Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
İnsanların Biriktirdiği Yağmur Taneleri
hayata dair insan Sevgi Tüm Yazılar

İnsanların Biriktirdiği Yağmur Taneleri

H
Heft Reng
Devamini oku →
Bir insan bir insanı tamamlıyordu
insan Özgürlük Sevgi Tüm Yazılar

Bir insan bir insanı tamamlıyordu

H
Heft Reng
Devamini oku →
Kelimelerin boğazda düğümlenmesi
Acı hayata dair Sevgi Tüm Yazılar

Kelimelerin boğazda düğümlenmesi

H
Heft Reng
Devamini oku →
Ruhumuza Üfleyelim
Acı hayata dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

Ruhumuza Üfleyelim

H
Heft Reng
Devamini oku →
Kırılmalara Alışma Tabiri
Acı Anılar Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

Kırılmalara Alışma Tabiri

H
Heft Reng
Devamini oku →
SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ
Acı Aşka Dair hayata dair Hikaye Sevgi

SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ

H
Heft Reng
Devamini oku →
Kalp kaç ritimle atar
Aşka Dair hayata dair Sevgi

Kalp kaç ritimle atar

H
Heft Reng
Devamini oku →
Gerçek  Ne?
Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Gerçek Ne?

H
Heft Reng
Devamini oku →
İlk Karşılaşma (2.bölüm)
Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

İlk Karşılaşma (2.bölüm)

H
Heft Reng
Devamini oku →
İlk Karşılaşma
Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

İlk Karşılaşma

H
Heft Reng
Devamini oku →
Elma kokusunu sever misiniz?
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

İnsanların Biriktirdiği Yağmur Taneleri

H
Heftreng
schedule5 xul
5052070619457161377
İnsanların Biriktirdiği Yağmur Taneleri
https://bende-varim.blogspot.com/2021/08/insanlarn-biriktirdigi-yagmur-taneleri.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgabXQb6rrKaIbprB5K2G756EeBX7jnMHFLzByQ10ubh7AxAZz-rW4xWtdz0-KH2GpT7YXMU9nR3PNGBBON0bApysqFJie-vh2VyjaqP6768CLS5tgAVFlgta8JJnV9Nmg5kOjGOPvt3UQ/w200-h103/Capture%252B_2021-08-08-23-34-54-min.png
Heft Reng

Bulutlar yüklerini kaldıramayınca, yeryüzüne yağmur olarak yağar. Zira insan için de bu durum böyledir. İnsan kendi iç dünyasında dolmaya başlar, bir sürü yükü aynı anda yüklemeye başlayınca taşacak bir liman, tutunacak bir dal, kendisini anlayacak bir dost ister. Tüm bu cümlelerimin üzerine çizikler atarak şöyle ifadeler geliştirmek istiyorum. Artık eskisi gibi güvenecek bir dal, bir insan göremiyoruz. Bu nedenle kendimizi artık bulutlarla kıyaslayacak durumda değiliz. Nitekim, inandığımız her insan bize koca bir hayal kırıklığını yaşatabiliyor. Ve biz artık bulutlar gibi olamayız. İçimizdeki yağmur tanelerini boşaltamayız. Bu ağır yükü kaldırmayı öğrenmeniz gerekecek... Belki de bu yükle yaşamayı öğrenmek gerekecek... 

İfadeler

Öyle sanıyorum ki zaman zaman söylediklerim her şeyi ifade edecek türde değillerdir. İzahını yaptığım bulutların durumu bizimkisine benzer olsun ya da olmasın. Benim için ifadelerin durumu şöyle izah edilebilir. "Bütün ifadelerimi birer birer ipe asarken, içimde yalnız yatan kendimi bir arka bahçeye gömüyordum. Tüm kaçışların efendisine dönüşürken ruhum, bedenim öylece tutsak kalıyor." Ama insan en çok sevdiği durumların esiridir. Bizi tutsak eden gerçek budur. Özgürlüğe olan hayranlığımız ne kadar çok olursa olsun. İçimizde biriktirdiğimiz bir kaç yağmur tanesine boyun büküyor ruhumuz... Duyduğumuz en küçük bir olumsuzluk içimizdeki coşkuyu birden bire koca bir karanlığa sürükleyebiliyor. Bu nedenle bizim durumumuz bulutların durumuyla aynı olamaz.

Şimdi de kendimizle olan yüzleşmeye gelelim.

 Mutlaka bir sürü hüzünle ve olumsuzluklarla karşılaşmışız. Hatta daha acısını da görmüşüz. Ama unuttuğumuz bir gerçeklik daha var. Acaba bizim için geçerli olan bu durum karşısında karşımızdaki insanlara olan yaklaşımlarımız nasıl? Hadi kendi açımızdan bakalım: Bizler ne kadar dürüst ve güvenilir bireyleriz. Sır tutmayı, güven vermeyi, insanlarımızı mutlu etmeyi ne kadar başarabiliyoruz? Evet her birimizin içinde birer burukluk vardır. Ama birlikte bunu neden aşamıyoruz. O samimiyeti, o içtenliği neden kazanamıyoruz? Neden insanlarımızın da ağır birer yüklerini olduğunu unutuyoruz. Ve sadece herkesin bize güzelce yaklaşması gerektiği beklentisi içerisine girerken bu beklentiyi neden insanlarımıza sunmuyoruz. Samimiyetle alıp veremediğiz nedir sizce? Herkesten bizi mutlu etmelerini beklerken, insanlarımıza birer tebessüm göstereremek samiyetimizi sorgulamamızı gerektirmez mi? Ne kadar kabul edersiniz bilmiyorum. Sevgi ve samimiyette biraz karşılık bekliyor gibi... 

 İşin güvensizlik boyutu

 Toplum olarak ters giden bişeylerimiz var.  
  Herkeste vardır bir güvensizlik ve çoğu insandan duymuşsunuz ben artık kimseye güvenmiyorum demeleri... Haklısınız ben de aynı sizin gibiyim artık kimseye kolay kolay güvenmiyorum. Çünkü yüzünüze gülen insanlar arkanızda sizi yerin dibine gömüyordur. Yine sizin arkadaşlarınızla paylaştığınız tüm sırlarınız günü gelmiş size karşı ortağa saçılmışta olabilir. Belki de tek sorun sadece doğru insanı bulamamakta... Değer ve yargılarımızla örtüşemediğini söylediğimiz onca şeyin bize karşı kullanılması elbette bizde güvensizlikleri oluşturacak. Hatta bizi büyük bir yalnızlığa da sürükleyecek. İçimizi yağmur taneleriyle dolduran güvensizlik boyutu budur.

  Genel olarak ters giden bişeylerimiz var. Bütün kavramların içini boşaltmışız nitekim. Bu nedenle, ahlaki gelişimimiz noktasında bir yol alamıyoruz. Bu nedenle burukluklar saracak bizi, kimseye güvenmemeyi ilke edineceğiz. Yaşadıklarımız korkularımız olarak kalacak hayatımızda, yüklerimiz hep bizde yüklü kalacak taki biz yıkılana denk.
  
 

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Bir insan bir insanı tamamlıyordu

H
Heftreng
schedule5 xul
1051450534820305038
Bir insan bir insanı tamamlıyordu
https://bende-varim.blogspot.com/2021/07/bir-insan-bir-insan-tamamlyordu.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhc7cwmh8RW3508vmXtByjsogV6z61443IbwTO6YJ7fJV7CgRuBq_bi2oKGoLOWlRkbfrQ0sXrg5_J_xqSW-Cpq7HyAa38p2YjqU1-DEh8PjNRml7j6TvAvFkoNr6Pa4SHCrEDur1elcdU/w200-h144/indir+%25281%2529-min.jpeg
Heft Reng


Bir insan, bir insanı tamamlıyordu; Biz de hala biraz eksikler vardı. Bir baharla uyanıyorsunuz, uyandığınızı düşler misiniz? Çiçekler açmış ve kelebeksiz. Gökkuşağından mor rengini eksiltin... İçinizi bir huzursuzluk kapladı mı? Bir yerleriniz incildi mi? Eksiklikler tam olarak bunu yapar. Bir boşluğa böyle girilir. 

Bir insan, bir insanı tamamlıyordu; Bülbül küsmüş, güvercin kafese hapsedilmiş, papatyalar birer birer koparılıyor yaşamlarından... Oysa biz bir kelebeğin uçuşunda severdik insanlarımızı, kuşları kafeslefinden azad ederken tutunurduk yaşama, sevgimiz dilden dile öterken dost canlısı bir sarılmayla bulurduk kendimizi...

Ama son zamanların insanları yeryüzünü talan ederken beraberinde sevgilerini ve diğer tüm insanı duygularını da bir hiçe kurban ediyor. Sanıyorum ki bu durumu ancak böyle izah edebilirim. "Tabiata saygısı olmayan kendisine ve insanlığa da saygısı olmazmış." 

Oysa insan sevginin tanımını öğrenmeye başlarken koruyucu kalkanını giymeli. Çünkü içinde yıkmak olan bir eylem sevgiye dönüşemezdi. Oysa sevgi gözlerden sakınmaktı, koruyabilmekti tüm güzellikleri... Şu nedenle severken sevdikleriniz için insanları, canlıları ve tüm tabiatı da sevin. Özgürlüğü uçuşan kuşlarla anımsayalım... Papatyalar ve tüm çiçekler koparılmadan sevgimizin birer süsü olsun... ve tüm güzelliklerle bir insan bir insanı tamamlasın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
  • Takip Et
  • Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Kelimelerin boğazda düğümlenmesi

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    7459642721072931533
    Kelimelerin boğazda düğümlenmesi
    https://bende-varim.blogspot.com/2021/07/kelimelerin-bogazda-dugumlenmesi.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjEbi8Z30n265o-6WPq9_EDC1LfmTSy-iVt3XfOJMQKiWxn_SH_JsQz58JL7A6tLCmLDOMgr4FNO-mOye6fTH9Xy94chlMPJ4fShCZC7eTeBUjzR7SWEOinNMD3JjY8UOQp-QsN6Of-H7c/w166-h200/Capture%252B_2021-03-17-22-29-11-min.png
    Heft Reng



    Son zamanlarda kelimelerin boğazda düğümlenmesinin ne olduğunu çok iyi bir şekilde öğrendim. Bir ah çekip bunu içinde saklamanın ne kadar ağır bir yaraya dönüştüğünü, mekanın içinde hapsolmanın ve tüm hüzünlerin içten içe süzülmesini öğrendim. Başımı yastığa koyduğumda bitmeyen sonsuz tane düşüncenin esirine dönüşürken, kendimle mücadelemde neden galip gelmem gerekeceğini bilmeden amansız bir savaşta ne kadar yorulduğumu fark edemiyorum. 

    Benim için durum böyleyken etrafım da pek iyi değil. Bunu tüm gerçeğimle yaşıyorum. Ve anlıyorum ki acı kişisel olarak yaşadığım bir şey değil bütünüyle etrafımı saran bir şey... Son zamanların kelime darcığına sıkışmış boğazım hiç bir teselliye mahal verecek durum da değil... Öylece her şey kendini bir yokuşa sürüklemeye başlıyor. Her şey sıkıcı ve bunaltıcı bir hal almaya başlıyor... 

    Tüm bu süreçlerin sonunda hala burdayım. Ve bir şey yapacak takat bulamıyorum kendim de... Buna rağmen biraz daha ayağa kalkma vakti olduğunu biliyorum. Onun için şimdi ayağa kalkma vaktidir. Hadi ayağa kalkalım biraz daha fazla kenetlenelim. Geçmeyecek yaraların kabuk bağlamasını beklemeyelim. Gerekirse yaralarımızı biraz daha deşelim... Ama kalkalım yine önce kendimiz için sonra etrafımız için varsın o kelimeler hep düğümlenmiş kalsın. Varsın anlatılmaya ve teselliye yeltenmesin sözcükler ki samimiyetle yaklaştığınız müddetçe etrafinıza tüm sözcüklerden daha fazla şeyi hissettireksiniz. Ve aynı düzeyde kendinizi toparlayamaya vakit bulacaksınız...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Ruhumuza Üfleyelim

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    2880880724945997537
    Ruhumuza Üfleyelim
    https://bende-varim.blogspot.com/2021/06/ruhumuza-ufleyelim.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjoFTjn8-wFpW9T-ulqKfBgUMKERbTxVNkKEFiTrdcyQMT0aSHdA_25cmSO6EIPaU3AVTsTIFEV9BwcgOau8kT8ZIoXK6RCGI49GJRVmZ04zzY-maSwSVsIvssWYuFrt3xK4S93bUnOGk8/w200-h149/Capture%252B_2021-07-03-20-44-17-min.png
    Heft Reng



    İnceden ruhumuza üfleyelim, hayallerimiz sınırlarımızı aşmaya başlasın... Bugün doruklarımıza kadar özgürlüğü hissedelim. Bir köşeye geçip utangaç çocuk edasıyla dizlerimizin uzerine çökmeyelim. Şımarık çocuk edasıyla özgüvenimizi gösterelim etrafımıza... Paslı ruhumuza üfleyelim, paslı zerrecikleri bir yerlere savuralım. Asık suratimize, tatlı gülümsemeler çizelim... Etrafımıza bir bakalım. İnsanlarımıza tebessümler sunalım, Bir çember oluşturalım, etrafına güzel insanlar biriktirelim buna sevgi çemberi diyelim...

    Nitekim bizim en çok sevgiye ve kuracağımız o çembere ihtiyacımız var. Hayat öyle ki beraberinde hep olumsuzlukları getiriyor. Bizi tüm aksiliklere karşı kurtacak olan güç kurduğumuz o güçlü insan ilişkileridir. Bağlarımız ne kadar güçlü ise aksiliklere karşı mücadelemiz o denli başarıya ulaşır. Bazı anlarımız olacak. Herşey anlamını yitirmeye başlayacak. Nefes dahi alamayacak durumlarımız olacak... Uykularımızı kaçıracak türden kabuslarımız olacak. Ve gecenin yalnızlığında bol bol düşünme zamanlarımız olacak... Belki de o an için durumun içinden sıyrılamayacağız. Geçmeyecek düşüncesi hakimiyetini ilan etmeye başlayacak... Acı her zerremize işlemeye başlayacak. Kayıplarımız olacak, bizden bir çok şey eksilmeye başlayacak.... Hayatın acı tablosu karşısında yenik düşeceğiz... Velhasıl tarifine yetmeyecek tüm kelimelerin çaresizliği karşındaki acizliğimiz baş gösterecek...

    Bu noktadan sonra bir ama demek gerekiyor. Sığındığımız tek teselli olan zamana yenik düştüğümüz bu durumun geçmesini beklemiyorum. Amayı sürdürerek insanın içinde olan sabır duygusuna güveniyorum. Ve şunu diyorum. İnsan alışır herşeye... İşte alışmayı bekleyeceğiz. Ruhumuza biraz üflediysek ve kendimizle birazcık yüzleştiysek şimdi yeniden ayağa kalkma vaktidir.

    Oluşturduğumuz o sevgi çemberine dahil olalım. Sıkı sıkı geri kalan sevdiklerimize sarılalım. 

     Dediklerime hepiniz dahilsiniz. Acizliğimizi kabul edelim. Acımızı en son damlasına kadar yaşayalım. İçimizde yaşanan her ne ise sonuna kadar özgürce yaşayalım. Ama kalkmasını da bilelim. Bunu başarabiliriz bu bizim elimizde... İnsanlar olumsuz düşünmeye başladıklarında, ardı ardına olumsuzluklar başlar. Bir tür hastalık gibi, önce kendimiz için sonra sevdiklerimiz için başarmaya inanmak gerekir. 
     
    Bizler iç dünyamızın dışımızla temasından korkuyoruz. Sonra içimiz nem kapmaya başlıyor. Bir anlık bu durumu kaldıramayışımızla içimize hapsettimiz o ruhu yaşamaya başlıyoruz. Bunu yapmamalıyız. Öyle bir inançla tutunalım ki hayata, inandığımız yaratıcıya ona iman ettiğimizi ispatlayalım... Sevgiyle kalın...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Kırılmalara Alışma Tabiri

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    6664366109974738368
    Kırılmalara Alışma Tabiri
    https://bende-varim.blogspot.com/2020/12/krlmalara-alsma-tabiri.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEifbH3ag-LlTOrgu004_PVht2DCqjutdtJzhncGZEhpcaHOsV6L-IKdFEgtqtDBfCtSC5SOHCIEbyMyv4_7gu26QhoFujpWYQ9XzG45TyyaP0husPAwtkeakRqI28QFgFuohHBCId4rdv0/s320/Capture%252B_2020-12-01-20-22-42.png
    Heft Reng



     Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor. 

    Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda...

    Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine sığınma ihtiyacı duyuyor." Ve sanırım insan en çokta kendine kırılıyor bu kırıklarıyla yine bir şekilde baş etmeye çalışıyor. Zamanın talihsizliği burda başlıyor. Koca bir sır ne yapsakta bir türlü çözemiyoruz. Oysa zamanın sır olarak sakladığı geçmiş ve gelecekler bizde hep bir düş kırıklığı var etmeye yetiyor. Zamanın sırrını çözeniniz var mı acaba? Günün birinde susmaya yüz tutarsa kelimeleriniz susmayın. Sustuğunuz her an için kendinizi ızdırap içinde bulacaksınız. Lakin ne zaman susmaya başlasam;
    "O zaman bir yerlerim acımaya başlıyor.
    Bu yüzden benim susmamam gerek..." Sizde susmayın. Belki hüzünleriniz eksilmeyecek kırıklarınız geçmeyecek ama o acı ızdıraba karşı da direnme gücü bulacaksınız. 


    Okuduğunuz için teşekkürler

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    5517071238025163780
    SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ
    https://bende-varim.blogspot.com/2020/10/sustukca-savruluyoruz.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiVl_8ic9_V-yTd0TCAs8MMTQ60dvQKeQP14yzfyiw0TcyhXJZL4rorif6shVJ0suEgLn6o7v6QwlfxDYiNq1VTL9GAy0cWqMYI1T0qUxYeFr3xIpHeaVAjmxf_vQ6mmXH5a49bbuBRKSs/s320/Screenshot_20190216005800.jpg
    Heft Reng

    “hayata direnebildiği oranda yaşıyor insan aslında.”ve herkes farklı yollarla gösteriyor direncini. Bağırabilen bağırıyor, yazabilen yazıyor; ikisini de yapamayanlarsa var gücüyle susuyor işte; oysa ki anlatacakları sadece birinin değil, belki de dünyada milyonlarca insanın yaşadığı bir hikaye. Adları, yüzleri, yaşları, yaşadıkları farklı da olsa kaderleri aynı olanların hikayesi… sustukça savrulanların hikayesi… hep birlikte az da olsa kulak verelim mi, bu dilsiz hikayeye?

    Biz; sahip olduğumuz her şey hep bizim kalacak sanıyoruz. Hiç; ama hiç kaybetmeyeceğiz. aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Oysa yıllardır biriktirdiğimiz servetimizin kül olmasına bir kibrit yetiyor. Savruluyoruz. biriktirdiklerini dağıtmaya bir rüzgar yetiyor. Dağılıyoruz, kopup gidiveriyoruz. Kötü şeyler hep bir başkasının başına gelir sanıyoruz. Başımıza gelince anlıyoruz. Sobadan sızan gazda bir aile yok olup gidiyor. “vah vah” diyoruz. savaşlarda çocuklar ölüyor “kahretsin” diyoruz. Bir baba evladının cesedini karlara bata çıka taşıyor,izliyoruz. Soğuk hava şartlarına dayanamayan askerlerimiz donarak ölüyor. Ruhlarına Fatiha okuyup,üzülüyoruz. Teröristlerin döşediği mayınlar patlıyor. Lanetler okuyoruz, öfkeleniyoruz. Memleketin her köşesinden; şiddet, tecavüz, cinayet haberleri geliyor. Yakıp yıkmak itiyoruz taş taş üstünde bırakmamak….

    Peki ya sonra? Sonra dediysem öyle çok sonra değil ha! Mesela on dakika sonra, çocuğumuz banyoyu ıslak bıraktı diye bağırıp çağırıyoruz. Akşam yemeğinde zeytinyağlı brokoli varmış, burun kıvırıyoruz. En büyük derdimiz sabah denize nerden gireceğimiz oluyor bir anda. Unutuyoruz, geçip gidiveriyoruz. Ne çok dileğimiz var hayattan oysa, ne çok düşümüz. Hep bir şeyler istiyoruz ama; bir şeyler hep eksik kalıyor. Sevinçlerimiz yarım, düşlerimiz yıkık dökük, hayallerimiz hep uzakta. Hiç erişemeyeceğimiz yerlerde sanki.

    Ya başkasının kurallarıyla sınırlanıyoruz, yada sahiplendiğimiz sınırlarda sıkışıyoruz. Umudumuzu kıracaklar diye korkuyoruz. Hesap soracaklar diye korkuyoruz. birinin celladıyken bir başkasının kurbanı oluyoruz. Kendimize hatta daha çok düşüncelerimize duvarlar örüyoruz. Üstelik kendimizi hapsettiğimiz zindanın gardiyanı da biziz. Bu yüzden kaçmak ta imkanız. yapılacak tek bir şey var aslında, tek bir çözüm: uyanmak ve çalışmak. Telefi edilmesi gereken bunca zarar ziyan varken daha çok çalışmak. Henüz göçüp gitmemişken en azından bir ucundan tutmak…

    Öyle ya, madem ki hala yaşıyoruz. ”iyi ki yaşıyoruz” demeli insan.
     Bedenini kalbine mezar kılmadan                                                 

                      Yazan EDA GÖKÇE

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Kalp kaç ritimle atar

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    4617261406984140884
    Kalp kaç ritimle atar
    https://bende-varim.blogspot.com/2020/09/kalp-kac-ritimle-atar.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjgKkzsYdr82RYlJkM3s1eMxVvcyJl7q_M31_NIWxw7cpEjhBD0ZpeOlc8ZeNngkr6U1a12VUmF4bNS7pKOVaX-FiJ7FISLsbjM9hi2Wxt9TKdd-rpczxMGNfroePM0kebYQtB8_Be6Mk8/s320/Capture%252B_2020-09-18-22-58-03.png
    Heft Reng
    Kalbimin ritmine bir nota daha eklemeye başlıyorum. Öğrenemediğim kaç duygu daha var. Kaçı güzel kaçı kaçamaklı bilmiyorum.

    Sadece biliyorum ki her günün başlangıcında ve her günün sonunda benden farklı bir ben oluyorum. Bazen kalbimdeki ritimler, birbirine karışıyor. Bazen de içime sığmaz olup göğüs kafesiminden dışarıya fışkırmak isteyişiyle sarsılıyorum.

     Sahi kalp kaç ritimle atar biliyor musunuz? Kaçıncısında göğüs kafesimiz dolup taşar. Tüm duygular için bu böyle mi?

    Karşılaştığımız her duygunun ilk anı tarif edilir gibi değildir. Mutluluk barındırsın acı taşısın bir gerçeği var uyku kaçırır türden olur. Bazen de iyi bir başlangıç sanırsın ki aradan kısa bir zamanın ardında iç çekişmelere sebep olan engellerle karşılaşırsın... Bu tıpkı yeni tanışan iki insan gibidir. Önlerindeki engelleri göremeyip, hayatlarının genel bir taslağını oluşturmaya başlarken ikisinden birinin ölümcül bir hastalığının ortaya çıkması gibidir. Aksiler, hayatın her yerinde çelme takmayı hep başarırlar. Arda arda onca farklı duyguyu yaşatırlar. Birine alışmazken henüz, bir sürü sevinçlerin acıyla bütünleştiği o durak insanın ömründen bir anda yılları götürüverir.

    Hayatın kolay olmadığını, yaşamının bir bedel ödemek olduğunu söylüyoruz nitekim. Ama buna rağmen küçük kırıntıları bir araya getirip umut inşa etmeye başlıyoruz. Korkuları sır perdelerin ardına saklayıp hayatın güzel tarafına ışıklar yakıyoruz. Ve burada haklıyız zira başka türlü kendimizle baş edecek değiliz.
    ..

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Gerçek Ne?

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    1921366594869784068
    Gerçek Ne?
    https://bende-varim.blogspot.com/2019/06/gercek-ne.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEimBPRCpfFpXwTCH-hS6oF77uiJwfeEO8hZRh1HaXWegXGt4cbcXYE_-APfXr2XtUvJUljrE2L24lSTAKDBG-j4hsg2-pJnm9Y3ZuxEB1gIx3kiiHPz4RFf9yQLEHSl8e551JBvZsDIZ7s/s320/Screenshot_20190603025553.jpg
    Heft Reng



    Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda...

    Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçeği ile yüzleşmişken gelişleri beklemiyorum aslında... istiyorum ki sesim  dilediğim kadarıyla gerçeğini haykırsın. Anlayış ve sevginin olmadığı, neden acı  çektiğini anlamayacak bir durumun gerçek olduğuna inanmıyorum.


    Zamanla şu gerçeği farkediyoruz aslında  karşındakinin anlayabildiği  kadarıyla  bir gerçekten  söz  edebiliyoruz. Sahip olduğu  anlayış ve sevgi kadar gerçek anlamlı  olabilir.

    Ve anladım ki kimse tam anlamıyla gerçeğini  anlamlandıramıyor, işin içine  çıkar  ilişkileri girdi  mi  gerçekler oracıkta  yitirilmeye başlıyor... Bütün  o ruh, bir anda ne de çabuk  soluyor. Ne de anlamsızlaşıyor insan. Nasıl  da boşaltıyor koca bir geçmişin  içini..

     Ama bazı  gerçekleri  de anlamlandıramadığımız için  de kibirle reddediyoruz. Bir anda nasıl  da özümüzü yitiriyoruz. Mesela  siz psikolojik bir rahatsızlığı olan birine karşı ne saçma davranışlar sergiliyor diye düşünmediniz mi?.. Ve siz ruhsal anlamda iyi olmadığınızda size karşı gülüp geçenlere kızmadınız mı?... Bilin ki kişiye özgü haller var ve bunu ne anlayabilirsiniz ne de sizi anlamayı bekleyebilirsiniz...


    Heft Reng

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    İlk Karşılaşma (2.bölüm)

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    2701889547874240794
    İlk Karşılaşma (2.bölüm)
    https://bende-varim.blogspot.com/2019/05/ilk-karslasma-2bolum.html
    https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_sCR-lDUS7LxijxusVJt11Lq9PGXv-ot2GruWaZP5VP0gpudFAl6DHI-qpFEos5NVkaEpP1vVdUSGRCAgDiOFDqkYpILBLA53e1bHqijKDU1Jnku1b69zBqGJcXyU5op2jXE_Lpyt4p-sLSapYMarQttqCfXx4BI_PVf1oR4TkFSN134iNIWXYyJJJr8Gs
    Heft Reng


    Hayat ilk karşılaşmalarda birer fırsat sunar hepimize, sonrası acısıyla tatlısıyla yaşarız. Bazen de payımıza ne düşeceğini hiç bilemeyiz. Bu bölüm "İlk Karşılaşma" yazısının devamı niteliğindedir.


    Şimdi kaçıncı karşılaşma adam da, kadın da bilmiyor. Ama ilk karşılaşmayı hiç unutmadılar... Hayatlarına öyle acılar sığdırdılar ki; bütün engeller onları ayırmaya inat etmişken, onlar kanayan yaralarına tuz basıyorlardı!

     İlk aksilik evliliklerin yedinci ayında kadın daha doğmamış bebeğini kaybediyordu. Adam çalıştığı iş yerinde kolunu hain doğruma makinesine kaptırıyordu. Kadın kaybettiği bebeği ile sarsılırken; adam ayrı dünyalar da bundan sonra ne yapacağını düşünüyordu. Ama aralarında ki o bağ bencil düşüncelerini hemende gömüyordu orada...
    Tüm aksilere inat ince bir sevgi çemberi sarmışlardı etraflarına... Tüm zorluklara inat, küçük umutlar biriktirmeye devam ediyorlardı geleceklerine... Çekilmez acı hayatlarına inat, renklerin orta kuşaklarında mor ile süslüyorlardı hala hayatlarını...

    Resimlerin sarardığı, ilk karşılaşma yıllarına borçluydu ikisi de... Tüm olumsuzluklara rağmen iki insan kaderin buluşma kavşağında, emek ile sevgiyle aralarına bir bağ örmüşlerdi. Her defasında sarmaşıklar gibiydiler. Onları ayırmaya çalışan herşeye inat güçlü iradeleri o bağlarla onları birbirine sarıyordu.

    Aradan yedi yıl geçti. Adam makineye kaptırdığı koluna rağmen ufak tefek bir işte çalışıyor. Kadın evde küçük oğluyla ilgilenirken,  adam kızını okuldan alıp yol boyunca küçük sohbetler yapıyorlar... Evin önündeki dükkandan iki ekmek alıp, önden koşmaya başlıyor minik kız doğruca zili çalıyor... tamda aranan mutlu aile tablosu... Adam da kadın da hep o ilk karşılaşmaya burçlu kalacaklar...

    İlk bölüm: İlk karşılaşma

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    İlk Karşılaşma

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    2544054215478313068
    İlk Karşılaşma
    https://bende-varim.blogspot.com/2019/03/ilk-karslasma.html
    https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_sCR-lDUS7LxijxusVJt11Lq9PGXv-ot2GruWaZP5VP0gpudFAl6DHI-qpFEos5NVkaEpP1vVdUSGRCAgDiOFDqkYpILBLA53e1bHqijKDU1Jnku1b69zBqGJcXyU5op2jXE_Lpyt4p-sLSapYMarQttqCfXx4BI_PVf1oR4TkFSN134iNIWXYyJJJr8Gs
    Heft Reng
    İlk karşılaşmaydı; yollar iki sokağın kavşağında kesişiyordu. Adamın gönlünden sevmek geliyordu. Birini sevmeliydi. Sokağın aşağı tarafından bir kadın beliriyordu. Yolları orada kesişecekti. İlk karşılaşma adam sokağın başında öylece bekliyor. Kadın yoluna devam ediyor. Ve gözden kayboluyor. İkinci gün doğuyor. Adam yine aynı yerde bekliyor. Kadın gelip geçiyor adamı fark edemiyor. Günler geçiyor adam her gün o saatte orda bekliyor. Kadın bişeylerin farkına varıyor. Ama yine umursamıyor. Aradan bir ay geçmişti. Adam hala bekliyor. Kadın umursamadığı adama karşı biraz bakmaya başlıyor. Adam emek veriyordu. Öylece bekleyerek, yerinde durarak... Kadın bunu yeni anlamaya başlamıştı.

     Günün akşamı kadın eve gelirken, adam  kafasında iyice yer edinmişti. Hatta uyurken rüyasına da dahil olmuştu. Ertesi sabah kadın heyacanla kalkıyordu. Bu sefer kadın adamı görmek istiyordu. Evden aynı saatte çıkıp sokağın başına varıyordu. Adam yerinde yoktu. Tamda her şey olacağına varırken... Kadının heyacanı kırılıyordu. Adam yerinde yoktu. Aynı günleri kadında saydı. Aradan onca zaman geçti. Adam gelmedi. Kadın hep aynı heyacanla sokağın kavşağına varırken heyacanı kırılıyordu. Artık umudunu kesiyordu ki adam sokağın yukarısından geliyordu. Kadın kendi içinden adama kızıyordu. Adam kadını uzun süreden sonra görmenin mutluluğunu yaşıyordu. İkiside kendinden emin birbirilerine doğru yürümeye başladılar. Tam da kavşağın kesiştiği o noktada yolları kesişmişti. Ve asıl ilk karşılaşma buydu.
    Birbirilerine baktılar. İkisi de suskun, hangisi diğerine tam olarak ne diyeceğini bilmiyor. Birden kadın merhaba demekle yetindi. Adam merhaba, ismini söyledi. Kadın da kendini tanıttı. Ama kadın daha önce tanımadığı adama öylece kızmıştı. Bunu içinde tutuyordu. Kendine sorular soruyordu. Kadın kafasındakilerle meşgul iken... Adam aklından geçenleri söylemeli miydi? Bunu bilmiyordu. Hem bu daha ilk karşılaşmaydı. Neyseki kadın biraz kendine geldi. Uzun süredir sizi burada göremiyorum. Adam başından geçenleri anlatıyordu. Kalbinde küçük bir delik varmış. Ama kalptir küçük deliği bile kaldırmıyor. Kadın adamı tamda düşünmeye başladığı o gün, tam da rüyalarına girdiği o gece, tamda heyacanla sokağın kavşağına yürüdüğü o sabah oraya varmadan, adam oracıkta yıkılmıştı.

    Kadının içindeki kızgınlık yatışıyordu. Hatta adam hakkında iyi bir şekilde düşünmediği için pişmanlık duyuyordu içinden.... Kadın içinden yaşarken kendini... Adam oracıkta içindekileri kadına anlatmaya karar vermişti. Ve şimdi her şey olacağına varıyordu. Adam emek vermişti. Sonrasında kadın da emek vermişti. Ve yaşadıkları bir emeğin sonucuydu....

    • ⤵⤵

    İlk Karşılaşma ikinci bölüm

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Elma kokusunu sever misiniz?

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    6508929823569646722
    Elma kokusunu sever misiniz?
    https://bende-varim.blogspot.com/2019/03/elma-kokusunu-sever-misiniz.html
    https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjMs0_MzjH_02s5Yl0YIy5sOk_yh4ljLr5zVszFMbnMpYxFctYVDdTHy6JHtkZMlPzmovB_tCJjG_7-geDGahafA0i6Ed66WVEoBCL-MXwec1W7gUdeSrVhCNO-WTWr6TJpxHIRuxXPNdE/s320/CdqM2lJXEAE7nZ5.jpg
    Heft Reng


    Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

     Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

    Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
    Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

     Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    Acı Da Bir Nimet Olmalı!

    H
    Heftreng
    schedule5 xul
    6882019995662158086
    Acı Da Bir Nimet Olmalı!
    https://bende-varim.blogspot.com/2019/01/ac-da-bir-nimet-olmal.html
    Heft Reng
    Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

    Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

    Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

    Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

    Şîrove

    0
    chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
    person
    info yan
    Bar dibe...

    Nivîsên Pêşniyarkirî

    Bar dibe...

    İnsanların Biriktirdiği Yağmur Taneleri


    Bulutlar yüklerini kaldıramayınca, yeryüzüne yağmur olarak yağar. Zira insan için de bu durum böyledir. İnsan kendi iç dünyasında dolmaya başlar, bir sürü yükü aynı anda yüklemeye başlayınca taşacak bir liman, tutunacak bir dal, kendisini anlayacak bir dost ister. Tüm bu cümlelerimin üzerine çizikler atarak şöyle ifadeler geliştirmek istiyorum. Artık eskisi gibi güvenecek bir dal, bir insan göremiyoruz. Bu nedenle kendimizi artık bulutlarla kıyaslayacak durumda değiliz. Nitekim, inandığımız her insan bize koca bir hayal kırıklığını yaşatabiliyor. Ve biz artık bulutlar gibi olamayız. İçimizdeki yağmur tanelerini boşaltamayız. Bu ağır yükü kaldırmayı öğrenmeniz gerekecek... Belki de bu yükle yaşamayı öğrenmek gerekecek... 

    İfadeler

    Öyle sanıyorum ki zaman zaman söylediklerim her şeyi ifade edecek türde değillerdir. İzahını yaptığım bulutların durumu bizimkisine benzer olsun ya da olmasın. Benim için ifadelerin durumu şöyle izah edilebilir. "Bütün ifadelerimi birer birer ipe asarken, içimde yalnız yatan kendimi bir arka bahçeye gömüyordum. Tüm kaçışların efendisine dönüşürken ruhum, bedenim öylece tutsak kalıyor." Ama insan en çok sevdiği durumların esiridir. Bizi tutsak eden gerçek budur. Özgürlüğe olan hayranlığımız ne kadar çok olursa olsun. İçimizde biriktirdiğimiz bir kaç yağmur tanesine boyun büküyor ruhumuz... Duyduğumuz en küçük bir olumsuzluk içimizdeki coşkuyu birden bire koca bir karanlığa sürükleyebiliyor. Bu nedenle bizim durumumuz bulutların durumuyla aynı olamaz.

    Şimdi de kendimizle olan yüzleşmeye gelelim.

     Mutlaka bir sürü hüzünle ve olumsuzluklarla karşılaşmışız. Hatta daha acısını da görmüşüz. Ama unuttuğumuz bir gerçeklik daha var. Acaba bizim için geçerli olan bu durum karşısında karşımızdaki insanlara olan yaklaşımlarımız nasıl? Hadi kendi açımızdan bakalım: Bizler ne kadar dürüst ve güvenilir bireyleriz. Sır tutmayı, güven vermeyi, insanlarımızı mutlu etmeyi ne kadar başarabiliyoruz? Evet her birimizin içinde birer burukluk vardır. Ama birlikte bunu neden aşamıyoruz. O samimiyeti, o içtenliği neden kazanamıyoruz? Neden insanlarımızın da ağır birer yüklerini olduğunu unutuyoruz. Ve sadece herkesin bize güzelce yaklaşması gerektiği beklentisi içerisine girerken bu beklentiyi neden insanlarımıza sunmuyoruz. Samimiyetle alıp veremediğiz nedir sizce? Herkesten bizi mutlu etmelerini beklerken, insanlarımıza birer tebessüm göstereremek samiyetimizi sorgulamamızı gerektirmez mi? Ne kadar kabul edersiniz bilmiyorum. Sevgi ve samimiyette biraz karşılık bekliyor gibi... 

     İşin güvensizlik boyutu

     Toplum olarak ters giden bişeylerimiz var.  
      Herkeste vardır bir güvensizlik ve çoğu insandan duymuşsunuz ben artık kimseye güvenmiyorum demeleri... Haklısınız ben de aynı sizin gibiyim artık kimseye kolay kolay güvenmiyorum. Çünkü yüzünüze gülen insanlar arkanızda sizi yerin dibine gömüyordur. Yine sizin arkadaşlarınızla paylaştığınız tüm sırlarınız günü gelmiş size karşı ortağa saçılmışta olabilir. Belki de tek sorun sadece doğru insanı bulamamakta... Değer ve yargılarımızla örtüşemediğini söylediğimiz onca şeyin bize karşı kullanılması elbette bizde güvensizlikleri oluşturacak. Hatta bizi büyük bir yalnızlığa da sürükleyecek. İçimizi yağmur taneleriyle dolduran güvensizlik boyutu budur.

      Genel olarak ters giden bişeylerimiz var. Bütün kavramların içini boşaltmışız nitekim. Bu nedenle, ahlaki gelişimimiz noktasında bir yol alamıyoruz. Bu nedenle burukluklar saracak bizi, kimseye güvenmemeyi ilke edineceğiz. Yaşadıklarımız korkularımız olarak kalacak hayatımızda, yüklerimiz hep bizde yüklü kalacak taki biz yıkılana denk.
      
     

    Bir insan bir insanı tamamlıyordu



    Bir insan, bir insanı tamamlıyordu; Biz de hala biraz eksikler vardı. Bir baharla uyanıyorsunuz, uyandığınızı düşler misiniz? Çiçekler açmış ve kelebeksiz. Gökkuşağından mor rengini eksiltin... İçinizi bir huzursuzluk kapladı mı? Bir yerleriniz incildi mi? Eksiklikler tam olarak bunu yapar. Bir boşluğa böyle girilir. 

    Bir insan, bir insanı tamamlıyordu; Bülbül küsmüş, güvercin kafese hapsedilmiş, papatyalar birer birer koparılıyor yaşamlarından... Oysa biz bir kelebeğin uçuşunda severdik insanlarımızı, kuşları kafeslefinden azad ederken tutunurduk yaşama, sevgimiz dilden dile öterken dost canlısı bir sarılmayla bulurduk kendimizi...

    Ama son zamanların insanları yeryüzünü talan ederken beraberinde sevgilerini ve diğer tüm insanı duygularını da bir hiçe kurban ediyor. Sanıyorum ki bu durumu ancak böyle izah edebilirim. "Tabiata saygısı olmayan kendisine ve insanlığa da saygısı olmazmış." 

    Oysa insan sevginin tanımını öğrenmeye başlarken koruyucu kalkanını giymeli. Çünkü içinde yıkmak olan bir eylem sevgiye dönüşemezdi. Oysa sevgi gözlerden sakınmaktı, koruyabilmekti tüm güzellikleri... Şu nedenle severken sevdikleriniz için insanları, canlıları ve tüm tabiatı da sevin. Özgürlüğü uçuşan kuşlarla anımsayalım... Papatyalar ve tüm çiçekler koparılmadan sevgimizin birer süsü olsun... ve tüm güzelliklerle bir insan bir insanı tamamlasın...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.
  • Takip Et
  • Kelimelerin boğazda düğümlenmesi




    Son zamanlarda kelimelerin boğazda düğümlenmesinin ne olduğunu çok iyi bir şekilde öğrendim. Bir ah çekip bunu içinde saklamanın ne kadar ağır bir yaraya dönüştüğünü, mekanın içinde hapsolmanın ve tüm hüzünlerin içten içe süzülmesini öğrendim. Başımı yastığa koyduğumda bitmeyen sonsuz tane düşüncenin esirine dönüşürken, kendimle mücadelemde neden galip gelmem gerekeceğini bilmeden amansız bir savaşta ne kadar yorulduğumu fark edemiyorum. 

    Benim için durum böyleyken etrafım da pek iyi değil. Bunu tüm gerçeğimle yaşıyorum. Ve anlıyorum ki acı kişisel olarak yaşadığım bir şey değil bütünüyle etrafımı saran bir şey... Son zamanların kelime darcığına sıkışmış boğazım hiç bir teselliye mahal verecek durum da değil... Öylece her şey kendini bir yokuşa sürüklemeye başlıyor. Her şey sıkıcı ve bunaltıcı bir hal almaya başlıyor... 

    Tüm bu süreçlerin sonunda hala burdayım. Ve bir şey yapacak takat bulamıyorum kendim de... Buna rağmen biraz daha ayağa kalkma vakti olduğunu biliyorum. Onun için şimdi ayağa kalkma vaktidir. Hadi ayağa kalkalım biraz daha fazla kenetlenelim. Geçmeyecek yaraların kabuk bağlamasını beklemeyelim. Gerekirse yaralarımızı biraz daha deşelim... Ama kalkalım yine önce kendimiz için sonra etrafımız için varsın o kelimeler hep düğümlenmiş kalsın. Varsın anlatılmaya ve teselliye yeltenmesin sözcükler ki samimiyetle yaklaştığınız müddetçe etrafinıza tüm sözcüklerden daha fazla şeyi hissettireksiniz. Ve aynı düzeyde kendinizi toparlayamaya vakit bulacaksınız...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    Ruhumuza Üfleyelim




    İnceden ruhumuza üfleyelim, hayallerimiz sınırlarımızı aşmaya başlasın... Bugün doruklarımıza kadar özgürlüğü hissedelim. Bir köşeye geçip utangaç çocuk edasıyla dizlerimizin uzerine çökmeyelim. Şımarık çocuk edasıyla özgüvenimizi gösterelim etrafımıza... Paslı ruhumuza üfleyelim, paslı zerrecikleri bir yerlere savuralım. Asık suratimize, tatlı gülümsemeler çizelim... Etrafımıza bir bakalım. İnsanlarımıza tebessümler sunalım, Bir çember oluşturalım, etrafına güzel insanlar biriktirelim buna sevgi çemberi diyelim...

    Nitekim bizim en çok sevgiye ve kuracağımız o çembere ihtiyacımız var. Hayat öyle ki beraberinde hep olumsuzlukları getiriyor. Bizi tüm aksiliklere karşı kurtacak olan güç kurduğumuz o güçlü insan ilişkileridir. Bağlarımız ne kadar güçlü ise aksiliklere karşı mücadelemiz o denli başarıya ulaşır. Bazı anlarımız olacak. Herşey anlamını yitirmeye başlayacak. Nefes dahi alamayacak durumlarımız olacak... Uykularımızı kaçıracak türden kabuslarımız olacak. Ve gecenin yalnızlığında bol bol düşünme zamanlarımız olacak... Belki de o an için durumun içinden sıyrılamayacağız. Geçmeyecek düşüncesi hakimiyetini ilan etmeye başlayacak... Acı her zerremize işlemeye başlayacak. Kayıplarımız olacak, bizden bir çok şey eksilmeye başlayacak.... Hayatın acı tablosu karşısında yenik düşeceğiz... Velhasıl tarifine yetmeyecek tüm kelimelerin çaresizliği karşındaki acizliğimiz baş gösterecek...

    Bu noktadan sonra bir ama demek gerekiyor. Sığındığımız tek teselli olan zamana yenik düştüğümüz bu durumun geçmesini beklemiyorum. Amayı sürdürerek insanın içinde olan sabır duygusuna güveniyorum. Ve şunu diyorum. İnsan alışır herşeye... İşte alışmayı bekleyeceğiz. Ruhumuza biraz üflediysek ve kendimizle birazcık yüzleştiysek şimdi yeniden ayağa kalkma vaktidir.

    Oluşturduğumuz o sevgi çemberine dahil olalım. Sıkı sıkı geri kalan sevdiklerimize sarılalım. 

     Dediklerime hepiniz dahilsiniz. Acizliğimizi kabul edelim. Acımızı en son damlasına kadar yaşayalım. İçimizde yaşanan her ne ise sonuna kadar özgürce yaşayalım. Ama kalkmasını da bilelim. Bunu başarabiliriz bu bizim elimizde... İnsanlar olumsuz düşünmeye başladıklarında, ardı ardına olumsuzluklar başlar. Bir tür hastalık gibi, önce kendimiz için sonra sevdiklerimiz için başarmaya inanmak gerekir. 
     
    Bizler iç dünyamızın dışımızla temasından korkuyoruz. Sonra içimiz nem kapmaya başlıyor. Bir anlık bu durumu kaldıramayışımızla içimize hapsettimiz o ruhu yaşamaya başlıyoruz. Bunu yapmamalıyız. Öyle bir inançla tutunalım ki hayata, inandığımız yaratıcıya ona iman ettiğimizi ispatlayalım... Sevgiyle kalın...

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    Kırılmalara Alışma Tabiri




     Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor. 

    Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda...

    Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine sığınma ihtiyacı duyuyor." Ve sanırım insan en çokta kendine kırılıyor bu kırıklarıyla yine bir şekilde baş etmeye çalışıyor. Zamanın talihsizliği burda başlıyor. Koca bir sır ne yapsakta bir türlü çözemiyoruz. Oysa zamanın sır olarak sakladığı geçmiş ve gelecekler bizde hep bir düş kırıklığı var etmeye yetiyor. Zamanın sırrını çözeniniz var mı acaba? Günün birinde susmaya yüz tutarsa kelimeleriniz susmayın. Sustuğunuz her an için kendinizi ızdırap içinde bulacaksınız. Lakin ne zaman susmaya başlasam;
    "O zaman bir yerlerim acımaya başlıyor.
    Bu yüzden benim susmamam gerek..." Sizde susmayın. Belki hüzünleriniz eksilmeyecek kırıklarınız geçmeyecek ama o acı ızdıraba karşı da direnme gücü bulacaksınız. 


    Okuduğunuz için teşekkürler

    SUSTUKÇA SAVRULUYORUZ


    “hayata direnebildiği oranda yaşıyor insan aslında.”ve herkes farklı yollarla gösteriyor direncini. Bağırabilen bağırıyor, yazabilen yazıyor; ikisini de yapamayanlarsa var gücüyle susuyor işte; oysa ki anlatacakları sadece birinin değil, belki de dünyada milyonlarca insanın yaşadığı bir hikaye. Adları, yüzleri, yaşları, yaşadıkları farklı da olsa kaderleri aynı olanların hikayesi… sustukça savrulanların hikayesi… hep birlikte az da olsa kulak verelim mi, bu dilsiz hikayeye?

    Biz; sahip olduğumuz her şey hep bizim kalacak sanıyoruz. Hiç; ama hiç kaybetmeyeceğiz. aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Oysa yıllardır biriktirdiğimiz servetimizin kül olmasına bir kibrit yetiyor. Savruluyoruz. biriktirdiklerini dağıtmaya bir rüzgar yetiyor. Dağılıyoruz, kopup gidiveriyoruz. Kötü şeyler hep bir başkasının başına gelir sanıyoruz. Başımıza gelince anlıyoruz. Sobadan sızan gazda bir aile yok olup gidiyor. “vah vah” diyoruz. savaşlarda çocuklar ölüyor “kahretsin” diyoruz. Bir baba evladının cesedini karlara bata çıka taşıyor,izliyoruz. Soğuk hava şartlarına dayanamayan askerlerimiz donarak ölüyor. Ruhlarına Fatiha okuyup,üzülüyoruz. Teröristlerin döşediği mayınlar patlıyor. Lanetler okuyoruz, öfkeleniyoruz. Memleketin her köşesinden; şiddet, tecavüz, cinayet haberleri geliyor. Yakıp yıkmak itiyoruz taş taş üstünde bırakmamak….

    Peki ya sonra? Sonra dediysem öyle çok sonra değil ha! Mesela on dakika sonra, çocuğumuz banyoyu ıslak bıraktı diye bağırıp çağırıyoruz. Akşam yemeğinde zeytinyağlı brokoli varmış, burun kıvırıyoruz. En büyük derdimiz sabah denize nerden gireceğimiz oluyor bir anda. Unutuyoruz, geçip gidiveriyoruz. Ne çok dileğimiz var hayattan oysa, ne çok düşümüz. Hep bir şeyler istiyoruz ama; bir şeyler hep eksik kalıyor. Sevinçlerimiz yarım, düşlerimiz yıkık dökük, hayallerimiz hep uzakta. Hiç erişemeyeceğimiz yerlerde sanki.

    Ya başkasının kurallarıyla sınırlanıyoruz, yada sahiplendiğimiz sınırlarda sıkışıyoruz. Umudumuzu kıracaklar diye korkuyoruz. Hesap soracaklar diye korkuyoruz. birinin celladıyken bir başkasının kurbanı oluyoruz. Kendimize hatta daha çok düşüncelerimize duvarlar örüyoruz. Üstelik kendimizi hapsettiğimiz zindanın gardiyanı da biziz. Bu yüzden kaçmak ta imkanız. yapılacak tek bir şey var aslında, tek bir çözüm: uyanmak ve çalışmak. Telefi edilmesi gereken bunca zarar ziyan varken daha çok çalışmak. Henüz göçüp gitmemişken en azından bir ucundan tutmak…

    Öyle ya, madem ki hala yaşıyoruz. ”iyi ki yaşıyoruz” demeli insan.
     Bedenini kalbine mezar kılmadan                                                 

                      Yazan EDA GÖKÇE

    Kalp kaç ritimle atar

    Kalbimin ritmine bir nota daha eklemeye başlıyorum. Öğrenemediğim kaç duygu daha var. Kaçı güzel kaçı kaçamaklı bilmiyorum.

    Sadece biliyorum ki her günün başlangıcında ve her günün sonunda benden farklı bir ben oluyorum. Bazen kalbimdeki ritimler, birbirine karışıyor. Bazen de içime sığmaz olup göğüs kafesiminden dışarıya fışkırmak isteyişiyle sarsılıyorum.

     Sahi kalp kaç ritimle atar biliyor musunuz? Kaçıncısında göğüs kafesimiz dolup taşar. Tüm duygular için bu böyle mi?

    Karşılaştığımız her duygunun ilk anı tarif edilir gibi değildir. Mutluluk barındırsın acı taşısın bir gerçeği var uyku kaçırır türden olur. Bazen de iyi bir başlangıç sanırsın ki aradan kısa bir zamanın ardında iç çekişmelere sebep olan engellerle karşılaşırsın... Bu tıpkı yeni tanışan iki insan gibidir. Önlerindeki engelleri göremeyip, hayatlarının genel bir taslağını oluşturmaya başlarken ikisinden birinin ölümcül bir hastalığının ortaya çıkması gibidir. Aksiler, hayatın her yerinde çelme takmayı hep başarırlar. Arda arda onca farklı duyguyu yaşatırlar. Birine alışmazken henüz, bir sürü sevinçlerin acıyla bütünleştiği o durak insanın ömründen bir anda yılları götürüverir.

    Hayatın kolay olmadığını, yaşamının bir bedel ödemek olduğunu söylüyoruz nitekim. Ama buna rağmen küçük kırıntıları bir araya getirip umut inşa etmeye başlıyoruz. Korkuları sır perdelerin ardına saklayıp hayatın güzel tarafına ışıklar yakıyoruz. Ve burada haklıyız zira başka türlü kendimizle baş edecek değiliz.
    ..

    Gerçek Ne?




    Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda...

    Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçeği ile yüzleşmişken gelişleri beklemiyorum aslında... istiyorum ki sesim  dilediğim kadarıyla gerçeğini haykırsın. Anlayış ve sevginin olmadığı, neden acı  çektiğini anlamayacak bir durumun gerçek olduğuna inanmıyorum.


    Zamanla şu gerçeği farkediyoruz aslında  karşındakinin anlayabildiği  kadarıyla  bir gerçekten  söz  edebiliyoruz. Sahip olduğu  anlayış ve sevgi kadar gerçek anlamlı  olabilir.

    Ve anladım ki kimse tam anlamıyla gerçeğini  anlamlandıramıyor, işin içine  çıkar  ilişkileri girdi  mi  gerçekler oracıkta  yitirilmeye başlıyor... Bütün  o ruh, bir anda ne de çabuk  soluyor. Ne de anlamsızlaşıyor insan. Nasıl  da boşaltıyor koca bir geçmişin  içini..

     Ama bazı  gerçekleri  de anlamlandıramadığımız için  de kibirle reddediyoruz. Bir anda nasıl  da özümüzü yitiriyoruz. Mesela  siz psikolojik bir rahatsızlığı olan birine karşı ne saçma davranışlar sergiliyor diye düşünmediniz mi?.. Ve siz ruhsal anlamda iyi olmadığınızda size karşı gülüp geçenlere kızmadınız mı?... Bilin ki kişiye özgü haller var ve bunu ne anlayabilirsiniz ne de sizi anlamayı bekleyebilirsiniz...


    Heft Reng

    İlk Karşılaşma (2.bölüm)



    Hayat ilk karşılaşmalarda birer fırsat sunar hepimize, sonrası acısıyla tatlısıyla yaşarız. Bazen de payımıza ne düşeceğini hiç bilemeyiz. Bu bölüm "İlk Karşılaşma" yazısının devamı niteliğindedir.


    Şimdi kaçıncı karşılaşma adam da, kadın da bilmiyor. Ama ilk karşılaşmayı hiç unutmadılar... Hayatlarına öyle acılar sığdırdılar ki; bütün engeller onları ayırmaya inat etmişken, onlar kanayan yaralarına tuz basıyorlardı!

     İlk aksilik evliliklerin yedinci ayında kadın daha doğmamış bebeğini kaybediyordu. Adam çalıştığı iş yerinde kolunu hain doğruma makinesine kaptırıyordu. Kadın kaybettiği bebeği ile sarsılırken; adam ayrı dünyalar da bundan sonra ne yapacağını düşünüyordu. Ama aralarında ki o bağ bencil düşüncelerini hemende gömüyordu orada...
    Tüm aksilere inat ince bir sevgi çemberi sarmışlardı etraflarına... Tüm zorluklara inat, küçük umutlar biriktirmeye devam ediyorlardı geleceklerine... Çekilmez acı hayatlarına inat, renklerin orta kuşaklarında mor ile süslüyorlardı hala hayatlarını...

    Resimlerin sarardığı, ilk karşılaşma yıllarına borçluydu ikisi de... Tüm olumsuzluklara rağmen iki insan kaderin buluşma kavşağında, emek ile sevgiyle aralarına bir bağ örmüşlerdi. Her defasında sarmaşıklar gibiydiler. Onları ayırmaya çalışan herşeye inat güçlü iradeleri o bağlarla onları birbirine sarıyordu.

    Aradan yedi yıl geçti. Adam makineye kaptırdığı koluna rağmen ufak tefek bir işte çalışıyor. Kadın evde küçük oğluyla ilgilenirken,  adam kızını okuldan alıp yol boyunca küçük sohbetler yapıyorlar... Evin önündeki dükkandan iki ekmek alıp, önden koşmaya başlıyor minik kız doğruca zili çalıyor... tamda aranan mutlu aile tablosu... Adam da kadın da hep o ilk karşılaşmaya burçlu kalacaklar...

    İlk bölüm: İlk karşılaşma

    İlk Karşılaşma

    İlk karşılaşmaydı; yollar iki sokağın kavşağında kesişiyordu. Adamın gönlünden sevmek geliyordu. Birini sevmeliydi. Sokağın aşağı tarafından bir kadın beliriyordu. Yolları orada kesişecekti. İlk karşılaşma adam sokağın başında öylece bekliyor. Kadın yoluna devam ediyor. Ve gözden kayboluyor. İkinci gün doğuyor. Adam yine aynı yerde bekliyor. Kadın gelip geçiyor adamı fark edemiyor. Günler geçiyor adam her gün o saatte orda bekliyor. Kadın bişeylerin farkına varıyor. Ama yine umursamıyor. Aradan bir ay geçmişti. Adam hala bekliyor. Kadın umursamadığı adama karşı biraz bakmaya başlıyor. Adam emek veriyordu. Öylece bekleyerek, yerinde durarak... Kadın bunu yeni anlamaya başlamıştı.

     Günün akşamı kadın eve gelirken, adam  kafasında iyice yer edinmişti. Hatta uyurken rüyasına da dahil olmuştu. Ertesi sabah kadın heyacanla kalkıyordu. Bu sefer kadın adamı görmek istiyordu. Evden aynı saatte çıkıp sokağın başına varıyordu. Adam yerinde yoktu. Tamda her şey olacağına varırken... Kadının heyacanı kırılıyordu. Adam yerinde yoktu. Aynı günleri kadında saydı. Aradan onca zaman geçti. Adam gelmedi. Kadın hep aynı heyacanla sokağın kavşağına varırken heyacanı kırılıyordu. Artık umudunu kesiyordu ki adam sokağın yukarısından geliyordu. Kadın kendi içinden adama kızıyordu. Adam kadını uzun süreden sonra görmenin mutluluğunu yaşıyordu. İkiside kendinden emin birbirilerine doğru yürümeye başladılar. Tam da kavşağın kesiştiği o noktada yolları kesişmişti. Ve asıl ilk karşılaşma buydu.
    Birbirilerine baktılar. İkisi de suskun, hangisi diğerine tam olarak ne diyeceğini bilmiyor. Birden kadın merhaba demekle yetindi. Adam merhaba, ismini söyledi. Kadın da kendini tanıttı. Ama kadın daha önce tanımadığı adama öylece kızmıştı. Bunu içinde tutuyordu. Kendine sorular soruyordu. Kadın kafasındakilerle meşgul iken... Adam aklından geçenleri söylemeli miydi? Bunu bilmiyordu. Hem bu daha ilk karşılaşmaydı. Neyseki kadın biraz kendine geldi. Uzun süredir sizi burada göremiyorum. Adam başından geçenleri anlatıyordu. Kalbinde küçük bir delik varmış. Ama kalptir küçük deliği bile kaldırmıyor. Kadın adamı tamda düşünmeye başladığı o gün, tam da rüyalarına girdiği o gece, tamda heyacanla sokağın kavşağına yürüdüğü o sabah oraya varmadan, adam oracıkta yıkılmıştı.

    Kadının içindeki kızgınlık yatışıyordu. Hatta adam hakkında iyi bir şekilde düşünmediği için pişmanlık duyuyordu içinden.... Kadın içinden yaşarken kendini... Adam oracıkta içindekileri kadına anlatmaya karar vermişti. Ve şimdi her şey olacağına varıyordu. Adam emek vermişti. Sonrasında kadın da emek vermişti. Ve yaşadıkları bir emeğin sonucuydu....

    • ⤵⤵

    İlk Karşılaşma ikinci bölüm

    Elma kokusunu sever misiniz?



    Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

     Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

    Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
    Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

     Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

    Acı Da Bir Nimet Olmalı!

    Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

    Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

    Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

    Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

    © Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger