Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Herkes çok mu zeki ne?
deneme Duygular İnsana Dair

Herkes çok mu zeki ne?

H
Moon
Devamini oku →
Deve kuşları
deneme Duygular İnsana Dair Umut ve acının mücadelesi

Deve kuşları

H
Moon
Devamini oku →
Memleket Nere Hemşerim
Duygular Düz yazı İnsana Dair şiir

Memleket Nere Hemşerim

H
Taze kalem
Devamini oku →
Beyazlarımız Nerede?  - Emin Herki
Duygular Düz yazı Umut ve acının mücadelesi

Beyazlarımız Nerede? - Emin Herki

H
Emin Herki
Devamini oku →
Anlatamadıklarımız - Heft Reng
Duygular İnsana Dair Tüm Yazılar

Anlatamadıklarımız - Heft Reng

H
Heft Reng
Devamini oku →
İNCE RUHLULAR ORMANI
Duygular İnsana Dair Tüm Yazılar

İNCE RUHLULAR ORMANI

H
Pınar
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Herkes çok mu zeki ne?

H
Heftreng
schedule5 xul
6510113840082359922
Herkes çok mu zeki ne?
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/herkes-cok-mu-zeki-ne.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj67DuTsWSgqyM51qrB5RPOXVn2pg9Oc9v7x6l40RmhUu61vpD5DQM2SMeKDcWgg9jjRqZG9MS8ssphkIgermNIUC55tNZC3kwHM2Kx692iKlsW3OX1IXGRThyphenhyphenDcnzxfPQERTuDSYL3523T/s0/unnamed.png
Moon


 İnsanlar 

ah o insanlar ne çok şey biliyorlar öyle 

Bana sende beyin yok diyen de var 

çok zekisin diyen de var 

çabalamadığımı sananlar da...

Araftayım 

mesela kimliğini evde unutmuş ardından da hafızanı kaybetmişsin gibi 

"kimim ben" "hangisiyim ben" 

Aslında haklılar yok bende beyin filan.

Hep paslanmış bana yenisi gerek

Örnekler vereceğim ardı sıra oradan oraya atlayıp bitireceğim yazımı bir anda 

öyleyimdir ben

dengesiz

İnsanlar bir anda bir noktaya dalar. Dalıyorsa vardır bir düşündüğü 

hatta "ne düşünüyorsun" deriz. 

Peki ben? Ben daldığımda? 

Hiçbir şey düşünmüyorum boş boş bakıyorum aynı noktaya

- "ne düşünüyorsun" derler

- "hiç"derim 

inanır mısın hiç afallamıyorlar. 

Alışkanlıklar bazen zor şey oluyor.

Alışılmış şeydir insanın düşünse de düşünmese de "hiç" demesi

Dedim ya öyle bir soru varsa o soruyu tetikleyen bir eylem gerekir. 

Peki benim için?

Ben ne düşünüyorum? 

Düşünüyorum da haberim mi yok? 

Kendimi aptal gibi hissediyorum. Kandırılmış, kaybolmuş, aciz bir aptal.



REKLAMLARkendiBloğum

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Deve kuşları

H
Heftreng
schedule5 xul
3113162935739455780
Deve kuşları
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/deve-kuslar.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj67DuTsWSgqyM51qrB5RPOXVn2pg9Oc9v7x6l40RmhUu61vpD5DQM2SMeKDcWgg9jjRqZG9MS8ssphkIgermNIUC55tNZC3kwHM2Kx692iKlsW3OX1IXGRThyphenhyphenDcnzxfPQERTuDSYL3523T/s0/unnamed.png
Moon

 


Yüreğim ağırlaşır sıcak basar enseme 

"Neden?" düşer dilime. 

Nefesim daralır kulağım sağırlaşır dünyaya 

Bir şarkı duyuyorum yeterince sağır olmadığımı anlıyorum. 

"duy beni duy ne olur dön bana dön ne olur aşk dediğin elbet bir yol bulur" 

Eşlik ediyorum ellerimle 

yan masadan bakan abi "ne yaşıyor bu kız" bakışları atıyor. 

Bitişiğimde bir genç gülümsüyor "ayağınla ses yapma" 

Herkes gömmüş başını Deve kuşu misali 

Amaçları belli hayatın keskin kamçılarından kaçmak. 

Hepsi aynı hedefe mahkum "iyi bir meslek sahibi olmak" 

Oysa ben mutlu olmak istiyorum. Bu durum beni sıkıyor boğazımı düğümlüyor. 

Sahi mutluluk neydi? (bu bir sorudur) 

"Hem günahsız hem günahkarsın hayat gibi" 

Bu oyunu sevdiniz mi? 

Ben sevemedim. Sevmediğinden uzaklaşmak gerekmez mi ama nereye? 

Hem hayatın olmadığı bir yer var mıdır??


REKLAMLAR kendi bloğum


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Memleket Nere Hemşerim

H
Heftreng
schedule5 xul
111706915448789627
Memleket Nere Hemşerim
https://bende-varim.blogspot.com/2021/07/memleket-nere-hemserim.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjq_2x0UbLkCgdKwOPdLjZBzv-FPmL59nK6JKSw4MtOT9n9s_kHKmYbMf02jfqafgntEp4yOBeDgoFE7G5oHCsBn0cG1EzcZG51yyT1CtBHGatJEbDznC6CG5GRWW6iajWteYe8mUOwLLal/s320/389-mj-1040-kut-eye.jpg
Taze kalem

  







 İnsan nerelidir sence? Neresidir vatanım diyip hayalinde büyüttüğü topraklar






Doğduğu yer mi? Yoksa doyduğu yer mi? Nüfus cüzdanında kütük diye yazan köy mü? Sahi gitmese de görmese de sırf dededen kalma bir yer var diye o köy bizim köy müdür? İnsan kültürünü, huyunu, suyunu kaybettiği bir yere ait olsa ne olur ki zaten?    Anasının atasının olduğu yer mi yoksa ölüp kabre girdiği yer mi? 

  Nefes aldığı yer midir vatan yoksa nefesin kesildiği yer mi? Kalbin sevgiyle dolduğu yer mi yoksa kalbin sekteye uğradığı mı?

  Her taşına dizlerimizin kanı bulaşan sokaklar mıdır bize ait olan yoksa şehit kanıyla sulanan topraklar mı? 

  Her nerede bir can ağlıyorsa yüreğim oralı olur diyen şair mesela; nerelidir acaba?

  Ana vatanında yapayalnız kalmış bir goncagül bittiği toprağa mı aittir? Ya da hiç bilmediği sofralarda ana-baba ayrı can kardeşini bulan gurbetçi mi gurbet elleri vatan diye bağrına basar?    Ayrıca niçin takılır ki insan nereli olduğuna? Bir kara toprak değil midir herkesin aslı? Ne farkeder ki toprağın rengi? Bozkırda yananla Trakya’da pişen Ege'de mutlu oluyorsa ne önemi vardır ki nüfusta yazan mahallenin?


 Ben Bosna'lıyım mesela; hani nerede ailem atam? Nerede sokaklarında top oynayıp ip atladığım Saraybosna? Sıra arkadaşım Kerkük'lü. Irak’la hiç bir bağı olmayan insanların attığı bombalarla kaybetmiş ailesini. Ne ev kalmış geriye, ne aile.. Nereli şimdi o? Nereyi anıp özlemeli memleketim diye?

  Bir Rum ve bir Türk ya da bir Çerkez yanyana yaşarken huzur içinde yüzyıllardır, kim diyebilir ki onlara, siz yabancısınız diye? Fethe katılan Osman Ağa'nın torunu mudur buranın asıl sahibi yoksa bir kaç nesildir burada yaşayan Urfa'lı Hacı Yusuf mu? Hangisidir ev sahibi? Kimdir bu toprakların asıl sahipleri? Gaziler mi, şehitlerin geride bıraktıkları mı yoksa evinden yurdundan sürülüp bilmediği bir memlekette bilmediği bir dili konuşmak ve yaşamak zorunda olanlar mı?

  Şimdi söyle bakalım; senin memleket nere hemşerim?


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Beyazlarımız Nerede? - Emin Herki

H
Heftreng
schedule5 xul
285095927373774425
Beyazlarımız Nerede? - Emin Herki
https://bende-varim.blogspot.com/2021/07/emin-herki-beyazlarmz-nerede.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhAgmFHgJ8C2pZaC40D4LOAEENN5ZR1lBcl7Ngeb-8q7dPQEUx-A1PuTV8v80__zey6qSKL2K0Ku0xKl9reixvZEYyFkOv8PTwRWopOAzC39X99ZsRS0Tvbs6qpgLcbjREB-r6BXMuJX4Q/s1600/1626872181873091-0.png
Emin Herki


Başlamak hiç bu kadar zor olmamıştı bir cümleye. Hiç bu kadar yormamıştı elimi yazmak istemeyen kalem..
Bu kadar zor değildi eskiden.
Yormazdı kağıdı kalem...
Kelimelerin anlamı bu kadar basit değildi sahiden.
Daha güzeldi eskiden, dinlerdik, duymadığımızı ısrarla sorardık, kaçırmak istemezdik hiçbir harfini karşındakinin..
Şimdi, düşüyor ünlü seslerimiz kelimelerden, ünlülerimiz düşünce, sessizleşiyoruz yavaş yavaş..
Rengimiz soluyor, kapatıyor etrafımızı bir siyah, dağıtamıyoruz,beyazlarımız nerde?
Sonra düşüyor gözlüklerimiz,
Siyahlaşıyoruz, karşımızdakini göremeyecek kadar siyaha bürünüyoruz.
Karşımızdakini görmeyince, bizim için yaptıklarını da göremiyoruz.. Siyah her yer, elimizi uzatsak tutarız ama göremiyoruz. Beyazlarımız nerde?
Soğuyoruz sonra,
kaybediyoruz sanıyoruz, sanarak kaybediyoruz, düşüyor ünlü seslenişlerimiz cümlelerimizden, tutamıyoruz.. Etraf yapılanları göremeyeceğimiz kadar siyah, seçemiyoruz istediklerimizi, göremiyoruz beklediklerimizi..
Eskiyoruz sonra,
Benzimiz soluyor, kabulleniyoruz olmazları, alışmaya adım atıyoruz, düşen yerlerimizi doldurmaya çalışıyoruz, siyahları kabulleniyoruz, onlarla yaşamayı göze alıyoruz, renklere ilk defa el sallıyoruz, elveda diyoruz. Siyahlanıyoruz gözbebeğimize kadar, siyah görüyoruz. Beyazlarımızı unutuyoruz...
Alışıyoruz sonra,
En kötü yere geliyoruz, unutuluşa hazırlanıyoruz, unutmaya hazırlıyoruz, unutmaya mahkum etmeye bırakıyoruz, renklerimize kefeni giydiriyoruz..
Beyazlarımızı unutuyoruz, beyazlarımız kayboluyor, beyazlarımız diye bir şey olduğunun farkına varmadan daha beyazlarımızı siyahlara bürüyoruz.
Otlaşıyoruz sonra,
Artık bittiği yere varıyoruz her şeyin, sadece nefes almak için yaşıyoruz, sadece gözlerimiz açık, ruhumuz başka yerde bedenimiz başka serde, gözümüz ayrı kentte, kalbimiz farklı divanda, aklımız uzaklarda, hayallerimiz siyahlarımızda boğuluyor.. Beyazlarımızı unutuyoruz..
Geriye bir şey kalmıyor,
Ne renklerimiz, ne ünlü seslenişlerimiz, ne tebessümlerimiz, ne naif isteklerimiz kalıyor geriye.. Artık hiçbir şey istemiyoruz, sadece olduğu gibi bırakıyoruz, eski heyecan olmayınca gerek de duymuyoruz.. Mesafeler ile yabancılaşıyoruz..
Söyleyemediğimiz sözlere emanet ediyoruz, veda ediyoruz nefes almaya, elveda diyoruz her şeye. Veda ediyoruz sessizce, siyahça, en son vedamız bile simsiyah kalıyor, veda diyoruz, elveda diyoruz, kenti bırakıyoruz, her şeyi bırakıyoruz...
En kötüsü beyaz tek bir noktamız kalmıyor,
Ve en son cümlelerimizi söylüyoruz en son cümle...
Beyazlarımız nerde?
Beyazlarımız nerde?
Beyazlarımız nerde?
(Hasan Özses e ithafen

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Anlatamadıklarımız - Heft Reng

H
Heftreng
schedule5 xul
4745748951234312158
Anlatamadıklarımız - Heft Reng
https://bende-varim.blogspot.com/2021/07/anlatamadklarmz-heft-reng.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgtiG-XaCoFhiu3YZ2FZtma1DX8456MXrWdLBUU6wCb8GwCTmLaG6KsJK6xW6JhfjRXYSey-ebRSM24GgSiuwIDCCL3l1ZTioIQh8zI08fT0uC6I7K4jtTtpGBQZkQA3sKVqb7tA5IlFIyl/w200-h200/IMG_20200526_143724_479.jpg
Heft Reng

 


Gökyüzü çoktan ışıklarını saldı

Ay geceye misafir gibi

Gökyüzünden bir haber,

Karanlık çok karanlık

Hislerim, kalbim farklı durmuyor

Geceden;

Durup öylece dalmışım...

Neden kelimeler onlara en ihtiyacımız olduğu zamanlarda boğazımıza düğümlenir

Ve yazdığım misralar...

Neden anlatmak istediğimden uzakta

Çok uzakta

Bana bile yabancı (şiir: heft reng)

Çoğu zaman anlatmaktan öteye, anlatamadığımızı ancak anlatabiliyoruz. Bunun nasıl bişey olduğunu biliyoruz. Az çok hepimizin başına gelen durumdur. Güvendiğimiz kelimelerin bizi yüz üstü bıraktığı anlar, dilimizin döndüğü her kelimenin içinde bulunduğumuz anı anlatmaması, anlatmak istediklerimize karşılık bulamamak, dokunduğumuz her cümlenin bizi farklı bir konuya sürüklemesi, Anlatamadıklarımız böylece yabancılaşıyor bize, bunun için anlatamadığımızı ancak anlamlandırıyoruz. Tabi bunun içinde karşımızdakinin sezgisel olarak ne demek isteyeceğimizi anlaması gerekir. Yoksa tüm çabalarımız bir anda boşa gider.

Yazdığım şiire gelecek olursam; o gün içimde hırpalanmış bir kalp taşıyordum. Ve hislerim, kalbim gece gibiydi. Misafir bir ay var olmasına rağmen dünyamdan bakınca ay misafir değildi. Gökyüzünün karanlık haberi pekte teselli edecek cinsten değildi. Zaten teselli de kaldıramazdım. Anlatamayışlarım sürüyordu ben susuyordum. Doğrusu anlatacaklarıma kimseler bulamadığım gibi; kelimeler boğamızda düğümlenip sesimi kısıyordu. Bir cümle kuruyorsun içinde; içinde olmasına rağmen anlatmak istediğinden uzak kalıyor

Anlatamadıklarımız bir tarafa atıyorum. Üç yıl öncesine ait bu şiirle ancak o günkü ruh halimin tarifini yapabilirim. Bu karmaşık cümlelerimle ancak buna benzer ruh hallerimizi anlamlı kılabiliriz. Ancak bunu yapabilirim. Ve anlatmak isteğimi anlamlı kılmışsınız umarım.

Yoksa tüm çabalarım boşa gider...


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

İNCE RUHLULAR ORMANI

H
Heftreng
schedule5 xul
7925822925791000389
İNCE RUHLULAR ORMANI
https://bende-varim.blogspot.com/2021/07/ince-ruhlular-ormani.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiDoGlmqrnnYZdOptAT-C4BysHLvoPBJblcwDdiEFMZUKl1Ij7eEOkFW-dWYE7jppQw0L9FCaaAoApgIJqdmHJOeieNyaqqHBHRH7FIPs3yWYqIKeKgsr4q6gSZ9d_ARUCgIbKS1LUp8qcJ/s1600/1626729868001869-0.png
Pınar
 İnce ruhlu insanlar hem empatik hem sempatiktir. Empati duygusu gelişmiştir çünkü karşısındakini çok iyi anlar, sempatiktir (Bir kavram yanılgısını gidermek istiyorum,  sempatik kelimesi bilimsel olarak duygudaşlık demektir)   
çünkü karşısındakini anlamakla kalmayıp aynı duyguları derinden hissederek o kişinin duygu ve düşünceleri ile özdeşleşirler. Ender bulunur ince ruhlu insanlar. Gözleri ile kalpleri arasında derin bir bağlantı vardır. Kalpleri beyazın en beyazı, niyetleri gökkuşağının 7 renginden daha renkli... Siyahın içinde bile karanlıkta kaldıklarını düşünmezler illa bir ışık bulurlar, ne olursa olsun kimseyi karanlıkta bırakmayı da hiç düşünmezler.

 İnce ruhlu insanlar kin gütmezler bu yüzden kimseyi düşman ilan etmezler, kimseyi rakip olarak da görmezler.
Kendilerine ayna tutarlar, Mevlana'nın kendini gerçekleştirmesini ilke edinip sürekli kendilerine - iç alemlerine bakarlar. İnsanları olduğu gibi değil olmadığı/olamayacağı gibi kabul ederler. Çünkü ince ruhlu insanlar için esas mesele budur. Kimseyi değiştirmeye çalışmazlar. Ya kendilerini değiştirirler ya da ortamı - durumu... Gerçeği hızlıca kabullenirler, önyargısızdırlar. Gözlerinden yaş hiç eksik olmaz zira samimi gözyaşı ile merhamet arasındaki derin bağlantıyı bilirler. 

İnce ruhlu insanlar kimseyle yüzeysel bir ilişki kurmazlar, bakışları bile derindir. Hassas ruhları, sezgileri ve karşısındakini anlama isteği bir araya gelince aslında ince ruhlu insanların normal insanlara oranla kendilerini gerçekleştirme yolunda daha üst seviyede olduğu kabul edilmelidir. Belki bu şekilde bir nebze olsun iade-i itibar vermiş oluruz.

Güçlü, derin, inançlı oluşları ile önlerine çıkan her engele karşı engele takılmamaktan ziyade engeli en doğru şekilde aşmayı önemserler. Alacakları hasarın boyutunu hesaplamazlar. Kalben doğru yolda yürümeyi daha mantıklı daha insancıl bulurlar. Engeli aşarken kimseye zarar vermemek gerektiğinin bilincinde olurlar. Kimseyi kendi çıkarları için kullanmazlar,  kimsenin kimseyi kullanmasına da göz yummazlar. İnce ruhlu insanlar fazla anlayışlı, fazla sabırlı,  fazla empatik olduğu için ve mamafih normal insanlara göre daha üst basamakta oldukları için karşılarındaki insanlar ince ruhlu insanları kırar, döker ve anlamazlar. İnce ruhlu insanlar o kadar naiftir ki buna bile kızmazlar. Zira Kafka'nın arkadaşına dediği gibi 'beni kırmana - üzmene izin verdiğim için kendimden özür dilerim' modundadırlar. Ama asla pişman olmazlar. NE SEVDİKLERİNDEN NE DE YAPTIKLARI İYİLİKLERDEN NE DE SARDIKLARI YARALARDAN...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Herkes çok mu zeki ne?



 İnsanlar 

ah o insanlar ne çok şey biliyorlar öyle 

Bana sende beyin yok diyen de var 

çok zekisin diyen de var 

çabalamadığımı sananlar da...

Araftayım 

mesela kimliğini evde unutmuş ardından da hafızanı kaybetmişsin gibi 

"kimim ben" "hangisiyim ben" 

Aslında haklılar yok bende beyin filan.

Hep paslanmış bana yenisi gerek

Örnekler vereceğim ardı sıra oradan oraya atlayıp bitireceğim yazımı bir anda 

öyleyimdir ben

dengesiz

İnsanlar bir anda bir noktaya dalar. Dalıyorsa vardır bir düşündüğü 

hatta "ne düşünüyorsun" deriz. 

Peki ben? Ben daldığımda? 

Hiçbir şey düşünmüyorum boş boş bakıyorum aynı noktaya

- "ne düşünüyorsun" derler

- "hiç"derim 

inanır mısın hiç afallamıyorlar. 

Alışkanlıklar bazen zor şey oluyor.

Alışılmış şeydir insanın düşünse de düşünmese de "hiç" demesi

Dedim ya öyle bir soru varsa o soruyu tetikleyen bir eylem gerekir. 

Peki benim için?

Ben ne düşünüyorum? 

Düşünüyorum da haberim mi yok? 

Kendimi aptal gibi hissediyorum. Kandırılmış, kaybolmuş, aciz bir aptal.



REKLAMLARkendiBloğum

Deve kuşları

 


Yüreğim ağırlaşır sıcak basar enseme 

"Neden?" düşer dilime. 

Nefesim daralır kulağım sağırlaşır dünyaya 

Bir şarkı duyuyorum yeterince sağır olmadığımı anlıyorum. 

"duy beni duy ne olur dön bana dön ne olur aşk dediğin elbet bir yol bulur" 

Eşlik ediyorum ellerimle 

yan masadan bakan abi "ne yaşıyor bu kız" bakışları atıyor. 

Bitişiğimde bir genç gülümsüyor "ayağınla ses yapma" 

Herkes gömmüş başını Deve kuşu misali 

Amaçları belli hayatın keskin kamçılarından kaçmak. 

Hepsi aynı hedefe mahkum "iyi bir meslek sahibi olmak" 

Oysa ben mutlu olmak istiyorum. Bu durum beni sıkıyor boğazımı düğümlüyor. 

Sahi mutluluk neydi? (bu bir sorudur) 

"Hem günahsız hem günahkarsın hayat gibi" 

Bu oyunu sevdiniz mi? 

Ben sevemedim. Sevmediğinden uzaklaşmak gerekmez mi ama nereye? 

Hem hayatın olmadığı bir yer var mıdır??


REKLAMLAR kendi bloğum


Memleket Nere Hemşerim

  







 İnsan nerelidir sence? Neresidir vatanım diyip hayalinde büyüttüğü topraklar






Doğduğu yer mi? Yoksa doyduğu yer mi? Nüfus cüzdanında kütük diye yazan köy mü? Sahi gitmese de görmese de sırf dededen kalma bir yer var diye o köy bizim köy müdür? İnsan kültürünü, huyunu, suyunu kaybettiği bir yere ait olsa ne olur ki zaten?    Anasının atasının olduğu yer mi yoksa ölüp kabre girdiği yer mi? 

  Nefes aldığı yer midir vatan yoksa nefesin kesildiği yer mi? Kalbin sevgiyle dolduğu yer mi yoksa kalbin sekteye uğradığı mı?

  Her taşına dizlerimizin kanı bulaşan sokaklar mıdır bize ait olan yoksa şehit kanıyla sulanan topraklar mı? 

  Her nerede bir can ağlıyorsa yüreğim oralı olur diyen şair mesela; nerelidir acaba?

  Ana vatanında yapayalnız kalmış bir goncagül bittiği toprağa mı aittir? Ya da hiç bilmediği sofralarda ana-baba ayrı can kardeşini bulan gurbetçi mi gurbet elleri vatan diye bağrına basar?    Ayrıca niçin takılır ki insan nereli olduğuna? Bir kara toprak değil midir herkesin aslı? Ne farkeder ki toprağın rengi? Bozkırda yananla Trakya’da pişen Ege'de mutlu oluyorsa ne önemi vardır ki nüfusta yazan mahallenin?


 Ben Bosna'lıyım mesela; hani nerede ailem atam? Nerede sokaklarında top oynayıp ip atladığım Saraybosna? Sıra arkadaşım Kerkük'lü. Irak’la hiç bir bağı olmayan insanların attığı bombalarla kaybetmiş ailesini. Ne ev kalmış geriye, ne aile.. Nereli şimdi o? Nereyi anıp özlemeli memleketim diye?

  Bir Rum ve bir Türk ya da bir Çerkez yanyana yaşarken huzur içinde yüzyıllardır, kim diyebilir ki onlara, siz yabancısınız diye? Fethe katılan Osman Ağa'nın torunu mudur buranın asıl sahibi yoksa bir kaç nesildir burada yaşayan Urfa'lı Hacı Yusuf mu? Hangisidir ev sahibi? Kimdir bu toprakların asıl sahipleri? Gaziler mi, şehitlerin geride bıraktıkları mı yoksa evinden yurdundan sürülüp bilmediği bir memlekette bilmediği bir dili konuşmak ve yaşamak zorunda olanlar mı?

  Şimdi söyle bakalım; senin memleket nere hemşerim?


Beyazlarımız Nerede? - Emin Herki



Başlamak hiç bu kadar zor olmamıştı bir cümleye. Hiç bu kadar yormamıştı elimi yazmak istemeyen kalem..
Bu kadar zor değildi eskiden.
Yormazdı kağıdı kalem...
Kelimelerin anlamı bu kadar basit değildi sahiden.
Daha güzeldi eskiden, dinlerdik, duymadığımızı ısrarla sorardık, kaçırmak istemezdik hiçbir harfini karşındakinin..
Şimdi, düşüyor ünlü seslerimiz kelimelerden, ünlülerimiz düşünce, sessizleşiyoruz yavaş yavaş..
Rengimiz soluyor, kapatıyor etrafımızı bir siyah, dağıtamıyoruz,beyazlarımız nerde?
Sonra düşüyor gözlüklerimiz,
Siyahlaşıyoruz, karşımızdakini göremeyecek kadar siyaha bürünüyoruz.
Karşımızdakini görmeyince, bizim için yaptıklarını da göremiyoruz.. Siyah her yer, elimizi uzatsak tutarız ama göremiyoruz. Beyazlarımız nerde?
Soğuyoruz sonra,
kaybediyoruz sanıyoruz, sanarak kaybediyoruz, düşüyor ünlü seslenişlerimiz cümlelerimizden, tutamıyoruz.. Etraf yapılanları göremeyeceğimiz kadar siyah, seçemiyoruz istediklerimizi, göremiyoruz beklediklerimizi..
Eskiyoruz sonra,
Benzimiz soluyor, kabulleniyoruz olmazları, alışmaya adım atıyoruz, düşen yerlerimizi doldurmaya çalışıyoruz, siyahları kabulleniyoruz, onlarla yaşamayı göze alıyoruz, renklere ilk defa el sallıyoruz, elveda diyoruz. Siyahlanıyoruz gözbebeğimize kadar, siyah görüyoruz. Beyazlarımızı unutuyoruz...
Alışıyoruz sonra,
En kötü yere geliyoruz, unutuluşa hazırlanıyoruz, unutmaya hazırlıyoruz, unutmaya mahkum etmeye bırakıyoruz, renklerimize kefeni giydiriyoruz..
Beyazlarımızı unutuyoruz, beyazlarımız kayboluyor, beyazlarımız diye bir şey olduğunun farkına varmadan daha beyazlarımızı siyahlara bürüyoruz.
Otlaşıyoruz sonra,
Artık bittiği yere varıyoruz her şeyin, sadece nefes almak için yaşıyoruz, sadece gözlerimiz açık, ruhumuz başka yerde bedenimiz başka serde, gözümüz ayrı kentte, kalbimiz farklı divanda, aklımız uzaklarda, hayallerimiz siyahlarımızda boğuluyor.. Beyazlarımızı unutuyoruz..
Geriye bir şey kalmıyor,
Ne renklerimiz, ne ünlü seslenişlerimiz, ne tebessümlerimiz, ne naif isteklerimiz kalıyor geriye.. Artık hiçbir şey istemiyoruz, sadece olduğu gibi bırakıyoruz, eski heyecan olmayınca gerek de duymuyoruz.. Mesafeler ile yabancılaşıyoruz..
Söyleyemediğimiz sözlere emanet ediyoruz, veda ediyoruz nefes almaya, elveda diyoruz her şeye. Veda ediyoruz sessizce, siyahça, en son vedamız bile simsiyah kalıyor, veda diyoruz, elveda diyoruz, kenti bırakıyoruz, her şeyi bırakıyoruz...
En kötüsü beyaz tek bir noktamız kalmıyor,
Ve en son cümlelerimizi söylüyoruz en son cümle...
Beyazlarımız nerde?
Beyazlarımız nerde?
Beyazlarımız nerde?
(Hasan Özses e ithafen

Anlatamadıklarımız - Heft Reng

 


Gökyüzü çoktan ışıklarını saldı

Ay geceye misafir gibi

Gökyüzünden bir haber,

Karanlık çok karanlık

Hislerim, kalbim farklı durmuyor

Geceden;

Durup öylece dalmışım...

Neden kelimeler onlara en ihtiyacımız olduğu zamanlarda boğazımıza düğümlenir

Ve yazdığım misralar...

Neden anlatmak istediğimden uzakta

Çok uzakta

Bana bile yabancı (şiir: heft reng)

Çoğu zaman anlatmaktan öteye, anlatamadığımızı ancak anlatabiliyoruz. Bunun nasıl bişey olduğunu biliyoruz. Az çok hepimizin başına gelen durumdur. Güvendiğimiz kelimelerin bizi yüz üstü bıraktığı anlar, dilimizin döndüğü her kelimenin içinde bulunduğumuz anı anlatmaması, anlatmak istediklerimize karşılık bulamamak, dokunduğumuz her cümlenin bizi farklı bir konuya sürüklemesi, Anlatamadıklarımız böylece yabancılaşıyor bize, bunun için anlatamadığımızı ancak anlamlandırıyoruz. Tabi bunun içinde karşımızdakinin sezgisel olarak ne demek isteyeceğimizi anlaması gerekir. Yoksa tüm çabalarımız bir anda boşa gider.

Yazdığım şiire gelecek olursam; o gün içimde hırpalanmış bir kalp taşıyordum. Ve hislerim, kalbim gece gibiydi. Misafir bir ay var olmasına rağmen dünyamdan bakınca ay misafir değildi. Gökyüzünün karanlık haberi pekte teselli edecek cinsten değildi. Zaten teselli de kaldıramazdım. Anlatamayışlarım sürüyordu ben susuyordum. Doğrusu anlatacaklarıma kimseler bulamadığım gibi; kelimeler boğamızda düğümlenip sesimi kısıyordu. Bir cümle kuruyorsun içinde; içinde olmasına rağmen anlatmak istediğinden uzak kalıyor

Anlatamadıklarımız bir tarafa atıyorum. Üç yıl öncesine ait bu şiirle ancak o günkü ruh halimin tarifini yapabilirim. Bu karmaşık cümlelerimle ancak buna benzer ruh hallerimizi anlamlı kılabiliriz. Ancak bunu yapabilirim. Ve anlatmak isteğimi anlamlı kılmışsınız umarım.

Yoksa tüm çabalarım boşa gider...


İNCE RUHLULAR ORMANI

 İnce ruhlu insanlar hem empatik hem sempatiktir. Empati duygusu gelişmiştir çünkü karşısındakini çok iyi anlar, sempatiktir (Bir kavram yanılgısını gidermek istiyorum,  sempatik kelimesi bilimsel olarak duygudaşlık demektir)   
çünkü karşısındakini anlamakla kalmayıp aynı duyguları derinden hissederek o kişinin duygu ve düşünceleri ile özdeşleşirler. Ender bulunur ince ruhlu insanlar. Gözleri ile kalpleri arasında derin bir bağlantı vardır. Kalpleri beyazın en beyazı, niyetleri gökkuşağının 7 renginden daha renkli... Siyahın içinde bile karanlıkta kaldıklarını düşünmezler illa bir ışık bulurlar, ne olursa olsun kimseyi karanlıkta bırakmayı da hiç düşünmezler.

 İnce ruhlu insanlar kin gütmezler bu yüzden kimseyi düşman ilan etmezler, kimseyi rakip olarak da görmezler.
Kendilerine ayna tutarlar, Mevlana'nın kendini gerçekleştirmesini ilke edinip sürekli kendilerine - iç alemlerine bakarlar. İnsanları olduğu gibi değil olmadığı/olamayacağı gibi kabul ederler. Çünkü ince ruhlu insanlar için esas mesele budur. Kimseyi değiştirmeye çalışmazlar. Ya kendilerini değiştirirler ya da ortamı - durumu... Gerçeği hızlıca kabullenirler, önyargısızdırlar. Gözlerinden yaş hiç eksik olmaz zira samimi gözyaşı ile merhamet arasındaki derin bağlantıyı bilirler. 

İnce ruhlu insanlar kimseyle yüzeysel bir ilişki kurmazlar, bakışları bile derindir. Hassas ruhları, sezgileri ve karşısındakini anlama isteği bir araya gelince aslında ince ruhlu insanların normal insanlara oranla kendilerini gerçekleştirme yolunda daha üst seviyede olduğu kabul edilmelidir. Belki bu şekilde bir nebze olsun iade-i itibar vermiş oluruz.

Güçlü, derin, inançlı oluşları ile önlerine çıkan her engele karşı engele takılmamaktan ziyade engeli en doğru şekilde aşmayı önemserler. Alacakları hasarın boyutunu hesaplamazlar. Kalben doğru yolda yürümeyi daha mantıklı daha insancıl bulurlar. Engeli aşarken kimseye zarar vermemek gerektiğinin bilincinde olurlar. Kimseyi kendi çıkarları için kullanmazlar,  kimsenin kimseyi kullanmasına da göz yummazlar. İnce ruhlu insanlar fazla anlayışlı, fazla sabırlı,  fazla empatik olduğu için ve mamafih normal insanlara göre daha üst basamakta oldukları için karşılarındaki insanlar ince ruhlu insanları kırar, döker ve anlamazlar. İnce ruhlu insanlar o kadar naiftir ki buna bile kızmazlar. Zira Kafka'nın arkadaşına dediği gibi 'beni kırmana - üzmene izin verdiğim için kendimden özür dilerim' modundadırlar. Ama asla pişman olmazlar. NE SEVDİKLERİNDEN NE DE YAPTIKLARI İYİLİKLERDEN NE DE SARDIKLARI YARALARDAN...

© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger