemek parasını getirmeyi düşünen babanın telâşını anlayamazsınız. Etrafınızdaki nimetleri hor görüp küçük dertlerinizi dünyalar kadar sanan sizler herşeye rağmen hayatın acı gerçeklerini de güzel tarafını da görmeye başlayın..
..

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

HAL-İ VAZİYET-1

H
Heftreng
schedule5 xul
6894157036446232062
HAL-İ VAZİYET-1
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/hal-i-vaziyet-1.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjiHa0LWvzQUv9sOOUC58LU7HEF5ZQ98HXcp2ovn2iIDsDmTrcsUx3OF9xlby8dUwLAEGMO0Tuythe20Ub9BbunBRbc-YqsprdZYhcdhPjU9-nEUiZz5__1SLJGtyHcnIBCaJv01mSFJlpR2XShL36b9An6wOooCniHKcONqysWavSfE4Wu9oVNdRog=s320
Heft Reng



"Hani bir mektup yazarsın da sahibine ulaştıramazsın ya. Ne bir adres vardır ne de bir yol. Gidemez öyle yazdığınla kalırsın ya ama sonra bir bakarsın o insan gelir karşına..."

  Böyle bir umutla ümitle bekliyor olmak hayatın doğum sancısında ve yaşamda insanı epey yoruyor olsa gerek. Bu umudu bir sızıya benzetebiliriz. Sızı en başta belki hafifti ama daha sonra etkisini arttırarak devam ettirdi ya da tam tersi bir hadise de olabilir. Belki bize bu umudu aşılayan şeyin suretini değil siretini hissettik, anladık. Öyle bir umut beslemeye başladık. Olması gereken de bu: Surete aldanırsak sireti ortaya çıkınca suratına tüküresin gelir.
  Peki bize bu umudu yaşatan kalbimiz midir, aklımız mıdır? Herkesin cevabı elbette ki farklı olacaktır ama bu biraz da umudu nasıl tanımladığımıza bağlı değil mi? Benim için "Umut" aklımızın algıladığı, algoritmasını çizdiği ama kalbimizle bütün vücudumuza sirayet eden durumdur. Kalp diyenler çoğu zaman duydudaştır ya da hissiyle duygusuyla hareket edenlerdir. Akıl diyenler ise daha rasyonel ve mantıksal düşünenlerdir. Zaten her ikisi dediyseniz CANSINIZDIR :)

  Umut ettiğiniz şey gerçekleşmeyecek sadece sizin olmasını düşlediğiniz bir durumsa ve bu durum sizi günden güne tüketiyorsa tabii ki bu umuttan vazgeçin. Bırakın peşini gitsin uçsuz bucaklara. Ama bir de bunun diğer tarafı var. Bu umut sizi hayata bağlıyor, yaşam ışığınız  oluyorsa onu sıkı sıkı tutun bırakmayın. Umut öyle elle sıkı sıkıya tutulur bir şey değildir. Sakın ha kaçırıverirsiniz. Gelgelelim bir de bunun sizin görmek istemeyeceğiniz ama görenlerin olduğu durum. Siz umudu sizi ayakta tutan vaziyet olarak görüyorsunuz ama oysa o sizi içten içe kemiriyor. Sadece vücudunuzu değil, ruhunuzu,  aklınızı kemiriyor. En önemlisi ise ruhunuzu...
  Bu durum galiba biraz da umudu yaşayan, yaşatan kişi ve umudun ne olup nasıl var olduğuna bağlı bir durum. Demem o ki siz umudu var edin, umut sizi var etmesin! 
 Bu yazımızın şarkısı ise Özdemir Erdoğan - Aç Kapıyı Gir İçeri( Anatolian Rock Revival Project ) 
  Ee bu yazı da kapınızı tıklatmış. İçeriye girmeyi bekliyor. Buyur etmezseniz aşk olsun.
Keyifli okumalar...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Düşünüyorum

H
Heftreng
schedule5 xul
2301897027840133233
Düşünüyorum
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/dusunuyorum.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEj_e8MSlGxUQ03lRMwAbEctfzvuSMDCm9WFc9-ZCXT4AZRpuUpgNA3Jp5ucIYvmRRf6mFyTSEDOwe0osp2c6tz0kA9DcvzJLf1-2KCHSFqiD8cIA3G57dYSbhVmbDPCrn2IfBmeUmHgByoK09-Qb-ChzXAC0fQUJdd3-CXWkHLhk9LAsZ_h2yVcpD03
Heft Reng



Yaşamımız boyunca, yaşadığımız tüm sorunlarımızı acaba zamansal bir boyutta geçirdiğimiz bir talihsizlik olarak mı nitelendirileceğiz. Yoksa içinde bulunduğumuz mekanın yanlış bir zamana denk geldiğini mı düşünmeye başlayacağız. Bunun ötesinde tüm talihsizlikler karşısında hiç bir şey yapmadan kendimizi kaderin kurbanı mı sayacağız acaba…

Bu hayatta yaşanacak ne kadar çok hakikat varmış demek geliyor içimden. Herkesin ayrı bir doğrusu var sanırım. Bizim yaşadığımız coğrafya da öyle bir yer. Büyüklerin akıl hocası olduğu küçüklerin ise onlara itaat etmek zorunda olduğu küçük bir yer… Bir de şunu demek istiyorum. Hakikat nedir? Hakikati ölçme ve değerlendirme anlayışımız neye göre şekilleniyor. İnsanoğlu yaşadığı çağlar boyunca hep bulunduğu dönemin şartlarına bağlı olarak yeni kavramlar üreterek, bunun üzerinde ahlak ve yaşam felsefesine şekil verirken, kişiden kişiye değişen anlayışlar kimisine göre doğru kabul edilirse de tüm insanlar için temel bir doğru hala bulunmamaktadır. 

Öyle ki insanlık tarih boyunca sırf bir grubun doğrusu yüzünden sayısızca yıkımdan geçmiştir. Hitler'in faşist düşünce anlayışı sosyalizme karşı bir mücadeleyi başlatırken Rusların komünist felsefeyle giriştikleri sosyalizm anlayışı da insanoğlu için bir yikimdir. Buna benzer olarak müslüman dünyasında yaşanan mezhep savaşları da hep yıkımla sonuçlanmıştır. Emevii milliyetçilik anlayışı emeviler için ne kadar doğruysa, Dünya'nın bir bölümünün sahip olduğu faşist milliyetçilik anlayışı diğer bir bölümünün sahip olduğu komünist anlayış, diğer bir bölümünün de sahip olduğu muhafazakar anlayış esasında eşit derece de insanoğlu için tehlikelidir. Ve hepsi yıkımla sonuçlanmıştır. Hala da yıkımla sonuçlanıyor. Bir düşünceyi insana empoze edip bunu büyük bir yok oluş silahı gören düşünce yapıları aslında sahip oldukları bu düşünceleri mutlak doğru kabul ederler… Bunu kuşkusuz hakikat olarak görürler. Yaptıkları yıkım zaferlerine ulaşmaları için birer basamaktan öteye varamaz. Yakın tarihte şahit olduğumuz IŞİD bunun en iyi örneğidir.

Esas olan şudur. Hangi düşünce ve ideolojik anlayışa sahip olursak olalım. Bireysel olarak öncelikle iyi bir sorgulama yeteneğimizin olması gerekir. Başkalarının bizim için düşünmesi ve en iyi kararı vereceğini sanmak kendimize yapacağımız büyük bir kötülüktür. Çünkü hiç kimse sahip olduğumuz değer ve vicdan anlayışla yerimize iyi kararlar alamaz. Esasında beynimizi kiraya vermek için değildir. İçindeki nöronları harekete geçirip kendimiz ve toplumumuz için ortak bir akılda buluşmak içindir. Herkesin hakikati farklı olabilir. Yalnız akıl ve vicdan süzgecinden geçen hakikat tehlikeli olmaktan çıkar. Ve tüm yıkımlara karşıdır.

Sorguladığımız sürece bir benlik kazanabiliriz. Ve hangi düşünce yapısına sahip olursak olalım. O düşüncenin ekşi ve artılarını görebiliriz. Böylece tüm tehlikeli yıkımlardan kendimizi sıyırabiliriz. Bağnazlığı bırakabiliriz ve kaderin bir coğrafya da kendi haline terk edilmiş toplumlarının yaşadığı yıkımları olmadığını tüm gelecek kuşaklara ispat edebiliriz. 

Not: Bu yazı bir ideolojik düşünceyi yansıtmamaktadır. Tamamen sorgulamanın önemi üzerine ve herkesin kendisince doğrularını kontrol etme amacı taşımaktadır. 



Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Rengin Sokak Sakinleri

H
Heftreng
schedule5 xul
5490494743262602637
Rengin Sokak Sakinleri
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/rengin-sokak-sakinleri.html
Taze kalem

 Öyle dalgındım ki yürüye yürüye buraya kadar geldiğimi neden sonra fark ettim. Tabeladaki “Rengin Sokak” yazısını görmesem hâlâ tanıyamazdım. Ne çok değişmiş buralar. Kaç yıl olmuş gelmeyeli. Buruk bir tebessüm yayılıyor yüzüme, sokaktan çocuk cıvıltıları geliyor. 12 yaşındaki ben geçiyor önümden bisikletiyle. Caddeye öyle bir dalıyor ki araba son anda fren yapabiliyor. Arkasından söylenenlere kulak asmadan tekrardan basıyor pedallara. Gene kiminle yarış halinde Allah bilir. Bir yere çarpacak yine diye ödüm kopuyor.

 Ümran abla yine dantel örüyor kapının önünde. Bir yandan da Fatoş Abla’yla sohbet ediyorlar. Çocukluğumun en güzel kızı. Abimle göz göze geliyor Fatoş abla. Tam gülecek, el sallayacak oluyor kapıdan annem çıkıveriyor, bir hışım içeri giriyor Fatoş Abla. Abim son anda farkediyor. Herkesin sokakta olduğu zamanlar. Sokakta güldüğü, sokakta ağladığı güzel zamanlar. Dilek, kardeşine bakıyor yine. Annesi çalışmaya gitmiş belli ki. Mahallenin küçük annesi. Tebessüm edip devam ediyorum yoluma. Boylu boyunca yürüyorum sokağı. Sola dönüp koca camiye bakıyorum. Ellerinde cüzleri çocuklar çıkıyor bahçeden. “Yavaş olun!” diye bağırıyor caminin hocası. Rıfat nefes nefese su içiyor caminin önündeki çeşmeden. Her tarafı sırılsıklam. Acı su diyorlar buraya. Oldum olası anlamıyorum; bu suyun diğer sulardan farkı ne ki? Aynısı işte. İki oğlan çocuğu su doldurmaya gidiyorlar bana çarptıklarını fark etmeden.

Geri dönüyorum çocukluğumun müstakil mutluluğuna. Ama şimdi yerinde göklere saplanmış bir beton yığını var. Ne bahçeyi neredeyse bütünüyle kaplayan asma var ne de tadına doyamadığım kayısı ağacı. Yerken kendimi durduramaz sonra da bütün gece karın ağrısından uyuyamazdım. Saklambaç oynarken uyuyakaldığım kovukların yerinde yeller esiyor şimdilerde.

Canan’ı arıyor gözlerim. Yine annesinden dayak yemiş ağlıyor bir köşede. Yanına gidip teselli edesim var ama biliyorum haşlayacak yine “git başımdan!” diyerek. Vazgeçiyorum ben de. Yakar top oynayan Naime ve kuzenlerinin yanına gidiyorum. Ne de gıcık oluyorum şunlara.

Sonra sokağın sonuna gelip karşı sokaktan tanıdık bir yüz arıyorum. Ama nafile her yer yabancı. Sanki burada geçmedi yıllarım. Asfaltına damlamadı hiç kanım. Boynu bükük geri dönüp şimdi orada olmayan büyük kırmızı kapıya bakıyorum. En yakın arkadaşım Aliye çıkacak ve ip atlayacağız. Üstüm başım perişan onu bekliyorum. Onun yerine balkondan bir ses yükseliyor içinde olduğum hâli bozarcasına; “hayırdır kızım birine mi bakmıştın?” başımı kaldırıp cevap veriyorum; “çocukluğuma bakmıştım teyze; burada mı?”

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Aşk Neydi ?

H
Heftreng
schedule5 xul
2765803793447099465
Aşk Neydi ?
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/ask-neydi.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNd_cXMZL_BjPdEwFYbZYwhaNjaXRF1sG6vKJGkFNBcwo_N3QYpJrHsqfmnDxCSqzGT7aNjsfB62cUbj6QNa56pGWgrY3UChlOFE4pGj3BltHdjJvDmuJltxFyiON3dsaVxk23jKgiLuiQ/s1600/1645039864224820-0.png
Heft Reng



Aşk neydi ?

 Bir kişiye duyulan sevgi fazlası duyguya denirdi aşk. Ama Erich Fromm' a göre aşk beş şekilde vardır. Anaç,kardeş,cinsel,tanrı ve öze olan aşk. Bunlar hepsi bir çeşit sevgidir ama fazlası olduğunda hep ayni yola çıkar.  Anaç bir aşk mesela bir annenin duyduğu koşulsuz sevgiye denirdi. Ama gercekten bir aşk için karşı cins olmasi gerektiğide Freud tarafından savunuluyor. Basit bir ifadeyle aşk cinsellikten ortaya çıkan iki kişinin hormonal aktiviteleri olduğunu düşünüyor. 
Aslında bu iki farklı savunucunun birini seçmişti bilim. Bilimsel olarak aşk duyguların değil  yaşamsal aktivitelerin devamı için hormonal bir kimyanın ortaya cikmasi olduğu açıklanmıştir.

Psikolojide ise aşk hem duygu hem de hormonal bir ifadedir. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk teorisi şöyledir; aşk üç bağdan oluşur bunlar: yakınlık, bağlılık ve tutkudur. Eğer bu üçünden biri yok olursa aşk biter. 
Baktığımızda aşk hayatın her anında var olan bir ifade. Tarihte bir çok olay aşk yüzünden çıkmıştır. 
Truva Savaşı, Priamos'un oğlu Paris'in, Menelaos'un karısı Helena'yı kaçırması yüzünden çıkmış ve on yıl sürmüştür. Ve bu savaş Homeros'un İlyada ve Odysseia adlı destanlarında anlatılmaktadır.
Bu sadece bir örnek olsada aşk birçok can yakmıs birçok savaşa neden olmuştur. Peki şimdi bunca açıklamaya ve çıkan savaşlara rağmen aşk yok diyebilir miyiz? 

Buna Halil Cibran'ın sözüyle cevap vermek isterim.
"Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız."
Aşk tarih başladığından beri var oldu ve var olmaya devam edecektir. Hz. Adem ve Havva'dan başlayan aşk kıyamet kopup dünya yok olana kadar var olacaktır. 
Aşk basitçe sadece cinsellik değil duyguların varlığı ile ortaya çıkan bir durumdur. 

Başka bir teori ile devam etmek isterim. O da aşkın kalp ile değil beyin ile yaşandığı. Bizlerin her zaman söylediği kalbim başka beynim başka diyor sözleri. Aslında kalp sadece beynin yolladıgı sinyaller doğrultusunda daha hızli attigindan bizler kalbin sayesinde aşık olduğumuzu düşünmüşüzdür. Bu yüzdendir ki aşk kalple değil beyin ile yaşanan bir duygudur.
Bunu en güzel Özdemir Asaf açıklamıştir.
"Hep aklıma geliyorsun bak gördün mü senin de gidecek başka yerin yok. " 
Evet aşk çok derin bir o kadarda insani kendine getiren bir duygu. Ve ask herkesin yaşamayı hak ettiği bir duygu. Sizin için aşk neyi ifade ediyorsa onu yaşamanız dileyimle. Aşkla kalın, aşktan hiç vazgeçmeyin ve aşk hep sizinle olsun... ❤

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Günler

H
Heftreng
schedule5 xul
4002844586442527011
Günler
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/gunler.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjdFoiALt1bIAaV9zo1oaWEDEog5OdnB0Kp2qRldRvcQJrsSViVDFmP6OZ-Tp9wyI2mrxUSi3TQ2Fy3HLa1bxYNsE4d8uztJgaz8FZayWtXWFvQRu0cgiayI0zJL2gccHX276KZ1pflJRfA/s1600/1644752296236368-0.png
Heft Reng

Günler geçsin ya da haftalar, aylar 
 Yalnızca bitsin şu kara günler

Doğan güneş aydınlığı versin yüreğime
Batan ay alsın tüm karanlığı hapsetsin boşluğuna

Bir çiçek açsın mis kokulu
Birde yağmur yağsın can suyu

Gökyüzüne çizilmiş bir gökkuşağı
Hayallerin tozpembe kaydırağı

Sonunda bir küp mutluluk
İçimde ulaşamayacağım huzursuzluk

Ah gece ,ah gökyüzü 
Mavinde ayrı bir hasret
Siyahında ayrı bir keder

Ah şu geçip giden günler 
Hoscakalın yüreğinde daima umut besleyenler.

                                                           🖋 K.E.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

HER ŞEY ÜZERİNE

H
Heftreng
schedule5 xul
1430192150481220216
HER ŞEY ÜZERİNE
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/her-sey-uzerine.html
https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_uu2TByBzXiijj612xS26nNurVyFi0vrtEcvqQo0lsHO0RsahNxBXzBh0hEzXuQBFEGYJeOQtIM_08TYbI37h9OPV264kXIHfRnIMAlfPprGbxvf79I449REYe0QgVKGCMs3DoUb6J9AOhbbI4ba2dfvaqXnxjq78nqYFurNatxB8woNlWaGQ
Heft Reng

" Bir şeyi ne kadar istersen, ne kadar çok arzularsan o kadar yalnız kalırsın hayatta" Ah bee Ciritçi Abdullah. Bu sözden de anlamışsındır konuşma ümidiyle düşünceler arttıkça taştı, taştıkça taşıyamadım. Taşıyamadıkça büyük bir yük olarak kaldı üstümde. Yüküm azalır mı bilemem ama düşüncelerim hafifler belki. Konu olarak ne konuşacağız dersen her şeyi konuşacağız. Kalem sayesinde kağıda neyi aktarırsak artık. Konuşmaya çok sevdiğim bir şiirin giriş bölümünü söyleyerek başlamak isterim:

Şöyle bir söz vardı;

" Ben çiçeklerin samimiyetine inanıyorum. İster tenekeye ekin, ister en pahalı saksılara; emeğiniz kadar güzelleşiyorlar." Biz de sevgimizi yanı başımızdaki toprağa değil de dağdaki taşlara ekmeye kalktık.  Mutluluğu hep bir dağın arkasına bakarak orada zannettik. İşte en büyük en yanılgımız buydu." 

Karakoç diyor ki," Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun..."

Gerçekten bir şeyleri gerçekleştirmek adına zaman kısa. Aslında zaman hep aynı, hep aynı seyir ve düzen içinde devam ediyor ama onu uzun ya da kısa olarak anlamamızın sebebi yaptıklarımızın zamanla uyuşmazlığı. An ile birlikte olamayışı. Belki de hep bu yüzden "Anı yaşa, geçmişi ya da geleceği düşünmeyi bırak!" diyoruz ya. Hakikaten insanoğlu ne anı yaşamayı ne davranışlarını düzenlemeyi biliyor ne de gerçek manasıyla insan olmayı becerebiliyor.

Hep bir yarımlık, yarım kalmışlık hissi var her şeyde. Bunun sebebine gelecek olursak insanın ikili bir yapıya sahip olması geliyor. İkili yapı ise insan ya duygularıyla var olur ya da düşünceleriyle var olur. Ya da her ikisinin de olup ya da olmadığı yapıya da sahip olabilir ama genelde bir şeye sahip olur. Ve genellikle düşünceler duygular bir arada var olamaz. Hep bir anlaşmazlık baş gösterir. Ya DUYGU yada DÜŞÜNCELERLE hareket edilir. Ben ise mütemadiyen aklımla yani düşüncelerle hareket ederim. Kendi kanaatimce duygular yanıltabilir. Tabii hep insanın düşüncelerle var olması akıl almaz bir şeydir. Ruhsuz, duygusuz, hissiz bir canlı olur. Bu yüzden hisler çok güzel ve en güzel his de "SEVGİDİR." Sevgi nasıl bir şey bilir misiniz? Yazın yatakta serinlemek için yastığın ve yatağın soğuk yanını bulduğundaki serinliktir.  Ya da tam tersi kışın ısınmak için yorganın altına girip nefesinle  kendini ısındırma çabalarındır. Veyahutta bir NEŞET ERTAŞ türküsü ile nefes bulmaktır. NEŞET ERTAŞ türküsü ile sonsuz düşünce alemine dalmaktır. Demem o ki duygular, hisler de bir o kadar güzeldir. Hissetmeyi bilene! 

Eee şimdi Neşet Ertaş demişiz biraz da Neşet Ertaş konuşmayalım mı? Ah bee Neşet Ertaş denilince tüylerim diken diken, içimde bir yumuşama, fikirlerimde ve dilimde bir Gönül Dağı türküsü tüter. Bunları hissetmek, düşünmek hatta yazıya geçirmek ne güzel. Tabii ki en güzeli Neşet Ertaş'ın biz de bu fikirleri hissiyatları uyandırması. Ne demiş Nurullah Genç: " Güzel izler bırakın ki yerin altına girdiğinizde yerin üstündekiler sizi hatırlasın." Neşet Ertaş da bu sözün ruh bulmuş hali gibi. Neşet Ertaş en başta güzel bir insan, güzel bir ses ve güzel bir kalbe sahip. En başta kendisi olmak üzere bütün verdiği eserleri ve başka sanatçılardan seslendirdiği müzikleri çok beğenirim. Neşet Ertaş'a dair kısa anektoduma bir sözle yani bir türküsüyle son vereyim: " Dost elinden gel olmazsa varılmaz/ Rızasız bahçenin gülü derilmez/ Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/ Gönülden gönüle gider..."

İnsan olarak bir şey gerçekleştirmek istiyorsak bunun en baş yolu başlamaktadır.  Ne demişler: "Başlamak bitirmenin yarısıdır." Ondan dolayı ne düşünüyorsanız ne gerçekleştirmek istiyorsanız onun için çalışın, azmedin, başlayın ve en önemlisi anı yaşayın, anı kaçırmayın. Benim de gerçekleştirmek istediğim çok şey var ve bunlar için çalışıyorum, azmediyorum ve BAŞARACAĞIM. Herkesin istediği şeyleri en güzel ve en hayırlı şekilde gerçekleştirmesi dileğiyle...

Hoşkalın. Hoşça kalın. Sağlıcakla kalın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Kimsesiz Ev

H
Heftreng
schedule5 xul
4334505533858639022
Kimsesiz Ev
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/kimsesiz-ev.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi9FGTlsH7QsT36GfWpaBMugTWJZ77hR6R0U1n1NwLDhKQT4rH_hG2O6IydacbmKAzWpyvYo6n7OZzCKkPGEOFCw3kqW5iQrje_6BKYuaHfWkVPqyA3NRMru1pFVuqRP4h-Fkj0FWWWOT8T/s1600/1644604310209453-0.png
Heft Reng


Bir ev düşünün sıcacık sobası yanan. Üstünde yeni yıkanmış çamaşırların kokusunu , yeni kaynayan çayın fokurtusu. Günlerden pazar. Çocuklar yeni yıkanmış, sobanın etrafına kurulmuşlar. Baba oturmuş baba koltuğuna hikayeler anlatıyor çocuklarına. Aslında yoktur lügatta baba koltuğu ama o sıcacık yuvalarda babaya saygıdır ya hani hep oturduğu o köşeye kimse oturmaz. İşte ondandır adı baba koltuğu.

Evin güzeller güzeli annesi sıcacık gülümsemesiyle meyve soyuyor bir yandan da anlatılan hikayeye karışıyor. O küçücük odada kahkaha sesleri yankılanıyor, sobanın sıcaklığına sıcaklık katıyor. Meyveler yeniyor, sıcacık caylar içiliyor. Duvarda sobanın ateşinin yansıması aydınlatıyor odayı. Seriliyor yer yatakları iki kardeş koyun koyuna giriyor yatağın içine. Huzur var, mutluluk var o yatakta...

Ta ki evdeki o mutluluk annenin gidişiyle son bulana kadar. Belki istekli değildi gidişi kaderdi ama tüm evin gülüşünü söndürmüştü. Baba çocuklar için ayakta durmaya çalışıyordu ama gücü tükenmek üzereydi. O ana kuzusu çocuklar bir gecede büyümüştü. Artık çocuk değil birer yetişkin olmuşlardı. Bedenleri küçüktü belki ama ruhları olabildiğinden fazla olgunlaşmıştı.

Bir ev bir gecede nasıl mı değişir ?

Eğer o ev annenin yokluğu ile sınanırsa bir gecede değişir. O kahkaha sesleri yok olur, o soba ısıtmaz olur, o hikayeler hiçbir zaman mutlu sonla bitmez, soyulan o meyveler bal gibi olsada asla tat vermez damaklara, sobaya asılan çamaşırların kokusu rahatsız eder herkesi. Hiçbir zaman çay fokurdamaz artık sobanın üzerinde. Çünkü o evde artık bir anne yoktur.

Bir ev işte böyle kimsesiz kalır...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi

H
Heftreng
schedule5 xul
4575103607566996865
Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/senin-adn-kavusmak-olsun-sebahattin-abi.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjudfi02hLnE755ymumcxN4C338FCCiKHgMoGRhFjNSfe171Re23oTZab3-Dgs7agoQngV9_9u6vzqiOYJHjwn_OV0OPG5HONBAWIvdlCj8fCpsHBoDF3OEPtUUnIK2Mid7zxzRUXz_nu3j1_V4uCYkao1bkn6avZtmXHmLGuY3tnSp_1wP37utJ7Du=w200-h200
Heft Reng


Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
Teslim olmuşken kaderine
Apansız sana rastladım o limanda
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun..

 

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.


Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün
Sen adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
sen ruhu revanım sen yaşama sevincim

yasaklım adı bende saklım
senin adın kavuşmak olsun
senin adın
senin adın seviyorum olsun
seviyorum olsun
seni seviyorum, seni seviyorum

Sebahattin Abi


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.

H
Heftreng
schedule5 xul
3042494614926731581
Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.
https://bende-varim.blogspot.com/2022/01/parann-satn-alamayacag-seyler-vardr.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjYqj1qC972b0imRfLtbs_gCvMtbdLc8yG4ciRt9BJLyR6b1XIvbvNMb9E1rHdUTOiKxxO3YE5h1SBMFiSyjI_rn-XB8CJOIcTZukosaGEXXtANNdvudxCI8L9gKvD3HEvbLijwLk1CHZM6Ev2JYg3FSWg6e1YaYjR1lqYkGrAe8qSXcFja2KCIpCBk=s320
Heft Reng

Yazar: Elif İşlek

 Altı yıldır sağlık sektöründeyim. Yüzlerce hasta tanıdım. Bir çok hayat hikayesine, birçok mucizeye şahit oldum. Kimi zaman hastalarla üzülüp, kendi köşeme çekilip hıçkırarak ağladım. Kimi zamanlarda da hastaların mutluluğuna ortak oldum. 

Çok zengin insanlar tanıdım, yüzü tanıdık, namı bilinen... Hastane koridorlarında sevdikleriyle savaş verirdiler ellerinden hicbisey gelmezdi o an anlardım zengin olması hiçbir şey ifade etmez, parası bile kurtaramazdiı. Bir servet dökerler ama sağlığına kavuşturamazlardı sevdiklerini. 

Yine bir hastamiz vardı hasta değildi. Ama her gün hastaneye gelirdi. Bir insan hasta olmadığı halde her gün hastaneye gelir mi? 

Gelirdi, çok zengindi. Evleri, yatları, arsaları, son model arabası vardı ama kimsesi yoktu yanlızdı. Evet yapayalnızdı ve sadece birazcık ilgi görmek için her gün gelirdi. Şikayetleri hiç bitmezdi. 

Parası olmadığı için tedavi olamayan hastalarda vardı. Sırf maddi açıdan bakamayacaği için gebeliğini sonlandırmak isteyen çaresiz anne, bir tarafta çocuk sahibi olmak için tüp bebek merkezine bütün birikimini veren aileler vardı.  

Biri varlık içinde annelik duygusunu tatmak isterken diğer tarafta bir anne çocuğuna iyi bir gelecek sunamayacağindan, çocuğundan vazgeçmeyi göze alıyordu. 

Hayat birilerini bir şekilde imtihan ediyordu. 

Ama en büyük imtihan da sanırım insanın sevdiklerini acil kapısında beklemesiydi. 

Çaresizce...

Demem o ki sevdiklerinizin yaşarken kıymetini bilin. Önce sağlık isteyin çünkü herşey para değil. Sonra sevdiklerinizin kiymetini bilin. Bir gün sağlığınız da sevdikleriniz de sizi terk edecek. Hayatta paradan, maldan, mülk den daha değerli şeyler var . 
Mesela yardımlaşmak gibi. Mesela birinin eksiğini tamamlamak gibi. Hiçbir şey yapamıyorsan yanında olduğunu hissettirmek gibi. Ve inanın sevmek, sevilmek, kıymet bilmek, değer vermek, bir insanı mutlu etmek, onun mutluluğuyla mutlu olmak bunlar hep bedava.


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Öldürmedin, Yaraladın...

H
Heftreng
schedule5 xul
7260166910080327431
Öldürmedin, Yaraladın...
https://bende-varim.blogspot.com/2022/01/oldurmedin-yaraladn.html
Pınar
Yüreğime basıp gittiğin yolda ayak izlerin hala taze... 

Örtme yüzünü, işlediğin suçtan utanma. Saklamak için yaralarını, bende açtığın yaralardan akan kan içini acıtmasın. 

Unutamadığın ve hatta unutamayacağın kırgınlıkların için beni kırmalarının sesine kulak tıkama, çığlık çığlığa duy... 


Yıkama sakın ellerini, ellerinle boğmadın mı zaten beni? Kalsın ellerinde izleri. 

Nefesinin buğusu penceremde duruyor. Sanki o buğudan sonra hiç nefes almadım gibi... 

Bir adım daha atma!  
Bunca çırpınış, yıkılış, bitiş; dönmüşken kalbimin her parçası zerreye, indirdiğin balyozu da alıp yoluna devam et... 

Uğramasın adımların sokaklarıma, trafik yaşatma caddelerime, zincirleme kazaların olurum. Kurtulamazsın bu defa... 
Devrilen ben değil, sen olursun bu defa. 

Bilmiyorsun belki, bir felaketin tam dibindesin. Benim zihnimin en derin kuyusundasın. Çıkışın namümkün... 

Ben senin kıyılarında yürümeye kıyamazken, sen birilerinin sahili olmaya gönüllüydün. Ben sadece kendimi, sense hem kendini hem beni kandırdın. 
Bir adım daha atma  ! 

Neremden yara açacağını çok iyi bilen sen; yaralarımı iyileştirmeyi bilmeden kangrene dönüştürdün cerihamı. İçimde, kanımda gezdin soysuzca... 

Korku filminin en ürpertici fragmanı gibi bir şeydi bu yaşattığın ayrılık, acı, keder. 
Hüzne gark ettin beni, ben bile beklemiyordum bu kadar zedelenmeyi... 
Dur, sakın  ! Bir adım daha atma... 

Sensizlikle savaşıyorum, her bir hücrem bütün cephaneyi yığdı önüme. Kocaman bir acı bıraktın ömrüme...

Kim dokunsa yandı, kim inansa kandı, kim gülse ağladı. Hepsinin adına bir yas tuttum, mezara kendi ellerimle gömdüm; seni, sana hislerimi, sana dair umutlarımı, senli her şeyi... 
Dur, sakın bir adım atma ! 

Boğazıma kadar doluyum, bir lokma daha koyacak yerim yok. Silahsızım, savunmasızım, zayıfım... 

Hani çok da muazzam sayılmazsın aslında, sana duyduğum hisler olmasa... Yerinde olsam kaçardım benden uzağa, en uzağa koşa koşa... 
Yaralı bıraktığın güçlenip , öldürdüğün vicdan azabı olarak döner. 
Öldürmedin, yaraladın...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Hayallerimiz Kırılıyor

H
Heftreng
schedule5 xul
6901086866698504293
Hayallerimiz Kırılıyor
https://bende-varim.blogspot.com/2021/11/hayallerimiz-krlyor.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiZ8bAvNh6sR8hsDGzCqc0EglCnKPyZIH9skWu2IGh6Wkg-VEsSqYl7OitHS_1sWX_85UOZ6vSvkD4lhrkvVi4FIYp69GMeSF5hcBv8oQel9X1cv8mp2Vf3vV0xkc_cHMSOAtAwEw5m3uxmIGr_YaTjW6Uvv9Oxkji7ljYQwvNVRauv98MYh8QvCHOD=w320-h175
Heft Reng


Hayallerimiz kırılıyor. Yine hayal kurar, telafi ederiz bir şekilde... İnsanın hayali olması güzel bişey... Ama hayallerimiz yavaşça bir yok oluşa sürükleniyor farkında mısınız? Gittikçe daha az hayal kurmaya başlıyoruz. Bunu "insan zamanla gerçekliğe daha çok yaklaşır." İfadesiyle açıklayamayız elbette. Hayallerimizden vazgeçmemizin sebepleri var.

Sebepler

Kurduğumuz ilk hayalin kırıklığına uğradığımız ilk andan sonra; yeni bir hayal kurmaya başlamadan önce; hayatımızın ilk kuşkusunu yanımıza almaya başlıyoruz. Bu kuşku tüm hayatımız boyunca gerçekleştirmek istediğimiz her hayalin önüne engel olmaya yetiyor. Hal böyle olunca yavaşça perdeler çekiyoruz hayallerle aramıza...

Evet hayatın gerçeklerini görmemiz gerekir. Ama hayallerin kurulamadığı bir hayatta gerçeklerin kaldıramaz tarafı vardır. İlk başta hayaller olmadan umut etmeyi başaramayız. Güzel bişeyler biriktirmeyi beceremeyiz. Ardımıza baktığımızda şöyle bir anım vardı diyemeyecek duruma geliriz. Hayal kurmadan gerçeğe dönüştüremeyiz hiç bişeyi... 

Çözüm

Zamanın talihsizliği mi yoksa bizim becereksizliğimiz mi pek bilinmez ama her şeyden önce kuşku duyduğumuz tüm durumlara karşı iyice bir önlem almamız gerekiyor kanısındayım. Kuşkulardan uzak adımlarla ilermeyi başarırsak belki o zaman hayallerimize çeki düzen verebiliriz. Bunu başarmanın yolu sanırım çok istediğimiz şeylere sahip olmaktansa daha çok düşünce yapımızda mantıksızlığa yol açmayacak kararlarla yolumuza devam etmekten geçer. 

Sonuç

Her ne yaparsak yapalım. Hayat öyle bir çizgidir ki hayallerimizi de zedeler yaşam tarzımızı da her şeye rağmen duruşumuzdan taviz vermeyecek kadar asil kalabilirsek ne mutlu bize...

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

H
Heftreng
schedule5 xul
4719988488207650225
Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor
https://bende-varim.blogspot.com/2021/09/zaman-bas-dondurucu-bir-hzla-geciyor.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhJ_niOAG-lQFk_gGqP5cogMjB11_VHC7WexadxUXhXEWsZqRscyQDEVfFXyvHIyyIhZ45Pxa8_erC8kFqhYVuAv-ljXBBQVPlG78se-yHfz2yobZWehwZkOM8IBJCYhi_yU8dvmKPUWqc/w200-h99/Capture%252B_2021-09-12-22-25-19.png
Heft Reng

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

 Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor. Geçiyor geçmesine de bizden çok şeyi de alıp götürüyor. Peki biz zamanın neresindeyiz? Geçen zaman içinde kaç yaprak sararıp toprağa karıştı? Ölüm bizden ne kadar uzak ya da ne kadar yakın? Geriye dönüp baktığımızda sahi neyi başardık...
Ardımızda bıraktığımız ya da bizi geride bırakanlar ne kadar bizden razı...

Sorunlar burada baş göstermeye başlıyor. Kafamızı meşgul eden bir sürü konuyla boğuşmaya başlıyoruz. Zaman dediğimiz esrarengiz çizgi akıp gidirken boğuştuğumuz sorunlara feda ediyoruz zamanlarımızı... Ardından koca bir yorgunlukla kalakalıyoruz. Eh işte insan zaten mutsuzlukların yansıması değil mi? Belki de sadece mutsuzlukları yansıtabiliyordur. Ancak bunu başarabiliyordur.

 Hayatlarımızı akıp geçen zaman içinde birer kabusa dönüştürürken acaba bir an durupta "ben ne yapıyorum diyebiliyor muyuz?" Hep bir düş soğukluğuyla yankılanırken bedenimiz içimizde birer burukluk yatıyor. Ne biz mutluyuz, ne de kimseyi mutlu edebildik. Varlığımız bir hiçlik denizde yüzerken, kabarmış göğsümüzle ne kadar da kibirle bakıyoruz aşağılara... Biz kimiz, neredeyiz? O yüce asalet mi bizi zirveye çıkaran yoksa bencilce giriştiğimiz kazanma hırsı mı bizi alçatan, bu nasıl bir kimlik kargaşası ki içinden çıkamıyoruz... Belki de sadece çıkmak istemiyoruz...

En iyisi her sabah uyandığınızda geçtiğiniz ayna karşısında öncelikle dünün hesabını sorun ve bugünün muhasebesini yapın, Belki o zaman biraz da olsa akıp giden ve akacak zamanın önümüze birer fırsat sunmaya çalıştığını farkedebileceğiz. Belki de zamanla daha özgür bir ruha sahip olabileceğiz. Kim bilir belki de mutluluğun sırrını çözeceğiz...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Herkes ve Hiç Kimse İçin

H
Heftreng
schedule5 xul
5691036897749569521
Herkes ve Hiç Kimse İçin
https://bende-varim.blogspot.com/2021/09/herkes-ve-hic-kimse-icin.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgqnsOFGQblG9ppMXXL0K6YxdWA53JtdvtAH9R4pagPgyGFnX2IRsQzZG9kRwTmYhGw9lfoGvBD_RDCYSU-Xdzd5f37K5Xq0AxIzEI-BCoT3WUi77tSSEr7OT5IJlmRrBBzUQl6THgZAVE/w297-h312/IMG-20210909-WA0011.jpg
giyotine

 


Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü  "herkes için ve hiç kimse için bir kitap" olarak tanımlıyor Fredich Nietzsche. Ben bu tanımı sanat için daha uygun buluyorum. Bence sanat ne toplum için ne de sanat için. Sanat herkes ve hiç kimse için. Bazen herkesin ulaşabileceği kadar sıradan ve kolay. Çoğu zaman hiç kimsenin ulaşamayacağı kadar derin ve ulvi. Ortası yok. Belki anlam bakımından olabilir. Yani bir kitap ya da bir sanat eseri anlaşılır olmak için yazılabilir ya da tam tersi anlamak için belirli bir ihtisas düzeyi gerektiren bir zorlukta da yazılabilir. İşte bu bakımdan ortası olabilir. Biraz daha açacak olursak; Yazılan şey hem anlaşılmak hem anlaşılmamak amacı taşıyabilir. Bunun yanında; anlayanı şüpheye düşürme, anlayamayanın zaten anlamaması gerektiğini vurgulama veya anladığı kadarı ile yetinmeyip fazlası için emek sarf etmeye teşvik etme gibi temel karakteristik işlevleri olabilir.  Bence İsmet Özel'i bazı çevrelerin anlamsız bulması, anlayamaması bu orta yolu göstermesi bakımından güzel bir örnek. "Şair/Yazar bunu dedi," "bunu demek istemiş olabilir,"  "anlamadım, burada ne dedi" gibi sorular bu üç durum için sorulabilir. Bir yazı, sanat eseri bu örnekleri çoğaltılabilecek bu tür soruları sorduruyor ise amacına ulaşmıştır. Dikkat ederseniz buradaki üç durum kesin çizgilerle kayıtlamadım. Çünkü sanata yapılan her müspet veya menfi yorum bu üç temel yargı ile sınırlandırılamaz. Aksi takdirde sanatın yorumlanmasından söz edilemez.

Hülasa edecek olursak; sanat, hitap kitlesi bakımından herkes ve hiç kimse içindir. Sanatın toplum için olması "herkes"i ifade etse de sanatın sanat için olması "hiç kimse"yi tam olarak karşılamaz. Çünkü sanat için yapılan sanat; seçkin, entelektüel bir zümreye hitap edebilir. Bu bakımdan sanat, hem sanat için hem de toplum içindir demek yanlış olmaz ama eksik kalır.

Hedef kitlenin anlaması bakımından ise bir eser hem anlaşılmak hem anlaşılmamak ve yahut her ikisi için de yazılabilir. En uygun ve edebi bakımdan güçlü olanı her ikisi için de yazılandır. 

Edebiyatçılar tarafından yapılmış, gruplaşmalara ve farklı edebi anlayışlara zemin olmuş bu tartışmaya kendi bakış açımla yaklaşmaya çalıştım. Konu ile ilgili düşünceleriniz ve eleştirileriniz benim için son derece önemli. Okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim.

Yazan: İbrahim Kavas

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Feraset ve Basiret

H
Heftreng
schedule5 xul
3550330907207891948
Feraset ve Basiret
https://bende-varim.blogspot.com/2021/09/feraset-ve-basiret.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKp7qdO0YtzWTmEXcwdSUCiJD2AqIhoi4BPjCF707QB7xG_g8JS6ncbBF72ypgijZTKAomFaRbGi8uMg4hiMMGJ8_Qj01l4nVACXehxdjiqFM3W8xfkAeFy4E1fEOdFcqdNosKwuQUeGU/s320/PhotoRoom-20210905_155114.png
giyotine

 


Sen yanılgılar eşiğinde debelenen insan seslerinin aksettiği bir aynasın. Aynaya çarpanlar arasında gerçek dalgaların bulunması gerçekle karışık yalan söylendiğini vehmini uyandırmasın. Saf ve düzenbaz çehresiyle insanlar aldatmanın kucağına düşmüş gibidirler. Külhanbeyinin tükürüğü ile yerde kasılıp gevşeyen kurtçuklar gibi. Kelimeler hiç yerli yerinde değil. Saçların düzenliliğine rağmen yüzlerin o çok bilmiş, kabaca, sırıtkan, konuşmakla yorulmuş çenenin politik gözeneklerden oluyormuş izlenimi veren hücrelerinin uyum ve ahengi alaya almak için sarfetmeleri gereken çabanın ne kadar az olduğu besbelli. Son cümleyi anlaşılmasın diye kurduğumu söylemeseydim seni ciddi bir şey söylediğim yanılgısına düşürebilirdi. Şimdi söylemiş olduğumdan emin değilim. Söylemeden söylemekte diyebilirsin. Ne saçmalıyor bu dediğini duyar gibiyim. Öyleyse sana biraz Makyavel'den bahsedip Büyük Frederikten bahsetmeyeceğim. Zihnin uyanık olması kavrama yeteneğinin kuvvetli olması anlamına gelen feraset kelimesini duymuşsudur. Hepinizin duyup çok azımızın sahip olduğu kabiliyet. Çünkü diyor Makyavel "herkese görmek fırsatı verilmiştir, oysa pek azına feraset bahşedilmiştir." Ve herkesin görüp çok azının hissedebildiğini söyler. Benzer bir sözü Baltasar Gracian'ın Akıllı Yaşama Sanatı eserinde görebilirsin. Çok az insan özü gördüğünü, birçoğunun sadece dış görünüşe baktığını söyler. Basiret ile feraset arasında güçlü bir alaka olduğunu bilmelisin yine Makyavel insanların, basiretsizliklerinden görünüşteki iyiliğin altında yatan gizli zehrin farkına varamadığını zehri ancak vücuttaki hummalı bir ateşten sonra yani iş işten geçtikten sonra farkedebildiklerini söyler. Ve basiretli olabilmenin yolunun büyük adamların yolunu takip etmekle mümkün olabileceğini ekler. Buradaki sır büyük; adamları, büyük adam yapanın onlarda cem olan basiret, feraset ve fazilet gibi yüksek kuvvetlerin güçlü ve birarada olmasıdır. Bu karmaşada büyük adamı bulmanın ne kadar zor olduğunu da bilmen gerekir. Bu da yine senin basiret ve ferasetinin çokluğuna bağlıdır. Gördüğün gibi herşey bu iki kelimede saklı; basiret ve feraset.

Evet bahsedeceklerim bitti ama şunu unutma bu vesileyle sana üç tane de kitap tavsiye etmiş oldum. Dur sen yorulma;

1-Machiavelli — Hükümdar

2-Büyük Frederik — Antimakyavel

3-Baltasar Gracian — Akıllı Düşünme Sanatı


Yazan: Ömertalha

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Herkes çok mu zeki ne?

H
Heftreng
schedule5 xul
6510113840082359922
Herkes çok mu zeki ne?
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/herkes-cok-mu-zeki-ne.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj67DuTsWSgqyM51qrB5RPOXVn2pg9Oc9v7x6l40RmhUu61vpD5DQM2SMeKDcWgg9jjRqZG9MS8ssphkIgermNIUC55tNZC3kwHM2Kx692iKlsW3OX1IXGRThyphenhyphenDcnzxfPQERTuDSYL3523T/s0/unnamed.png
Moon


 İnsanlar 

ah o insanlar ne çok şey biliyorlar öyle 

Bana sende beyin yok diyen de var 

çok zekisin diyen de var 

çabalamadığımı sananlar da...

Araftayım 

mesela kimliğini evde unutmuş ardından da hafızanı kaybetmişsin gibi 

"kimim ben" "hangisiyim ben" 

Aslında haklılar yok bende beyin filan.

Hep paslanmış bana yenisi gerek

Örnekler vereceğim ardı sıra oradan oraya atlayıp bitireceğim yazımı bir anda 

öyleyimdir ben

dengesiz

İnsanlar bir anda bir noktaya dalar. Dalıyorsa vardır bir düşündüğü 

hatta "ne düşünüyorsun" deriz. 

Peki ben? Ben daldığımda? 

Hiçbir şey düşünmüyorum boş boş bakıyorum aynı noktaya

- "ne düşünüyorsun" derler

- "hiç"derim 

inanır mısın hiç afallamıyorlar. 

Alışkanlıklar bazen zor şey oluyor.

Alışılmış şeydir insanın düşünse de düşünmese de "hiç" demesi

Dedim ya öyle bir soru varsa o soruyu tetikleyen bir eylem gerekir. 

Peki benim için?

Ben ne düşünüyorum? 

Düşünüyorum da haberim mi yok? 

Kendimi aptal gibi hissediyorum. Kandırılmış, kaybolmuş, aciz bir aptal.



REKLAMLARkendiBloğum

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

H
Heftreng
schedule5 xul
8435780146630417134
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/hepimiz-zamann-her-birimiz-icin-ayn.html
https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_vjrhp5YE6coAIiFHnr-a_sNj8YY5Nmtj-8mOr2m0zaBEt5OtGiQoqf-VK8LXn98BzPQclc2VONA-iPhsCtS77cHwwa0f2YLsmH8rX8PUSuy8KW526yBdM4WiGSkdnLqxNm7MI1enH9ovd8Zr4LsQR4XTdWlQzZeXfqTaY8pYFNpYMjdO_d9FqXe190ov2nlv9Ijr7WN-1iVyN3TUEbABIXn4_ozEEtMHlyTrvXtpNr9QKUHPs0D2sSWoKcmQDT3Gau3Tk_-hvkOFPlRKyhKXrHfEHuV_mv2-97ViDirFk6q2ON7NG4zTvB-R-7yoFmIuChngmnG2JSL-o
Unknown




Hepimiz zamanın her birimiz için aynı miktarı belirttiğini düşünüyoruz. Kimse bakmıyor çevresine. Hangi annenin evlat acısı çektiği zamanla, sınav kazanın sevinci mukayese edilebilir?
Zaman her birimiz için farklı akıyor, ve biz çevremize bakmadığımız gibi bir de gözlerimizi kapatıyoruz. Sevinçlerimizi paylaştıklarımız üzüntülerimizde yok diye mi bilinmez...
Lakin herkes yalnız olduğundan yakınır. Yalnızken geçen zamandan, yalnızlık ezgisinin melodisinden bahseder. Yalnız bir 

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Korku Nelere Engel

H
Heftreng
schedule5 xul
202908165476555411
Korku Nelere Engel
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/korku-nelere-engel.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh76LD4d0m8jSwTUp6HSyaXlXeyjwF1v3iixA5eS-mJpkgsdZhBLoOwyNh9JQtSmo6Vr8Fw23i1TNLjgL3PyCfXyd5lJLaSvQDHe3z9njAySaYfq9zU7q9YY7h2nawjTnuy2Pj3KrYXk8M/w200-h174/Capture%252B_2021-08-09-14-09-06-min.png
Heft Reng


Bazen içimizde anlatmak istediğimiz onca konu birikiyor. Ama maalesef söze nasıl gireceğimizi bilmediğimiz için o konular birer kargaşalara dönüşmeye başlıyor. Bu yazıda öyle birikmişliklerin kargaşalığını okuyacağız...
Bu kargaşalığın başlangıcında korku vardır. Çünkü korku, insanı hep bir tereddütle baş başa bırakır. İnsan korkunun neye engel olacağını nereden bir nefes eksilticeğini bilemediği için hayat boyunca "acaba şöyle yapsam mı?" Diye hep aklından geçirir. Eğer korkuları ağır basarsa hemen geriye adım atmaya başlıyor. Hatta bazen soluksuz bir kaçış içerisindedir. Böylelikle niyetlendiği durum karşında mağlup olmaya başlıyor. Hayat boyunca korku karşısında bir çok kez yenilen insan korkmaktan bir adım dahi geri adım atamıyor. Bunun yanında tecrübelerimizin bize onlarca kez gösterdiği bir gerçekliğimiz var. "Korkmanın kötü tarafı korktuğunun başına gelmesidir."

 Kargaşa burada başlıyor.
Bu nedenle korkmamak gerekir. Ama sanırım bu pek mümkün değildir. İster istemez durduk yere bir endişe sarıyor bizi... Bu tüm umutları birazcık hırpalar, hırpalandıkça umutlarımız için korkular baş göstermeye başlıyor. Sonra işte aksiler ard arda etrafımızı kuşatıyor. Sanki korkmasakta bir çok olumsuzlukla karşılaşmasak gibi bir düşünce kaplıyor zihnimizi... Belki de öyledir. Korkmasak olumsuzluklar yaşanmayacak, bilmiyoruz. Ama şu kadarını biliyoruz. Korkular baş göstermeye başladıkça içimizdeki kaybetme duygusu daha ağır basıyor.

İçinde bulunduğumuz kargaşalardan ne kadar kurtulacağımızı bilmiyorum. Ama korkuyu kangrenleşmiş bir organa benzetmek pekte yanlış olmaz diye düşünüyorum. Korku tıpkı kangren olmaya yüz tutmuş bacağın kesilmemesi halinde tüm vucüdu intihara sürüklemesi gibi bir şeydir. Zamanında korkulara müdahale edemezsek büyük ihtimalle çoğu şeyimizi kaybetmeye başlayacağız...

korku kargaşalığının bir kısmından sıyrılmak için ne kadar etkili olacağını bilmeden şu küçük tavsiyede bulunabilirim. Ertelemeyin, daha sonra yapacağım demeyin, karşılığında gururum kırılır mı, başıma bişey gelir mi? Bu gibi kaygılarla baş etmenin yolu ertelememekten geçer. Göreceksiniz ki hiç bişey olmayacak... Hadi Endişelerimizi arka bahçede bırakalım ki umutlarımız zedenlenmesin, korkularımız etrafımızı kuşatmasın. Burada bir parentez açayım; Umutlarımızdan kasıt yaşama sevimcimizi öldürmeyelim. Aksi halde yaşamsal sürecimiz içinde her şey mümkündür. Sevenlerimizi, sevdiklerimizi her an yitirebilir. Bağlandığımız her kişi gidebilir, kendimizden bişeyler kaybedebilir ve daha fazlasıyla karşılaşabiliriz. Bunlar yaşama sevincimizi elimizden almaya yetmesin diyorum.

Bunu yapabilecek miyiz? Bilmiyorum. Kendimce bişeyler söylüyorum. Kırıklarımıza iyi gelecek bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Ruhumuzu kangrenleşmesine müsade etmeyelim istiyorum.

Yeni Yazılar E-posta adresinize gelsin.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Deve kuşları

H
Heftreng
schedule5 xul
3113162935739455780
Deve kuşları
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/deve-kuslar.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj67DuTsWSgqyM51qrB5RPOXVn2pg9Oc9v7x6l40RmhUu61vpD5DQM2SMeKDcWgg9jjRqZG9MS8ssphkIgermNIUC55tNZC3kwHM2Kx692iKlsW3OX1IXGRThyphenhyphenDcnzxfPQERTuDSYL3523T/s0/unnamed.png
Moon

 


Yüreğim ağırlaşır sıcak basar enseme 

"Neden?" düşer dilime. 

Nefesim daralır kulağım sağırlaşır dünyaya 

Bir şarkı duyuyorum yeterince sağır olmadığımı anlıyorum. 

"duy beni duy ne olur dön bana dön ne olur aşk dediğin elbet bir yol bulur" 

Eşlik ediyorum ellerimle 

yan masadan bakan abi "ne yaşıyor bu kız" bakışları atıyor. 

Bitişiğimde bir genç gülümsüyor "ayağınla ses yapma" 

Herkes gömmüş başını Deve kuşu misali 

Amaçları belli hayatın keskin kamçılarından kaçmak. 

Hepsi aynı hedefe mahkum "iyi bir meslek sahibi olmak" 

Oysa ben mutlu olmak istiyorum. Bu durum beni sıkıyor boğazımı düğümlüyor. 

Sahi mutluluk neydi? (bu bir sorudur) 

"Hem günahsız hem günahkarsın hayat gibi" 

Bu oyunu sevdiniz mi? 

Ben sevemedim. Sevmediğinden uzaklaşmak gerekmez mi ama nereye? 

Hem hayatın olmadığı bir yer var mıdır??


REKLAMLAR kendi bloğum


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Üç Katlı Bina




Karşımda üç katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda üç katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kol kola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. Adam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında.

 Bir beton yığını gibi gibi duruyor karşımda ama her bir  tuğlası ağlıyor içeride yaşananlara. Her biri darmadağın olmuş hayatlar, her biri acı içinde insanlar.

Karşımda işte o  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina...

Ah üç katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var.

Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü  söyle?

Konuş üç katın ağırlığını, konuş dökülen sıvalarından akan sızıyı, konuş kimsesizliğini. Konuş yerle bir et her şeyi. Konuş...

    


Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenirsiniz. 🎈

Tecrübe Nedir




Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki...

Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.

 Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi?
Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu başarılı olma yolundaki tecrübenin özgüvene dayalı olduğunu söyler. Aynı şekilde özgüvenini kaybetmenin nedeni de sürekli başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerle ilişkilidir.

Tüm duygusal süreçler de böyledir. 
 Mesela daha önce aldatılmışsan tekrar aldatılmazsın aldatılsan dahi acı çekmezsin daha önce biri seni yarı yolda bırakmışsa artık o ihtimali de dahil edersin. Tecrübe ederseniz daha öncekinden daha az olur. İç çekişmeler, acılar, kırılmalar. Öncesinden tüm ihtimalleri dahil etmişsinizdir olaya...

 Tecrübe insanın hep aynı yerden kırılmaması için daha önceki yaşamsal sürecinden çıkardığı sonuçlardan aldığı derslerin tümüdür. Tecrübe edinmişse insan, kırılacağını da bilir. Kırılmaların geçeceğini de bilir. 

Küçük bir tavsiye bazı konularda insan elbette duygusal boşluğa düşer. Ama sahip olduklarımıza karşı da kör olmayalım. Bir an dünyanın bizi sık boğaz ettiğini düşüncesinden sıyrılın, emin olun hayat sizin için o kadar da anlamsız değildir. Etrafınızda bir çok güzel şey mevcutken kendinizi bunlardan yoksun görmeyin. Yani
siz zannediyorsun ki tüm dünyanın dertleri sizindir. Sizden daha fazla acı çeken, kırılan, yorulan, uykusuz kalan yoktur. Oysa öyle değildir. Bir savaşın çığlıklarından kaçan kaçarken yavrusunu, eşini ardında ölüme bırakan kadının feryadını işitemezsiniz. Tenha bir mahalle kenarında hasta evladına sıcak bir yemek parasını getirmeyi düşünen babanın telâşını anlayamazsınız. Etrafınızdaki nimetleri hor görüp küçük dertlerinizi dünyalar kadar sanan sizler herşeye rağmen hayatın acı gerçeklerini de güzel tarafını da görmeye başlayın..
..

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

HAL-İ VAZİYET-1




"Hani bir mektup yazarsın da sahibine ulaştıramazsın ya. Ne bir adres vardır ne de bir yol. Gidemez öyle yazdığınla kalırsın ya ama sonra bir bakarsın o insan gelir karşına..."

  Böyle bir umutla ümitle bekliyor olmak hayatın doğum sancısında ve yaşamda insanı epey yoruyor olsa gerek. Bu umudu bir sızıya benzetebiliriz. Sızı en başta belki hafifti ama daha sonra etkisini arttırarak devam ettirdi ya da tam tersi bir hadise de olabilir. Belki bize bu umudu aşılayan şeyin suretini değil siretini hissettik, anladık. Öyle bir umut beslemeye başladık. Olması gereken de bu: Surete aldanırsak sireti ortaya çıkınca suratına tüküresin gelir.
  Peki bize bu umudu yaşatan kalbimiz midir, aklımız mıdır? Herkesin cevabı elbette ki farklı olacaktır ama bu biraz da umudu nasıl tanımladığımıza bağlı değil mi? Benim için "Umut" aklımızın algıladığı, algoritmasını çizdiği ama kalbimizle bütün vücudumuza sirayet eden durumdur. Kalp diyenler çoğu zaman duydudaştır ya da hissiyle duygusuyla hareket edenlerdir. Akıl diyenler ise daha rasyonel ve mantıksal düşünenlerdir. Zaten her ikisi dediyseniz CANSINIZDIR :)

  Umut ettiğiniz şey gerçekleşmeyecek sadece sizin olmasını düşlediğiniz bir durumsa ve bu durum sizi günden güne tüketiyorsa tabii ki bu umuttan vazgeçin. Bırakın peşini gitsin uçsuz bucaklara. Ama bir de bunun diğer tarafı var. Bu umut sizi hayata bağlıyor, yaşam ışığınız  oluyorsa onu sıkı sıkı tutun bırakmayın. Umut öyle elle sıkı sıkıya tutulur bir şey değildir. Sakın ha kaçırıverirsiniz. Gelgelelim bir de bunun sizin görmek istemeyeceğiniz ama görenlerin olduğu durum. Siz umudu sizi ayakta tutan vaziyet olarak görüyorsunuz ama oysa o sizi içten içe kemiriyor. Sadece vücudunuzu değil, ruhunuzu,  aklınızı kemiriyor. En önemlisi ise ruhunuzu...
  Bu durum galiba biraz da umudu yaşayan, yaşatan kişi ve umudun ne olup nasıl var olduğuna bağlı bir durum. Demem o ki siz umudu var edin, umut sizi var etmesin! 
 Bu yazımızın şarkısı ise Özdemir Erdoğan - Aç Kapıyı Gir İçeri( Anatolian Rock Revival Project ) 
  Ee bu yazı da kapınızı tıklatmış. İçeriye girmeyi bekliyor. Buyur etmezseniz aşk olsun.
Keyifli okumalar...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Düşünüyorum




Yaşamımız boyunca, yaşadığımız tüm sorunlarımızı acaba zamansal bir boyutta geçirdiğimiz bir talihsizlik olarak mı nitelendirileceğiz. Yoksa içinde bulunduğumuz mekanın yanlış bir zamana denk geldiğini mı düşünmeye başlayacağız. Bunun ötesinde tüm talihsizlikler karşısında hiç bir şey yapmadan kendimizi kaderin kurbanı mı sayacağız acaba…

Bu hayatta yaşanacak ne kadar çok hakikat varmış demek geliyor içimden. Herkesin ayrı bir doğrusu var sanırım. Bizim yaşadığımız coğrafya da öyle bir yer. Büyüklerin akıl hocası olduğu küçüklerin ise onlara itaat etmek zorunda olduğu küçük bir yer… Bir de şunu demek istiyorum. Hakikat nedir? Hakikati ölçme ve değerlendirme anlayışımız neye göre şekilleniyor. İnsanoğlu yaşadığı çağlar boyunca hep bulunduğu dönemin şartlarına bağlı olarak yeni kavramlar üreterek, bunun üzerinde ahlak ve yaşam felsefesine şekil verirken, kişiden kişiye değişen anlayışlar kimisine göre doğru kabul edilirse de tüm insanlar için temel bir doğru hala bulunmamaktadır. 

Öyle ki insanlık tarih boyunca sırf bir grubun doğrusu yüzünden sayısızca yıkımdan geçmiştir. Hitler'in faşist düşünce anlayışı sosyalizme karşı bir mücadeleyi başlatırken Rusların komünist felsefeyle giriştikleri sosyalizm anlayışı da insanoğlu için bir yikimdir. Buna benzer olarak müslüman dünyasında yaşanan mezhep savaşları da hep yıkımla sonuçlanmıştır. Emevii milliyetçilik anlayışı emeviler için ne kadar doğruysa, Dünya'nın bir bölümünün sahip olduğu faşist milliyetçilik anlayışı diğer bir bölümünün sahip olduğu komünist anlayış, diğer bir bölümünün de sahip olduğu muhafazakar anlayış esasında eşit derece de insanoğlu için tehlikelidir. Ve hepsi yıkımla sonuçlanmıştır. Hala da yıkımla sonuçlanıyor. Bir düşünceyi insana empoze edip bunu büyük bir yok oluş silahı gören düşünce yapıları aslında sahip oldukları bu düşünceleri mutlak doğru kabul ederler… Bunu kuşkusuz hakikat olarak görürler. Yaptıkları yıkım zaferlerine ulaşmaları için birer basamaktan öteye varamaz. Yakın tarihte şahit olduğumuz IŞİD bunun en iyi örneğidir.

Esas olan şudur. Hangi düşünce ve ideolojik anlayışa sahip olursak olalım. Bireysel olarak öncelikle iyi bir sorgulama yeteneğimizin olması gerekir. Başkalarının bizim için düşünmesi ve en iyi kararı vereceğini sanmak kendimize yapacağımız büyük bir kötülüktür. Çünkü hiç kimse sahip olduğumuz değer ve vicdan anlayışla yerimize iyi kararlar alamaz. Esasında beynimizi kiraya vermek için değildir. İçindeki nöronları harekete geçirip kendimiz ve toplumumuz için ortak bir akılda buluşmak içindir. Herkesin hakikati farklı olabilir. Yalnız akıl ve vicdan süzgecinden geçen hakikat tehlikeli olmaktan çıkar. Ve tüm yıkımlara karşıdır.

Sorguladığımız sürece bir benlik kazanabiliriz. Ve hangi düşünce yapısına sahip olursak olalım. O düşüncenin ekşi ve artılarını görebiliriz. Böylece tüm tehlikeli yıkımlardan kendimizi sıyırabiliriz. Bağnazlığı bırakabiliriz ve kaderin bir coğrafya da kendi haline terk edilmiş toplumlarının yaşadığı yıkımları olmadığını tüm gelecek kuşaklara ispat edebiliriz. 

Not: Bu yazı bir ideolojik düşünceyi yansıtmamaktadır. Tamamen sorgulamanın önemi üzerine ve herkesin kendisince doğrularını kontrol etme amacı taşımaktadır. 



Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Rengin Sokak Sakinleri

 Öyle dalgındım ki yürüye yürüye buraya kadar geldiğimi neden sonra fark ettim. Tabeladaki “Rengin Sokak” yazısını görmesem hâlâ tanıyamazdım. Ne çok değişmiş buralar. Kaç yıl olmuş gelmeyeli. Buruk bir tebessüm yayılıyor yüzüme, sokaktan çocuk cıvıltıları geliyor. 12 yaşındaki ben geçiyor önümden bisikletiyle. Caddeye öyle bir dalıyor ki araba son anda fren yapabiliyor. Arkasından söylenenlere kulak asmadan tekrardan basıyor pedallara. Gene kiminle yarış halinde Allah bilir. Bir yere çarpacak yine diye ödüm kopuyor.

 Ümran abla yine dantel örüyor kapının önünde. Bir yandan da Fatoş Abla’yla sohbet ediyorlar. Çocukluğumun en güzel kızı. Abimle göz göze geliyor Fatoş abla. Tam gülecek, el sallayacak oluyor kapıdan annem çıkıveriyor, bir hışım içeri giriyor Fatoş Abla. Abim son anda farkediyor. Herkesin sokakta olduğu zamanlar. Sokakta güldüğü, sokakta ağladığı güzel zamanlar. Dilek, kardeşine bakıyor yine. Annesi çalışmaya gitmiş belli ki. Mahallenin küçük annesi. Tebessüm edip devam ediyorum yoluma. Boylu boyunca yürüyorum sokağı. Sola dönüp koca camiye bakıyorum. Ellerinde cüzleri çocuklar çıkıyor bahçeden. “Yavaş olun!” diye bağırıyor caminin hocası. Rıfat nefes nefese su içiyor caminin önündeki çeşmeden. Her tarafı sırılsıklam. Acı su diyorlar buraya. Oldum olası anlamıyorum; bu suyun diğer sulardan farkı ne ki? Aynısı işte. İki oğlan çocuğu su doldurmaya gidiyorlar bana çarptıklarını fark etmeden.

Geri dönüyorum çocukluğumun müstakil mutluluğuna. Ama şimdi yerinde göklere saplanmış bir beton yığını var. Ne bahçeyi neredeyse bütünüyle kaplayan asma var ne de tadına doyamadığım kayısı ağacı. Yerken kendimi durduramaz sonra da bütün gece karın ağrısından uyuyamazdım. Saklambaç oynarken uyuyakaldığım kovukların yerinde yeller esiyor şimdilerde.

Canan’ı arıyor gözlerim. Yine annesinden dayak yemiş ağlıyor bir köşede. Yanına gidip teselli edesim var ama biliyorum haşlayacak yine “git başımdan!” diyerek. Vazgeçiyorum ben de. Yakar top oynayan Naime ve kuzenlerinin yanına gidiyorum. Ne de gıcık oluyorum şunlara.

Sonra sokağın sonuna gelip karşı sokaktan tanıdık bir yüz arıyorum. Ama nafile her yer yabancı. Sanki burada geçmedi yıllarım. Asfaltına damlamadı hiç kanım. Boynu bükük geri dönüp şimdi orada olmayan büyük kırmızı kapıya bakıyorum. En yakın arkadaşım Aliye çıkacak ve ip atlayacağız. Üstüm başım perişan onu bekliyorum. Onun yerine balkondan bir ses yükseliyor içinde olduğum hâli bozarcasına; “hayırdır kızım birine mi bakmıştın?” başımı kaldırıp cevap veriyorum; “çocukluğuma bakmıştım teyze; burada mı?”

Aşk Neydi ?




Aşk neydi ?

 Bir kişiye duyulan sevgi fazlası duyguya denirdi aşk. Ama Erich Fromm' a göre aşk beş şekilde vardır. Anaç,kardeş,cinsel,tanrı ve öze olan aşk. Bunlar hepsi bir çeşit sevgidir ama fazlası olduğunda hep ayni yola çıkar.  Anaç bir aşk mesela bir annenin duyduğu koşulsuz sevgiye denirdi. Ama gercekten bir aşk için karşı cins olmasi gerektiğide Freud tarafından savunuluyor. Basit bir ifadeyle aşk cinsellikten ortaya çıkan iki kişinin hormonal aktiviteleri olduğunu düşünüyor. 
Aslında bu iki farklı savunucunun birini seçmişti bilim. Bilimsel olarak aşk duyguların değil  yaşamsal aktivitelerin devamı için hormonal bir kimyanın ortaya cikmasi olduğu açıklanmıştir.

Psikolojide ise aşk hem duygu hem de hormonal bir ifadedir. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk teorisi şöyledir; aşk üç bağdan oluşur bunlar: yakınlık, bağlılık ve tutkudur. Eğer bu üçünden biri yok olursa aşk biter. 
Baktığımızda aşk hayatın her anında var olan bir ifade. Tarihte bir çok olay aşk yüzünden çıkmıştır. 
Truva Savaşı, Priamos'un oğlu Paris'in, Menelaos'un karısı Helena'yı kaçırması yüzünden çıkmış ve on yıl sürmüştür. Ve bu savaş Homeros'un İlyada ve Odysseia adlı destanlarında anlatılmaktadır.
Bu sadece bir örnek olsada aşk birçok can yakmıs birçok savaşa neden olmuştur. Peki şimdi bunca açıklamaya ve çıkan savaşlara rağmen aşk yok diyebilir miyiz? 

Buna Halil Cibran'ın sözüyle cevap vermek isterim.
"Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız."
Aşk tarih başladığından beri var oldu ve var olmaya devam edecektir. Hz. Adem ve Havva'dan başlayan aşk kıyamet kopup dünya yok olana kadar var olacaktır. 
Aşk basitçe sadece cinsellik değil duyguların varlığı ile ortaya çıkan bir durumdur. 

Başka bir teori ile devam etmek isterim. O da aşkın kalp ile değil beyin ile yaşandığı. Bizlerin her zaman söylediği kalbim başka beynim başka diyor sözleri. Aslında kalp sadece beynin yolladıgı sinyaller doğrultusunda daha hızli attigindan bizler kalbin sayesinde aşık olduğumuzu düşünmüşüzdür. Bu yüzdendir ki aşk kalple değil beyin ile yaşanan bir duygudur.
Bunu en güzel Özdemir Asaf açıklamıştir.
"Hep aklıma geliyorsun bak gördün mü senin de gidecek başka yerin yok. " 
Evet aşk çok derin bir o kadarda insani kendine getiren bir duygu. Ve ask herkesin yaşamayı hak ettiği bir duygu. Sizin için aşk neyi ifade ediyorsa onu yaşamanız dileyimle. Aşkla kalın, aşktan hiç vazgeçmeyin ve aşk hep sizinle olsun... ❤

Günler


Günler geçsin ya da haftalar, aylar 
 Yalnızca bitsin şu kara günler

Doğan güneş aydınlığı versin yüreğime
Batan ay alsın tüm karanlığı hapsetsin boşluğuna

Bir çiçek açsın mis kokulu
Birde yağmur yağsın can suyu

Gökyüzüne çizilmiş bir gökkuşağı
Hayallerin tozpembe kaydırağı

Sonunda bir küp mutluluk
İçimde ulaşamayacağım huzursuzluk

Ah gece ,ah gökyüzü 
Mavinde ayrı bir hasret
Siyahında ayrı bir keder

Ah şu geçip giden günler 
Hoscakalın yüreğinde daima umut besleyenler.

                                                           🖋 K.E.

HER ŞEY ÜZERİNE

" Bir şeyi ne kadar istersen, ne kadar çok arzularsan o kadar yalnız kalırsın hayatta" Ah bee Ciritçi Abdullah. Bu sözden de anlamışsındır konuşma ümidiyle düşünceler arttıkça taştı, taştıkça taşıyamadım. Taşıyamadıkça büyük bir yük olarak kaldı üstümde. Yüküm azalır mı bilemem ama düşüncelerim hafifler belki. Konu olarak ne konuşacağız dersen her şeyi konuşacağız. Kalem sayesinde kağıda neyi aktarırsak artık. Konuşmaya çok sevdiğim bir şiirin giriş bölümünü söyleyerek başlamak isterim:

Şöyle bir söz vardı;

" Ben çiçeklerin samimiyetine inanıyorum. İster tenekeye ekin, ister en pahalı saksılara; emeğiniz kadar güzelleşiyorlar." Biz de sevgimizi yanı başımızdaki toprağa değil de dağdaki taşlara ekmeye kalktık.  Mutluluğu hep bir dağın arkasına bakarak orada zannettik. İşte en büyük en yanılgımız buydu." 

Karakoç diyor ki," Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun..."

Gerçekten bir şeyleri gerçekleştirmek adına zaman kısa. Aslında zaman hep aynı, hep aynı seyir ve düzen içinde devam ediyor ama onu uzun ya da kısa olarak anlamamızın sebebi yaptıklarımızın zamanla uyuşmazlığı. An ile birlikte olamayışı. Belki de hep bu yüzden "Anı yaşa, geçmişi ya da geleceği düşünmeyi bırak!" diyoruz ya. Hakikaten insanoğlu ne anı yaşamayı ne davranışlarını düzenlemeyi biliyor ne de gerçek manasıyla insan olmayı becerebiliyor.

Hep bir yarımlık, yarım kalmışlık hissi var her şeyde. Bunun sebebine gelecek olursak insanın ikili bir yapıya sahip olması geliyor. İkili yapı ise insan ya duygularıyla var olur ya da düşünceleriyle var olur. Ya da her ikisinin de olup ya da olmadığı yapıya da sahip olabilir ama genelde bir şeye sahip olur. Ve genellikle düşünceler duygular bir arada var olamaz. Hep bir anlaşmazlık baş gösterir. Ya DUYGU yada DÜŞÜNCELERLE hareket edilir. Ben ise mütemadiyen aklımla yani düşüncelerle hareket ederim. Kendi kanaatimce duygular yanıltabilir. Tabii hep insanın düşüncelerle var olması akıl almaz bir şeydir. Ruhsuz, duygusuz, hissiz bir canlı olur. Bu yüzden hisler çok güzel ve en güzel his de "SEVGİDİR." Sevgi nasıl bir şey bilir misiniz? Yazın yatakta serinlemek için yastığın ve yatağın soğuk yanını bulduğundaki serinliktir.  Ya da tam tersi kışın ısınmak için yorganın altına girip nefesinle  kendini ısındırma çabalarındır. Veyahutta bir NEŞET ERTAŞ türküsü ile nefes bulmaktır. NEŞET ERTAŞ türküsü ile sonsuz düşünce alemine dalmaktır. Demem o ki duygular, hisler de bir o kadar güzeldir. Hissetmeyi bilene! 

Eee şimdi Neşet Ertaş demişiz biraz da Neşet Ertaş konuşmayalım mı? Ah bee Neşet Ertaş denilince tüylerim diken diken, içimde bir yumuşama, fikirlerimde ve dilimde bir Gönül Dağı türküsü tüter. Bunları hissetmek, düşünmek hatta yazıya geçirmek ne güzel. Tabii ki en güzeli Neşet Ertaş'ın biz de bu fikirleri hissiyatları uyandırması. Ne demiş Nurullah Genç: " Güzel izler bırakın ki yerin altına girdiğinizde yerin üstündekiler sizi hatırlasın." Neşet Ertaş da bu sözün ruh bulmuş hali gibi. Neşet Ertaş en başta güzel bir insan, güzel bir ses ve güzel bir kalbe sahip. En başta kendisi olmak üzere bütün verdiği eserleri ve başka sanatçılardan seslendirdiği müzikleri çok beğenirim. Neşet Ertaş'a dair kısa anektoduma bir sözle yani bir türküsüyle son vereyim: " Dost elinden gel olmazsa varılmaz/ Rızasız bahçenin gülü derilmez/ Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/ Gönülden gönüle gider..."

İnsan olarak bir şey gerçekleştirmek istiyorsak bunun en baş yolu başlamaktadır.  Ne demişler: "Başlamak bitirmenin yarısıdır." Ondan dolayı ne düşünüyorsanız ne gerçekleştirmek istiyorsanız onun için çalışın, azmedin, başlayın ve en önemlisi anı yaşayın, anı kaçırmayın. Benim de gerçekleştirmek istediğim çok şey var ve bunlar için çalışıyorum, azmediyorum ve BAŞARACAĞIM. Herkesin istediği şeyleri en güzel ve en hayırlı şekilde gerçekleştirmesi dileğiyle...

Hoşkalın. Hoşça kalın. Sağlıcakla kalın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Kimsesiz Ev



Bir ev düşünün sıcacık sobası yanan. Üstünde yeni yıkanmış çamaşırların kokusunu , yeni kaynayan çayın fokurtusu. Günlerden pazar. Çocuklar yeni yıkanmış, sobanın etrafına kurulmuşlar. Baba oturmuş baba koltuğuna hikayeler anlatıyor çocuklarına. Aslında yoktur lügatta baba koltuğu ama o sıcacık yuvalarda babaya saygıdır ya hani hep oturduğu o köşeye kimse oturmaz. İşte ondandır adı baba koltuğu.

Evin güzeller güzeli annesi sıcacık gülümsemesiyle meyve soyuyor bir yandan da anlatılan hikayeye karışıyor. O küçücük odada kahkaha sesleri yankılanıyor, sobanın sıcaklığına sıcaklık katıyor. Meyveler yeniyor, sıcacık caylar içiliyor. Duvarda sobanın ateşinin yansıması aydınlatıyor odayı. Seriliyor yer yatakları iki kardeş koyun koyuna giriyor yatağın içine. Huzur var, mutluluk var o yatakta...

Ta ki evdeki o mutluluk annenin gidişiyle son bulana kadar. Belki istekli değildi gidişi kaderdi ama tüm evin gülüşünü söndürmüştü. Baba çocuklar için ayakta durmaya çalışıyordu ama gücü tükenmek üzereydi. O ana kuzusu çocuklar bir gecede büyümüştü. Artık çocuk değil birer yetişkin olmuşlardı. Bedenleri küçüktü belki ama ruhları olabildiğinden fazla olgunlaşmıştı.

Bir ev bir gecede nasıl mı değişir ?

Eğer o ev annenin yokluğu ile sınanırsa bir gecede değişir. O kahkaha sesleri yok olur, o soba ısıtmaz olur, o hikayeler hiçbir zaman mutlu sonla bitmez, soyulan o meyveler bal gibi olsada asla tat vermez damaklara, sobaya asılan çamaşırların kokusu rahatsız eder herkesi. Hiçbir zaman çay fokurdamaz artık sobanın üzerinde. Çünkü o evde artık bir anne yoktur.

Bir ev işte böyle kimsesiz kalır...

Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi



Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
Teslim olmuşken kaderine
Apansız sana rastladım o limanda
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun..

 

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.


Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün
Sen adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
sen ruhu revanım sen yaşama sevincim

yasaklım adı bende saklım
senin adın kavuşmak olsun
senin adın
senin adın seviyorum olsun
seviyorum olsun
seni seviyorum, seni seviyorum

Sebahattin Abi


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.


Yazar: Elif İşlek

 Altı yıldır sağlık sektöründeyim. Yüzlerce hasta tanıdım. Bir çok hayat hikayesine, birçok mucizeye şahit oldum. Kimi zaman hastalarla üzülüp, kendi köşeme çekilip hıçkırarak ağladım. Kimi zamanlarda da hastaların mutluluğuna ortak oldum. 

Çok zengin insanlar tanıdım, yüzü tanıdık, namı bilinen... Hastane koridorlarında sevdikleriyle savaş verirdiler ellerinden hicbisey gelmezdi o an anlardım zengin olması hiçbir şey ifade etmez, parası bile kurtaramazdiı. Bir servet dökerler ama sağlığına kavuşturamazlardı sevdiklerini. 

Yine bir hastamiz vardı hasta değildi. Ama her gün hastaneye gelirdi. Bir insan hasta olmadığı halde her gün hastaneye gelir mi? 

Gelirdi, çok zengindi. Evleri, yatları, arsaları, son model arabası vardı ama kimsesi yoktu yanlızdı. Evet yapayalnızdı ve sadece birazcık ilgi görmek için her gün gelirdi. Şikayetleri hiç bitmezdi. 

Parası olmadığı için tedavi olamayan hastalarda vardı. Sırf maddi açıdan bakamayacaği için gebeliğini sonlandırmak isteyen çaresiz anne, bir tarafta çocuk sahibi olmak için tüp bebek merkezine bütün birikimini veren aileler vardı.  

Biri varlık içinde annelik duygusunu tatmak isterken diğer tarafta bir anne çocuğuna iyi bir gelecek sunamayacağindan, çocuğundan vazgeçmeyi göze alıyordu. 

Hayat birilerini bir şekilde imtihan ediyordu. 

Ama en büyük imtihan da sanırım insanın sevdiklerini acil kapısında beklemesiydi. 

Çaresizce...

Demem o ki sevdiklerinizin yaşarken kıymetini bilin. Önce sağlık isteyin çünkü herşey para değil. Sonra sevdiklerinizin kiymetini bilin. Bir gün sağlığınız da sevdikleriniz de sizi terk edecek. Hayatta paradan, maldan, mülk den daha değerli şeyler var . 
Mesela yardımlaşmak gibi. Mesela birinin eksiğini tamamlamak gibi. Hiçbir şey yapamıyorsan yanında olduğunu hissettirmek gibi. Ve inanın sevmek, sevilmek, kıymet bilmek, değer vermek, bir insanı mutlu etmek, onun mutluluğuyla mutlu olmak bunlar hep bedava.


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Öldürmedin, Yaraladın...

Yüreğime basıp gittiğin yolda ayak izlerin hala taze... 

Örtme yüzünü, işlediğin suçtan utanma. Saklamak için yaralarını, bende açtığın yaralardan akan kan içini acıtmasın. 

Unutamadığın ve hatta unutamayacağın kırgınlıkların için beni kırmalarının sesine kulak tıkama, çığlık çığlığa duy... 


Yıkama sakın ellerini, ellerinle boğmadın mı zaten beni? Kalsın ellerinde izleri. 

Nefesinin buğusu penceremde duruyor. Sanki o buğudan sonra hiç nefes almadım gibi... 

Bir adım daha atma!  
Bunca çırpınış, yıkılış, bitiş; dönmüşken kalbimin her parçası zerreye, indirdiğin balyozu da alıp yoluna devam et... 

Uğramasın adımların sokaklarıma, trafik yaşatma caddelerime, zincirleme kazaların olurum. Kurtulamazsın bu defa... 
Devrilen ben değil, sen olursun bu defa. 

Bilmiyorsun belki, bir felaketin tam dibindesin. Benim zihnimin en derin kuyusundasın. Çıkışın namümkün... 

Ben senin kıyılarında yürümeye kıyamazken, sen birilerinin sahili olmaya gönüllüydün. Ben sadece kendimi, sense hem kendini hem beni kandırdın. 
Bir adım daha atma  ! 

Neremden yara açacağını çok iyi bilen sen; yaralarımı iyileştirmeyi bilmeden kangrene dönüştürdün cerihamı. İçimde, kanımda gezdin soysuzca... 

Korku filminin en ürpertici fragmanı gibi bir şeydi bu yaşattığın ayrılık, acı, keder. 
Hüzne gark ettin beni, ben bile beklemiyordum bu kadar zedelenmeyi... 
Dur, sakın  ! Bir adım daha atma... 

Sensizlikle savaşıyorum, her bir hücrem bütün cephaneyi yığdı önüme. Kocaman bir acı bıraktın ömrüme...

Kim dokunsa yandı, kim inansa kandı, kim gülse ağladı. Hepsinin adına bir yas tuttum, mezara kendi ellerimle gömdüm; seni, sana hislerimi, sana dair umutlarımı, senli her şeyi... 
Dur, sakın bir adım atma ! 

Boğazıma kadar doluyum, bir lokma daha koyacak yerim yok. Silahsızım, savunmasızım, zayıfım... 

Hani çok da muazzam sayılmazsın aslında, sana duyduğum hisler olmasa... Yerinde olsam kaçardım benden uzağa, en uzağa koşa koşa... 
Yaralı bıraktığın güçlenip , öldürdüğün vicdan azabı olarak döner. 
Öldürmedin, yaraladın...

Hayallerimiz Kırılıyor



Hayallerimiz kırılıyor. Yine hayal kurar, telafi ederiz bir şekilde... İnsanın hayali olması güzel bişey... Ama hayallerimiz yavaşça bir yok oluşa sürükleniyor farkında mısınız? Gittikçe daha az hayal kurmaya başlıyoruz. Bunu "insan zamanla gerçekliğe daha çok yaklaşır." İfadesiyle açıklayamayız elbette. Hayallerimizden vazgeçmemizin sebepleri var.

Sebepler

Kurduğumuz ilk hayalin kırıklığına uğradığımız ilk andan sonra; yeni bir hayal kurmaya başlamadan önce; hayatımızın ilk kuşkusunu yanımıza almaya başlıyoruz. Bu kuşku tüm hayatımız boyunca gerçekleştirmek istediğimiz her hayalin önüne engel olmaya yetiyor. Hal böyle olunca yavaşça perdeler çekiyoruz hayallerle aramıza...

Evet hayatın gerçeklerini görmemiz gerekir. Ama hayallerin kurulamadığı bir hayatta gerçeklerin kaldıramaz tarafı vardır. İlk başta hayaller olmadan umut etmeyi başaramayız. Güzel bişeyler biriktirmeyi beceremeyiz. Ardımıza baktığımızda şöyle bir anım vardı diyemeyecek duruma geliriz. Hayal kurmadan gerçeğe dönüştüremeyiz hiç bişeyi... 

Çözüm

Zamanın talihsizliği mi yoksa bizim becereksizliğimiz mi pek bilinmez ama her şeyden önce kuşku duyduğumuz tüm durumlara karşı iyice bir önlem almamız gerekiyor kanısındayım. Kuşkulardan uzak adımlarla ilermeyi başarırsak belki o zaman hayallerimize çeki düzen verebiliriz. Bunu başarmanın yolu sanırım çok istediğimiz şeylere sahip olmaktansa daha çok düşünce yapımızda mantıksızlığa yol açmayacak kararlarla yolumuza devam etmekten geçer. 

Sonuç

Her ne yaparsak yapalım. Hayat öyle bir çizgidir ki hayallerimizi de zedeler yaşam tarzımızı da her şeye rağmen duruşumuzdan taviz vermeyecek kadar asil kalabilirsek ne mutlu bize...

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor


Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

 Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor. Geçiyor geçmesine de bizden çok şeyi de alıp götürüyor. Peki biz zamanın neresindeyiz? Geçen zaman içinde kaç yaprak sararıp toprağa karıştı? Ölüm bizden ne kadar uzak ya da ne kadar yakın? Geriye dönüp baktığımızda sahi neyi başardık...
Ardımızda bıraktığımız ya da bizi geride bırakanlar ne kadar bizden razı...

Sorunlar burada baş göstermeye başlıyor. Kafamızı meşgul eden bir sürü konuyla boğuşmaya başlıyoruz. Zaman dediğimiz esrarengiz çizgi akıp gidirken boğuştuğumuz sorunlara feda ediyoruz zamanlarımızı... Ardından koca bir yorgunlukla kalakalıyoruz. Eh işte insan zaten mutsuzlukların yansıması değil mi? Belki de sadece mutsuzlukları yansıtabiliyordur. Ancak bunu başarabiliyordur.

 Hayatlarımızı akıp geçen zaman içinde birer kabusa dönüştürürken acaba bir an durupta "ben ne yapıyorum diyebiliyor muyuz?" Hep bir düş soğukluğuyla yankılanırken bedenimiz içimizde birer burukluk yatıyor. Ne biz mutluyuz, ne de kimseyi mutlu edebildik. Varlığımız bir hiçlik denizde yüzerken, kabarmış göğsümüzle ne kadar da kibirle bakıyoruz aşağılara... Biz kimiz, neredeyiz? O yüce asalet mi bizi zirveye çıkaran yoksa bencilce giriştiğimiz kazanma hırsı mı bizi alçatan, bu nasıl bir kimlik kargaşası ki içinden çıkamıyoruz... Belki de sadece çıkmak istemiyoruz...

En iyisi her sabah uyandığınızda geçtiğiniz ayna karşısında öncelikle dünün hesabını sorun ve bugünün muhasebesini yapın, Belki o zaman biraz da olsa akıp giden ve akacak zamanın önümüze birer fırsat sunmaya çalıştığını farkedebileceğiz. Belki de zamanla daha özgür bir ruha sahip olabileceğiz. Kim bilir belki de mutluluğun sırrını çözeceğiz...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Herkes ve Hiç Kimse İçin

 


Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü  "herkes için ve hiç kimse için bir kitap" olarak tanımlıyor Fredich Nietzsche. Ben bu tanımı sanat için daha uygun buluyorum. Bence sanat ne toplum için ne de sanat için. Sanat herkes ve hiç kimse için. Bazen herkesin ulaşabileceği kadar sıradan ve kolay. Çoğu zaman hiç kimsenin ulaşamayacağı kadar derin ve ulvi. Ortası yok. Belki anlam bakımından olabilir. Yani bir kitap ya da bir sanat eseri anlaşılır olmak için yazılabilir ya da tam tersi anlamak için belirli bir ihtisas düzeyi gerektiren bir zorlukta da yazılabilir. İşte bu bakımdan ortası olabilir. Biraz daha açacak olursak; Yazılan şey hem anlaşılmak hem anlaşılmamak amacı taşıyabilir. Bunun yanında; anlayanı şüpheye düşürme, anlayamayanın zaten anlamaması gerektiğini vurgulama veya anladığı kadarı ile yetinmeyip fazlası için emek sarf etmeye teşvik etme gibi temel karakteristik işlevleri olabilir.  Bence İsmet Özel'i bazı çevrelerin anlamsız bulması, anlayamaması bu orta yolu göstermesi bakımından güzel bir örnek. "Şair/Yazar bunu dedi," "bunu demek istemiş olabilir,"  "anlamadım, burada ne dedi" gibi sorular bu üç durum için sorulabilir. Bir yazı, sanat eseri bu örnekleri çoğaltılabilecek bu tür soruları sorduruyor ise amacına ulaşmıştır. Dikkat ederseniz buradaki üç durum kesin çizgilerle kayıtlamadım. Çünkü sanata yapılan her müspet veya menfi yorum bu üç temel yargı ile sınırlandırılamaz. Aksi takdirde sanatın yorumlanmasından söz edilemez.

Hülasa edecek olursak; sanat, hitap kitlesi bakımından herkes ve hiç kimse içindir. Sanatın toplum için olması "herkes"i ifade etse de sanatın sanat için olması "hiç kimse"yi tam olarak karşılamaz. Çünkü sanat için yapılan sanat; seçkin, entelektüel bir zümreye hitap edebilir. Bu bakımdan sanat, hem sanat için hem de toplum içindir demek yanlış olmaz ama eksik kalır.

Hedef kitlenin anlaması bakımından ise bir eser hem anlaşılmak hem anlaşılmamak ve yahut her ikisi için de yazılabilir. En uygun ve edebi bakımdan güçlü olanı her ikisi için de yazılandır. 

Edebiyatçılar tarafından yapılmış, gruplaşmalara ve farklı edebi anlayışlara zemin olmuş bu tartışmaya kendi bakış açımla yaklaşmaya çalıştım. Konu ile ilgili düşünceleriniz ve eleştirileriniz benim için son derece önemli. Okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim.

Yazan: İbrahim Kavas

Feraset ve Basiret

 


Sen yanılgılar eşiğinde debelenen insan seslerinin aksettiği bir aynasın. Aynaya çarpanlar arasında gerçek dalgaların bulunması gerçekle karışık yalan söylendiğini vehmini uyandırmasın. Saf ve düzenbaz çehresiyle insanlar aldatmanın kucağına düşmüş gibidirler. Külhanbeyinin tükürüğü ile yerde kasılıp gevşeyen kurtçuklar gibi. Kelimeler hiç yerli yerinde değil. Saçların düzenliliğine rağmen yüzlerin o çok bilmiş, kabaca, sırıtkan, konuşmakla yorulmuş çenenin politik gözeneklerden oluyormuş izlenimi veren hücrelerinin uyum ve ahengi alaya almak için sarfetmeleri gereken çabanın ne kadar az olduğu besbelli. Son cümleyi anlaşılmasın diye kurduğumu söylemeseydim seni ciddi bir şey söylediğim yanılgısına düşürebilirdi. Şimdi söylemiş olduğumdan emin değilim. Söylemeden söylemekte diyebilirsin. Ne saçmalıyor bu dediğini duyar gibiyim. Öyleyse sana biraz Makyavel'den bahsedip Büyük Frederikten bahsetmeyeceğim. Zihnin uyanık olması kavrama yeteneğinin kuvvetli olması anlamına gelen feraset kelimesini duymuşsudur. Hepinizin duyup çok azımızın sahip olduğu kabiliyet. Çünkü diyor Makyavel "herkese görmek fırsatı verilmiştir, oysa pek azına feraset bahşedilmiştir." Ve herkesin görüp çok azının hissedebildiğini söyler. Benzer bir sözü Baltasar Gracian'ın Akıllı Yaşama Sanatı eserinde görebilirsin. Çok az insan özü gördüğünü, birçoğunun sadece dış görünüşe baktığını söyler. Basiret ile feraset arasında güçlü bir alaka olduğunu bilmelisin yine Makyavel insanların, basiretsizliklerinden görünüşteki iyiliğin altında yatan gizli zehrin farkına varamadığını zehri ancak vücuttaki hummalı bir ateşten sonra yani iş işten geçtikten sonra farkedebildiklerini söyler. Ve basiretli olabilmenin yolunun büyük adamların yolunu takip etmekle mümkün olabileceğini ekler. Buradaki sır büyük; adamları, büyük adam yapanın onlarda cem olan basiret, feraset ve fazilet gibi yüksek kuvvetlerin güçlü ve birarada olmasıdır. Bu karmaşada büyük adamı bulmanın ne kadar zor olduğunu da bilmen gerekir. Bu da yine senin basiret ve ferasetinin çokluğuna bağlıdır. Gördüğün gibi herşey bu iki kelimede saklı; basiret ve feraset.

Evet bahsedeceklerim bitti ama şunu unutma bu vesileyle sana üç tane de kitap tavsiye etmiş oldum. Dur sen yorulma;

1-Machiavelli — Hükümdar

2-Büyük Frederik — Antimakyavel

3-Baltasar Gracian — Akıllı Düşünme Sanatı


Yazan: Ömertalha

Herkes çok mu zeki ne?



 İnsanlar 

ah o insanlar ne çok şey biliyorlar öyle 

Bana sende beyin yok diyen de var 

çok zekisin diyen de var 

çabalamadığımı sananlar da...

Araftayım 

mesela kimliğini evde unutmuş ardından da hafızanı kaybetmişsin gibi 

"kimim ben" "hangisiyim ben" 

Aslında haklılar yok bende beyin filan.

Hep paslanmış bana yenisi gerek

Örnekler vereceğim ardı sıra oradan oraya atlayıp bitireceğim yazımı bir anda 

öyleyimdir ben

dengesiz

İnsanlar bir anda bir noktaya dalar. Dalıyorsa vardır bir düşündüğü 

hatta "ne düşünüyorsun" deriz. 

Peki ben? Ben daldığımda? 

Hiçbir şey düşünmüyorum boş boş bakıyorum aynı noktaya

- "ne düşünüyorsun" derler

- "hiç"derim 

inanır mısın hiç afallamıyorlar. 

Alışkanlıklar bazen zor şey oluyor.

Alışılmış şeydir insanın düşünse de düşünmese de "hiç" demesi

Dedim ya öyle bir soru varsa o soruyu tetikleyen bir eylem gerekir. 

Peki benim için?

Ben ne düşünüyorum? 

Düşünüyorum da haberim mi yok? 

Kendimi aptal gibi hissediyorum. Kandırılmış, kaybolmuş, aciz bir aptal.



REKLAMLARkendiBloğum





Hepimiz zamanın her birimiz için aynı miktarı belirttiğini düşünüyoruz. Kimse bakmıyor çevresine. Hangi annenin evlat acısı çektiği zamanla, sınav kazanın sevinci mukayese edilebilir?
Zaman her birimiz için farklı akıyor, ve biz çevremize bakmadığımız gibi bir de gözlerimizi kapatıyoruz. Sevinçlerimizi paylaştıklarımız üzüntülerimizde yok diye mi bilinmez...
Lakin herkes yalnız olduğundan yakınır. Yalnızken geçen zamandan, yalnızlık ezgisinin melodisinden bahseder. Yalnız bir 

Korku Nelere Engel



Bazen içimizde anlatmak istediğimiz onca konu birikiyor. Ama maalesef söze nasıl gireceğimizi bilmediğimiz için o konular birer kargaşalara dönüşmeye başlıyor. Bu yazıda öyle birikmişliklerin kargaşalığını okuyacağız...
Bu kargaşalığın başlangıcında korku vardır. Çünkü korku, insanı hep bir tereddütle baş başa bırakır. İnsan korkunun neye engel olacağını nereden bir nefes eksilticeğini bilemediği için hayat boyunca "acaba şöyle yapsam mı?" Diye hep aklından geçirir. Eğer korkuları ağır basarsa hemen geriye adım atmaya başlıyor. Hatta bazen soluksuz bir kaçış içerisindedir. Böylelikle niyetlendiği durum karşında mağlup olmaya başlıyor. Hayat boyunca korku karşısında bir çok kez yenilen insan korkmaktan bir adım dahi geri adım atamıyor. Bunun yanında tecrübelerimizin bize onlarca kez gösterdiği bir gerçekliğimiz var. "Korkmanın kötü tarafı korktuğunun başına gelmesidir."

 Kargaşa burada başlıyor.
Bu nedenle korkmamak gerekir. Ama sanırım bu pek mümkün değildir. İster istemez durduk yere bir endişe sarıyor bizi... Bu tüm umutları birazcık hırpalar, hırpalandıkça umutlarımız için korkular baş göstermeye başlıyor. Sonra işte aksiler ard arda etrafımızı kuşatıyor. Sanki korkmasakta bir çok olumsuzlukla karşılaşmasak gibi bir düşünce kaplıyor zihnimizi... Belki de öyledir. Korkmasak olumsuzluklar yaşanmayacak, bilmiyoruz. Ama şu kadarını biliyoruz. Korkular baş göstermeye başladıkça içimizdeki kaybetme duygusu daha ağır basıyor.

İçinde bulunduğumuz kargaşalardan ne kadar kurtulacağımızı bilmiyorum. Ama korkuyu kangrenleşmiş bir organa benzetmek pekte yanlış olmaz diye düşünüyorum. Korku tıpkı kangren olmaya yüz tutmuş bacağın kesilmemesi halinde tüm vucüdu intihara sürüklemesi gibi bir şeydir. Zamanında korkulara müdahale edemezsek büyük ihtimalle çoğu şeyimizi kaybetmeye başlayacağız...

korku kargaşalığının bir kısmından sıyrılmak için ne kadar etkili olacağını bilmeden şu küçük tavsiyede bulunabilirim. Ertelemeyin, daha sonra yapacağım demeyin, karşılığında gururum kırılır mı, başıma bişey gelir mi? Bu gibi kaygılarla baş etmenin yolu ertelememekten geçer. Göreceksiniz ki hiç bişey olmayacak... Hadi Endişelerimizi arka bahçede bırakalım ki umutlarımız zedenlenmesin, korkularımız etrafımızı kuşatmasın. Burada bir parentez açayım; Umutlarımızdan kasıt yaşama sevimcimizi öldürmeyelim. Aksi halde yaşamsal sürecimiz içinde her şey mümkündür. Sevenlerimizi, sevdiklerimizi her an yitirebilir. Bağlandığımız her kişi gidebilir, kendimizden bişeyler kaybedebilir ve daha fazlasıyla karşılaşabiliriz. Bunlar yaşama sevincimizi elimizden almaya yetmesin diyorum.

Bunu yapabilecek miyiz? Bilmiyorum. Kendimce bişeyler söylüyorum. Kırıklarımıza iyi gelecek bir şeyler bulmaya çalışıyorum. Ruhumuzu kangrenleşmesine müsade etmeyelim istiyorum.

Yeni Yazılar E-posta adresinize gelsin.

Deve kuşları

 


Yüreğim ağırlaşır sıcak basar enseme 

"Neden?" düşer dilime. 

Nefesim daralır kulağım sağırlaşır dünyaya 

Bir şarkı duyuyorum yeterince sağır olmadığımı anlıyorum. 

"duy beni duy ne olur dön bana dön ne olur aşk dediğin elbet bir yol bulur" 

Eşlik ediyorum ellerimle 

yan masadan bakan abi "ne yaşıyor bu kız" bakışları atıyor. 

Bitişiğimde bir genç gülümsüyor "ayağınla ses yapma" 

Herkes gömmüş başını Deve kuşu misali 

Amaçları belli hayatın keskin kamçılarından kaçmak. 

Hepsi aynı hedefe mahkum "iyi bir meslek sahibi olmak" 

Oysa ben mutlu olmak istiyorum. Bu durum beni sıkıyor boğazımı düğümlüyor. 

Sahi mutluluk neydi? (bu bir sorudur) 

"Hem günahsız hem günahkarsın hayat gibi" 

Bu oyunu sevdiniz mi? 

Ben sevemedim. Sevmediğinden uzaklaşmak gerekmez mi ama nereye? 

Hem hayatın olmadığı bir yer var mıdır??


REKLAMLAR kendi bloğum


© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger