Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Yaşama Tutunmanın Başka Adı
hayata dair Tüm Yazılar Umuda Dair

Yaşama Tutunmanın Başka Adı

H
Heft Reng
Devamini oku →
Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla
Şairden Şiirler Tüm Yazılar Umuda Dair

Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla

H
Heft Reng
Devamini oku →
İçimizde Umut Var
hayata dair Hikaye inanç Tüm Yazılar Umuda Dair

İçimizde Umut Var

H
Heft Reng
Devamini oku →
Basit Hataların Sarmaşıklarıyız
Acı Aşka Dair Hakikat hayata dair Hikaye Tüm Yazılar Umuda Dair

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

H
Heft Reng
Devamini oku →
Hisler Evreni
hayata dair Tüm Yazılar Umuda Dair

Hisler Evreni

H
Heft Reng
Devamini oku →
Ömür Dediğin
hayata dair Tüm Yazılar Umuda Dair

Ömür Dediğin

H
Heft Reng
Devamini oku →
Tüm Yazılar Umuda Dair

Fransız Teğmenin Kadını John Fowles

H
Heft Reng
Devamini oku →
Tüm Yazılar Umuda Dair

Pencereyi Kapama Gök Dolabilir İçeri

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Yaşama Tutunmanın Başka Adı

H
Heftreng
schedule5 xul
2895804829227076667
Yaşama Tutunmanın Başka Adı
https://bende-varim.blogspot.com/2021/05/yasama-tutunmann-baska-ad.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgVnNKSSRYecXPH2ldiyukAil9RQE1I9OITIDHSVXDK0rH2O9EVrCtH42mmy_CXRhIAeHM9E-HjaW0bInR3XBbuHuFa5k4xS-s2YdCiRGTB6sikKqp2TWY8H0qdhjqXATVimNW_yA63nJs/s320/Screenshot_20210131220915.jpg
Heft Reng

İyi olmak ya da olmaya çalışmak bir neden aramak, neden bulamamak ve sessiz gidişler; "neden giderler?" Cevabı bilinse dahi kişinin gururuna yediremeyeceği zor bir soru!

 Ve halen bu sorudan sonra iyi kalabiliyorsa insan. Kafasındaki milyon soruyu bir kenara itip uzaklaşmak istiyorsa insan. İşte düşünmenin zamanı gelmiştir. Çünkü insan her ne olursa olsun. Tutunmak ister. Hayata yaşama ve yeniden başlamalara...

 O zor soruya mı ne olur. Bunu sormamış sayın kimininize göre zamanla, kiminize göre başka etkenlerle cevaplanamayan bu soru unutulmaya yüz tutmanın adıdır. Bu da geçer bunu da unutursun dediğiniz her soru bu zor sorulara dahildir. Çözülemeyen bu soru bir sır olarak geçmişe gömülecek. Zor sorulara inat hayat yeni sayfalar açmaya değiyor çünkü....

Gurur kısmına gelince. İnsan çoğu zaman satırların içindeki gizli özne olarak kalmayı tercih eder. O beni bir türlü yakıştıramıyor kendine işte gurur budur. Oysa cümlelerin gizli öznesi konumundaki insan ne kadar da gizlenmeye çalışsa da o gurur dediği şeyin dışardan görünemeyeceği bir şey sanarsa da aslında bilir ki kendisi kendine biraz mahcuptur. Ve kendisine yakıştıramadığı gurur karşısında hep biraz eziktir. Yine de tüm gurur unsurlu olaylar karşısında biraz cesaretlidir insan bilir ki gurur yaptığı şey aslında onu ileriye taşımayacaktır. Bu nedenle ilerlemek için gururunu da ezip geçmeyi bilmiyordur insan....


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla

H
Heftreng
schedule5 xul
2764497229738868091
Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla
https://bende-varim.blogspot.com/2020/06/ahmed-arif-vay-kurban-hakan-eren.html
https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_tzw9p-iY8acnLCsK5dUIhCiKbs-5Yab0lS9BAohXiq6S2uV1Io1Obf73K0wkwjB04HfNDC5_-tgg7f7B5Iy7CpVUmzicaGMXhkLGE
Heft Reng
Vay kurban
Dağlarının, dağlarının ardı
Nazlıdır
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolana - dolana
Bir hastan vardır, umutsuz
Belki Ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak
Memesinin, memesinin altında
Bir sancı
Bir hayın bıçak
Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü
Ya da seher, mahmurlukta
Bakarsın, olmuş olacak
Bir hastan vardı umutsuz
Hasreti uykularda
Hasreti soğuk sularda
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri
İki mavi, kocaman korku çiçeği
Açar, derin kuyularda
Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur
Hiç akıl edip de düşünen var mı
Gün kimin hesabına tutar akşamı
Rahmetinden kim demlenir bulutun
Hayırlı evlat makina nasıl canavar kesilir
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır
Yüz vermez topal öküze
Ve almaz koynuna kara sabanı
Sepetçioğlu'm kömür işçisidir
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç - mezattır
Can, pazar - pazar
Kırmızı, ak ve esmer
Yumuşak ve sert buğdaları
Yaratan ellerin sahibidir bu
Kör boğaz, nafaka uğruna
Haldan düşmüş, tebdil gezer
Dağlarının, dağlarının ardı
Nasıl anlatsam
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz
Çırılçıplak
Vay kurban
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile Fedayı kabul etmektir
Cennet yapabilmek için seni
Yoksul ve namuslu halka
Bu'dur ol hikayet
Ol kara sevda
Seni sevmek
Felsefedir kusursuz
İmandır, korkunç sabırlı
İp'in, kurşun'un rağmına
Yürür pervasız ve güzel
Sıradağları devirir
Akan suları çevirir
Alır yetimin hakkını
Buyurur, kitabınca
Gün ola, devran döne, umut yetişe
Dağlarının, dağlarının ardında
Değil öyle yoksulluklar, hasretler
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır
Bir tek zeytin dalı bile yalnız
Sıkıysa yağmasın yağmur
Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ
Bu yürek, ne güne vurur
Kaçar damarlarından karanlık
Kaçar, bir daha dönemez
Sunar koynunda yatandan
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin ışığında yeraltı
Her mevsim daha genç, daha verimli
Sunar, pırıl - pırıl, sebil
Ömrünün en güzel aşk hasadını
Elimizin hünerinde yeryüzü
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar
Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
Şafakla doğan işgücü
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür
Ol kitapta böylece yazılıdır
Ol sevda, böyledir çünkü

Şiir Ahmed Arif Vay Kurban
Seslendiren Hakan Eren


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

İçimizde Umut Var

H
Heftreng
schedule5 xul
3484987868463212529
İçimizde Umut Var
https://bende-varim.blogspot.com/2020/04/icimizde-umut-var.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEizorFE5P9tGjsbvbJ784nRn0vmD7firnkYkDboa8Vt_soV0JXph-4VcAopdlamuP6dfxOgbh2DWikWTTTnUiIiud-iWA01nrxYSSd9RPKwgE6vYW5jgip9Xxhx5PLcCJGcGdSAXeEdBNg/s320/Capture%252B_2020-04-21-19-05-43.png
Heft Reng
İçimizde umut var. Papatyaların sevmelerine kanıyor içimiz. İlkbaharların sıcak güneşlerinin ardına sağanak yağmurlu bir duş alıyoruz. Temizleniyor kirimiz, biraz yoruluyoruz tabi, tatlı bir yorgunluk...

İçimizde umut var. Toprak kokuyor etrafımız, nehirler her zaman ki gibi görkemli, kuşlar melodiler eşliğinde yine selamlıyor bizi... Gökyüzünde sonsuz mavi, içimiz dallarda açan çiçek taneleri...

İçimizde umut var. Kaldırımları, sokakları, caddeleri yollarımızın kesişme ihtimali uğruna her an için bir adım atıyoruz.

İçimizde umut var. Olurda aynı göğün altında, tüm güzel insanlarla aynı anlara talip oluruz diye...

Sanırım insan denilince umudunu, sevgisini, herşeyini yitirmiş birşey canlanıyor kafamızda. Neden bu böyle? Biraz aksiliklerden olabiirim sanırım. Oysa tüm güzelliğiyle yaşayamayız hayatı, öyle aksilikler var ki her biri, "tamam bu sefer mutlu olacağım" dediğimiz yerde çelme taktılar, her seferinde yüzüstü çakıldık yere... Bu nedenle yarım kalan mutluluklara inat etmek lazım. Bu inat umudun yeşerdiği mevsim, papatyaların sevmelerine götüren durak, yağan yağmur damlaların yükümüzün hafifletmesi kadar anlamlı bir bakış açısı olmalı!

Sanırım insan, aynı göğün altında buluştuğu için, aynı topraklara ayak bastığı için, aynı pınarlardan su içtiği için ve daha bir çok şey için kendisinden çok herkes için eyleme geçme gücünü bulmalı kendinde. Doğrusu insan zindanından dışarıya adım atmadığı sürece kendini hep mahkum olarak görür. İyiliğe, dünyaya ve insana dair her şeyde umudunu yitirmiş bulur. Aslında insanın umudu var etme süreci kendisine yaptığı bir iyilik olarak görülebilir...


Sanırım insan, sevme ve sevilmeye olan çabasını yanlış yorumluyordur. Sevginin birleştirici rol üstlendiğini unutuyor. Sevilince de göğe yükselişlerini görmüyor. Ya da içindeki heyecanını çabuk yitiriyordur. Belki de tam bir umuda tutunurken, göğündeki yıldızlar sönüyor, dipsiz bir kuyuya dönüşüyor, kendinden düşüyordur. Yine içindeki umudu var etmeyi başaramamıştır. Tüm bu güzel hikayede henüz kendine okuyacak cümleler bulamamıştır. En önemlisi de sabır ile beklemesini gerektiğini unutmamasıdır.

Umudu neye nasıl yorarsanız, öyle bir güzelliğe dönüşür umut budur.

Yazan: Heft Reng

Müzik: Çiğdem Taştan


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

H
Heftreng
schedule5 xul
6679246467508090724
Basit Hataların Sarmaşıklarıyız
https://bende-varim.blogspot.com/2020/01/basit-hatalarn-sarmasklaryz.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOkbieJdD4XSYjK2SGpkGCG1uk9zLI8-0u68rR7H9Wo8rHFph3JnrR9UzOvPQJqd6KLkEgCjwQ9rtu2PWmcvkv9YiRTR_bz3tTyhUNgRW641LCFF0EgJFuNv9lEZI2Bk4ghusbvH7QG3Y/s320/Capture%252B_2020-01-06-00-23-26.png
Heft Reng
Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...

 Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz... 

Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...
 Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte...


Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşadığımız tüm anların her saniyesinde hayallerimizi süsleyecek umutlar biriktiriyoruz. Umutlarımızı bir araya getirirken hayaller dünyası inşa etmeye başlıyoruz. Ve düşlerde var ettiğimiz salıncaklarda iç kıpraşmalar yaşıyoruz. Rüyalarımızda hayallerimiz kadar umut dolu bir fark var ki araya kabuslar kaçabiliyor. Yine de o umut birikintilerden masallara konu olacak kadar cesur hikayeler var edebiliyoruz. Ama herşeye rağmen o kötü kabuslara dur diyemiyoruz. Her seferinde rüyalarımızı kabusa dönüştürmeyi başarıyorlar... Doğrusu gerçekler hep bir şekilde esip savuruyor hayallerimizi... Ne yaparsak yapalım hep kötü giden bir şeyler var olacak...

Bir hataydı hepimiz ortağız. Başta kendimizi yaktık devamında sevdiklerimizi... Kimin kimde ne kadar hakkı var bunun hesabını görürken de saniyeler kaybediyoruz. Sonra hayatımızda kötü gidenleri ortaklarımıza şikayet ediyoruz. Oysa basit bir hatayla bir çıkmazın içinde çemberler ciziyoruz.

 Affedemeyeceğimize mi yanalım affedilmeyeceğimize mi? Kiminin umut birikintilerini dağıtıyoruz. Kiminin rüyalarına kabus olup çöküyoruz. İyi kötü arasında en çok kötü tarafımızla meşhur insanlarız. Basit hataların sarmaşıklarıyız. Ve de en çok iyi olmayı hak etmeyenleriz...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Hisler Evreni

H
Heftreng
schedule5 xul
2826735444507700529
Hisler Evreni
https://bende-varim.blogspot.com/2019/12/hisler-evreni.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgmFaNo7by7UICYrtSs1jKfoLq1eEJJ_66U99Y1h30rn8Z_4ZtxNExsoJnux9xHY4fi2jjPj-m2OgjK2VlSEzPVOa0kArTbw8P7yKVf_fVciPAKjJaFRf3d2kb8r1T-HQ0lVLrAOOErX50/s320/images.jpeg
Heft Reng

Hislerin en gerçeği en acımasız olanı ile başlamak istiyorum, korku… Korkunun temelinde bilinmezlik vardır. Bu bilinmezlik neyle karşılaşacağımızı bilmediğimizle ilgilidir. En basite indirgeyecek olursak karanlıktan korkan bir canlı bulunduğu ortamda ne olduğu bilmediği ve tamamen hayal dünyasında kendisi var ettiği ve var ettikleriyle endişeler geliştiriren bir olgudur.

 Aslında tüm duygular birbirinin içine gizlenmiş  gibidir. Ve aralarında kopulmaz bağlar var. Duygularımıza verdiğimiz isimler de hislerimizin yoğunluğuyla ilişkilidir. Ama aralarında hep ilişkiler vardır. Tıpkı heyecan, endişe ve korku gibi öyle derin bağlarla bağlılar bu mükemmel üçlü…

 Neden mükemmel çünkü yapmak istediğiniz veya yapmaya yeltendiğiniz olayları yapıları olguları bu üçlü kontrol eder. Heyecan komut verir der ki; o kadar olumsuz düşünceye rağmen başarabilir miyim? Endişe devam eder; ya başaramazsam? Ve korku gelir hepsinin üzerine çöker der ki; kaç  durma kaç? Tüm bunlarla yüzleşmeye çalışan 1300 gr beynimiz duygularımız karşısında mantıksal yol ararken kendine, hislerimiz mantıksal yönlerimizin önüne setler örer ve her şeyi mahveder. Hayal kırıklığı, pişmanlık...

Ama siz yine de aklınıza güvenip duygularınızı da köreltmeyin. Korkularınızla gerçeği fark edin. Heyecanınızla korklara yürürün. Bu yürüşünüzde endişe duyacağınız birşeyler de var olmalı. Ama yine de kaçmayı düşünmeyin.



Hislerin en kuvvetlisi olanına gelirsek umut derim... Mümkün olmayan herhangi bir şeye inandırabilir,  tüm zamanlar boyunca insanı bekletebilir ve geleceğe dair tüm hayalleri içselleştirip kendine bir yol çizdirtebilir. Hem çok saftır hemde insanı bir ihtimal uğruna peşinde sürükleyecek kadar tehlikelidir umut.

 Daha sayabileceğim örneklendirebileceğim birçok duygu var elbette... Peki tüm bu hislere rağmen nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Yıllarca sorulmuş olan mantık  mı yoksa hisler mi? Tabi ki kesin bir cevap veremeyiz.  Her ikisiyle tercih yapmayı öğrenmeliyiz... Ne zaman mantık devreye girer ne zaman his devreye girer bunlara açıklık getirmeliyiz. Öncelikle insanın kendini tanıması gereklidir. İstersen başarılı olursun. İstersen dünyanın en zengin adamı olursun. Ne istediğini bilirsen mutlu dahi olursun. Hatta ne istemediğini bilirsen ne istediğine daha kolay ulaşabilirsin...


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Ömür Dediğin

H
Heftreng
schedule5 xul
846259320457886750
Ömür Dediğin
https://bende-varim.blogspot.com/2019/12/omur-dedigin.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEigWNosZI-5fUwc4YQd4AO5hyN2VajNm06EOwfr2T10oOeARRo43SBlIlVMXbw6bFh9ZyILpoY6wUspGX3kpfqMMksEjlXsRgYM6wUkROnHRPmAFpuM2eGfuiii-YKbFMvzKtRp_x5ImBA/s320/cover_photo_1575995686492.jpeg
Heft Reng

Size küçük bir sır vereyim mi? Bütün hayallerimiz güzeldir. Bunun yanında derin izlerimiz var.  Bu derin izler hep hayallerimizin önüne perdeler çekiyor. Hal böyle olunca girişte sorduğum sorular anlamını yitiriyor. Yok bazılarımız hayal kurmaktan korkuyoruz. Çünkü kurduğumuz gibi olmuyor yaşantımız... Payımıza bir keresine keder düşmüştür. Ne yazıktır ki kurtuluşu olmayan bir yol görünmüştür. Biz bir keresine umudumuzu güzelliklerden yitirmişiz. Sonra güzel olan hayallerimizi duvarlar arasına hapsetmişiz.



Ah biraz farkında olsak ne kadar anlamsız, ne kadar olduk olmadık şeyler için ne kadar anlamlı, ne kadar güzel şeylerden vazgeçmişiz. Yaşayacağımız üç beş günlük dünyada ne uğruna feda etmişiz güzel günlerimizi... İşin özü şu aslında duygularımızı ne köreltelim ne de heva edip yüceltelim. Her zaman orta yol olduğunun bilincinde olalım... Aksi halde ömür dediğimiz üç beş günümüzü acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle anlamsız bir o kadar bir hiçlikle yitireceğiz.

Siz en iyisi ayrılıklarınızı, vedalaşmalarınızı, kavgalarınızı ve daha bir çok eylemlerinizi hayallerinizle süsleyin. Varsın gerçekleşmesin. Varsın güzel olmasın. Unutmayın! Yapraklar sararırken aynanın karşısında yüz hatlarımızdaki buruşukları farkediyoruz...
Mevsim geçişlerinde yaşlanıyoruz, bir kış gününde saçlarımıza aklar karışıyor... Bir de bakmışız bir yaz gününde ölmüşüz....

Ömür dediğimiz şu kısa sürede bari hayallerimiz eksik kalmasın. Hayallerimizle bir çok eksiğimizi tamamlayabiliriz. Unutmayın!


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Fransız Teğmenin Kadını John Fowles

H
Heftreng
schedule5 xul
5503332591898614186
Fransız Teğmenin Kadını John Fowles
https://bende-varim.blogspot.com/2018/11/fransz-tegmenin-kadn-john-fowles.html
Heft Reng

Kitap hakkında küçük notum

John Fowles, “Fransız Teğmenin Kadını” adlı o mistik romanında, Charles adlı zengin bir soylunun Sarah adında bir hizmetçiye bir anda aşık olup, onun ortadan kaybolmasından sonra içindeki o nerden geldiği belli olmayan büyük bir inançla yıllarca izini sürmeye başlar bu esrarengiz kadınının... Nerde olduğunu bilmeden, şehir şehir dolaşarak, günlerce, aylarca sürer bu arayış… Ne olursa olsun Charles’ın içindeki inanç bitmez, tek dayanağı odur çünkü… .
.
Göremediği bir şeye inanmıştır ve ne yazık ki, Başka güvenebileceği bir şey kalmamıştır…
Ne olursa olsun sevdiği kadını bulacaktır, onu göremese bile ona inanmaktadır, onun yanında olmasa bile onu sonsuz bir aşkla sevmektedir….

Peki siz olsanız ne yapardınız? Kısa bir süre içinde gördüğünüz bir insana çılgınlar gibi aşık olduğunuzun biraz geçte olsa farkına varsaydınız ve ona koşarak gittiğinizde yerinde bulamasaydınız, üstelik nereye gittiğine, kimin yanında olduğuna dair en ufak bir detay bile öğrenemeseydiniz, ama ne olursa olsun içinizde bir inanç olsaydı?

Kitap hakkında burada sayfalarca şey yazabilirdim. Ama kitabın kendi açıklamasını burada olmasını daha uygun olduğunu düşünüyorum.


Fransız Teğmenin Kadını Kitap Açıklaması

İngiliz edebiyatının büyük ustalarından olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkat çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Öncelikle olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar; Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor; Ve nihayet varoluşçuluğun “sahicilik” ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor; ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor. Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve “görev” bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların “görev”lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah. Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat; ama görmüş geçirmişlik ile bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah’yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır... Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...


“Fransız Teğmenin Kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da... Okuyun...” - Orhan Pamuk -

E kitap olarak indir ebup formatında

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Pencereyi Kapama Gök Dolabilir İçeri

H
Heftreng
schedule5 xul
9051213377347943110
Pencereyi Kapama Gök Dolabilir İçeri
https://bende-varim.blogspot.com/2018/11/pencereyi-kapama-gok-dolabilir-iceri.html
Heft Reng

Arkadaş Zekai ÖZGER Pencere Şiiri Ve Hikayesi

"Pencereyi kapama
gök dolabilir içeri" Sözleriyle büyülen şairin hikayesine bir göz attım bugün...

 Mayıslar hep ölümü hatırlatır bana işte Arkadaş lakabıyla Zekai ÖZGER'ide daha 25'inde 5 Mayıs 1973'te genç Mayıslar kuşağına yolcu ettiğimizi öğreniyorum...


Sonra şiirlerin, öykülerin, aşkların, şarkıların, doğa’daki tüm uyanışların görkemli buluşmalarını, yürek vuruşlarını duyumsadım içimde. Kırmızı karanfil sağanağına tutulur gibi oldu gönlüm. Sanki tünellerden gürültüyle geçen tarih vagonları savaşımlar, sevinçler, coşkular, acılar, devrimler, darbeler yaşamış zamanları taşıdı günlüğüme.
Ve "Pencere" şiiri beni öyle sarmıştı ki...
Neden göğü doldurmalıydım içime; o zaman daha iyi anlıyordum. Pencereyi açtığımda gök ve mavi içeriye dolarsa; ancak içime doldurabilecektim....
İşte anca pencereyi kapamadan; umut vaadeden gökyüzünü ve kuşları içime doldurabilecektim...

Ve beni duyabilmeleri için penceremin açık olması gerekirdi...
Tam da o anda isyanım dışarıya çıkabilirdi...
Tam da o anda sesim sarabilirdi dünyayı..
Anca o sırada beni duyabilirdiniz...

 Pencere'niz hep açık kalsın...

Şiir

pencereyi kapama
gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin
ıslak bir bulutun ağışını mı

pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü

Pencereyi aç
soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu
Kokusu hayatı yıkasın diye

Pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
Yürek kendini tanır




Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Yaşama Tutunmanın Başka Adı


İyi olmak ya da olmaya çalışmak bir neden aramak, neden bulamamak ve sessiz gidişler; "neden giderler?" Cevabı bilinse dahi kişinin gururuna yediremeyeceği zor bir soru!

 Ve halen bu sorudan sonra iyi kalabiliyorsa insan. Kafasındaki milyon soruyu bir kenara itip uzaklaşmak istiyorsa insan. İşte düşünmenin zamanı gelmiştir. Çünkü insan her ne olursa olsun. Tutunmak ister. Hayata yaşama ve yeniden başlamalara...

 O zor soruya mı ne olur. Bunu sormamış sayın kimininize göre zamanla, kiminize göre başka etkenlerle cevaplanamayan bu soru unutulmaya yüz tutmanın adıdır. Bu da geçer bunu da unutursun dediğiniz her soru bu zor sorulara dahildir. Çözülemeyen bu soru bir sır olarak geçmişe gömülecek. Zor sorulara inat hayat yeni sayfalar açmaya değiyor çünkü....

Gurur kısmına gelince. İnsan çoğu zaman satırların içindeki gizli özne olarak kalmayı tercih eder. O beni bir türlü yakıştıramıyor kendine işte gurur budur. Oysa cümlelerin gizli öznesi konumundaki insan ne kadar da gizlenmeye çalışsa da o gurur dediği şeyin dışardan görünemeyeceği bir şey sanarsa da aslında bilir ki kendisi kendine biraz mahcuptur. Ve kendisine yakıştıramadığı gurur karşısında hep biraz eziktir. Yine de tüm gurur unsurlu olaylar karşısında biraz cesaretlidir insan bilir ki gurur yaptığı şey aslında onu ileriye taşımayacaktır. Bu nedenle ilerlemek için gururunu da ezip geçmeyi bilmiyordur insan....


Ahmed Arif Vay Kurban Hakan Eren Yorumuyla

Vay kurban
Dağlarının, dağlarının ardı
Nazlıdır
Uçurum kıyısında incecik bir yol
Gider dolana - dolana
Bir hastan vardır, umutsuz
Belki Ayşe, belki Elif
Endamı kuytuda başak
Memesinin, memesinin altında
Bir sancı
Bir hayın bıçak
Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez
Ya bir kuşluk vakti, ya akşam üstü
Ya da seher, mahmurlukta
Bakarsın, olmuş olacak
Bir hastan vardı umutsuz
Hasreti uykularda
Hasreti soğuk sularda
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri
İki mavi, kocaman korku çiçeği
Açar, derin kuyularda
Dağlarının, dağlarının ardı korkunçtur
Hiç akıl edip de düşünen var mı
Gün kimin hesabına tutar akşamı
Rahmetinden kim demlenir bulutun
Hayırlı evlat makina nasıl canavar kesilir
Kurdun, karıncanın rızkını veren
Toprak nasıl ayartılır
Yüz vermez topal öküze
Ve almaz koynuna kara sabanı
Sepetçioğlu'm kömür işçisidir
Mavzer değil, kürek tutar Urfalı Nazif
Mal, haraç - mezattır
Can, pazar - pazar
Kırmızı, ak ve esmer
Yumuşak ve sert buğdaları
Yaratan ellerin sahibidir bu
Kör boğaz, nafaka uğruna
Haldan düşmüş, tebdil gezer
Dağlarının, dağlarının ardı
Nasıl anlatsam
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz
Çırılçıplak
Vay kurban
"Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda."
Yiğitlik, sen cehennem olsan da bile Fedayı kabul etmektir
Cennet yapabilmek için seni
Yoksul ve namuslu halka
Bu'dur ol hikayet
Ol kara sevda
Seni sevmek
Felsefedir kusursuz
İmandır, korkunç sabırlı
İp'in, kurşun'un rağmına
Yürür pervasız ve güzel
Sıradağları devirir
Akan suları çevirir
Alır yetimin hakkını
Buyurur, kitabınca
Gün ola, devran döne, umut yetişe
Dağlarının, dağlarının ardında
Değil öyle yoksulluklar, hasretler
Bir tek başak bile dargın kalmayacaktır
Bir tek zeytin dalı bile yalnız
Sıkıysa yağmasın yağmur
Sıkıysa uykudan uyanmasın dağ
Bu yürek, ne güne vurur
Kaçar damarlarından karanlık
Kaçar, bir daha dönemez
Sunar koynunda yatandan
Hem de mutlulukla sunar
Beynimizin ışığında yeraltı
Her mevsim daha genç, daha verimli
Sunar, pırıl - pırıl, sebil
Ömrünün en güzel aşk hasadını
Elimizin hünerinde yeryüzü
Dolu sofra, gülen anne, gülen çocuklar
Bir'e on, bir'e yüz'le akşama gebe
Şafakla doğan işgücü
Yalanım yok, sözüm erkek sözüdür
Ol kitapta böylece yazılıdır
Ol sevda, böyledir çünkü

Şiir Ahmed Arif Vay Kurban
Seslendiren Hakan Eren


İçimizde Umut Var

İçimizde umut var. Papatyaların sevmelerine kanıyor içimiz. İlkbaharların sıcak güneşlerinin ardına sağanak yağmurlu bir duş alıyoruz. Temizleniyor kirimiz, biraz yoruluyoruz tabi, tatlı bir yorgunluk...

İçimizde umut var. Toprak kokuyor etrafımız, nehirler her zaman ki gibi görkemli, kuşlar melodiler eşliğinde yine selamlıyor bizi... Gökyüzünde sonsuz mavi, içimiz dallarda açan çiçek taneleri...

İçimizde umut var. Kaldırımları, sokakları, caddeleri yollarımızın kesişme ihtimali uğruna her an için bir adım atıyoruz.

İçimizde umut var. Olurda aynı göğün altında, tüm güzel insanlarla aynı anlara talip oluruz diye...

Sanırım insan denilince umudunu, sevgisini, herşeyini yitirmiş birşey canlanıyor kafamızda. Neden bu böyle? Biraz aksiliklerden olabiirim sanırım. Oysa tüm güzelliğiyle yaşayamayız hayatı, öyle aksilikler var ki her biri, "tamam bu sefer mutlu olacağım" dediğimiz yerde çelme taktılar, her seferinde yüzüstü çakıldık yere... Bu nedenle yarım kalan mutluluklara inat etmek lazım. Bu inat umudun yeşerdiği mevsim, papatyaların sevmelerine götüren durak, yağan yağmur damlaların yükümüzün hafifletmesi kadar anlamlı bir bakış açısı olmalı!

Sanırım insan, aynı göğün altında buluştuğu için, aynı topraklara ayak bastığı için, aynı pınarlardan su içtiği için ve daha bir çok şey için kendisinden çok herkes için eyleme geçme gücünü bulmalı kendinde. Doğrusu insan zindanından dışarıya adım atmadığı sürece kendini hep mahkum olarak görür. İyiliğe, dünyaya ve insana dair her şeyde umudunu yitirmiş bulur. Aslında insanın umudu var etme süreci kendisine yaptığı bir iyilik olarak görülebilir...


Sanırım insan, sevme ve sevilmeye olan çabasını yanlış yorumluyordur. Sevginin birleştirici rol üstlendiğini unutuyor. Sevilince de göğe yükselişlerini görmüyor. Ya da içindeki heyecanını çabuk yitiriyordur. Belki de tam bir umuda tutunurken, göğündeki yıldızlar sönüyor, dipsiz bir kuyuya dönüşüyor, kendinden düşüyordur. Yine içindeki umudu var etmeyi başaramamıştır. Tüm bu güzel hikayede henüz kendine okuyacak cümleler bulamamıştır. En önemlisi de sabır ile beklemesini gerektiğini unutmamasıdır.

Umudu neye nasıl yorarsanız, öyle bir güzelliğe dönüşür umut budur.

Yazan: Heft Reng

Müzik: Çiğdem Taştan


Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...

 Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz... 

Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...
 Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte...


Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşadığımız tüm anların her saniyesinde hayallerimizi süsleyecek umutlar biriktiriyoruz. Umutlarımızı bir araya getirirken hayaller dünyası inşa etmeye başlıyoruz. Ve düşlerde var ettiğimiz salıncaklarda iç kıpraşmalar yaşıyoruz. Rüyalarımızda hayallerimiz kadar umut dolu bir fark var ki araya kabuslar kaçabiliyor. Yine de o umut birikintilerden masallara konu olacak kadar cesur hikayeler var edebiliyoruz. Ama herşeye rağmen o kötü kabuslara dur diyemiyoruz. Her seferinde rüyalarımızı kabusa dönüştürmeyi başarıyorlar... Doğrusu gerçekler hep bir şekilde esip savuruyor hayallerimizi... Ne yaparsak yapalım hep kötü giden bir şeyler var olacak...

Bir hataydı hepimiz ortağız. Başta kendimizi yaktık devamında sevdiklerimizi... Kimin kimde ne kadar hakkı var bunun hesabını görürken de saniyeler kaybediyoruz. Sonra hayatımızda kötü gidenleri ortaklarımıza şikayet ediyoruz. Oysa basit bir hatayla bir çıkmazın içinde çemberler ciziyoruz.

 Affedemeyeceğimize mi yanalım affedilmeyeceğimize mi? Kiminin umut birikintilerini dağıtıyoruz. Kiminin rüyalarına kabus olup çöküyoruz. İyi kötü arasında en çok kötü tarafımızla meşhur insanlarız. Basit hataların sarmaşıklarıyız. Ve de en çok iyi olmayı hak etmeyenleriz...

Hisler Evreni


Hislerin en gerçeği en acımasız olanı ile başlamak istiyorum, korku… Korkunun temelinde bilinmezlik vardır. Bu bilinmezlik neyle karşılaşacağımızı bilmediğimizle ilgilidir. En basite indirgeyecek olursak karanlıktan korkan bir canlı bulunduğu ortamda ne olduğu bilmediği ve tamamen hayal dünyasında kendisi var ettiği ve var ettikleriyle endişeler geliştiriren bir olgudur.

 Aslında tüm duygular birbirinin içine gizlenmiş  gibidir. Ve aralarında kopulmaz bağlar var. Duygularımıza verdiğimiz isimler de hislerimizin yoğunluğuyla ilişkilidir. Ama aralarında hep ilişkiler vardır. Tıpkı heyecan, endişe ve korku gibi öyle derin bağlarla bağlılar bu mükemmel üçlü…

 Neden mükemmel çünkü yapmak istediğiniz veya yapmaya yeltendiğiniz olayları yapıları olguları bu üçlü kontrol eder. Heyecan komut verir der ki; o kadar olumsuz düşünceye rağmen başarabilir miyim? Endişe devam eder; ya başaramazsam? Ve korku gelir hepsinin üzerine çöker der ki; kaç  durma kaç? Tüm bunlarla yüzleşmeye çalışan 1300 gr beynimiz duygularımız karşısında mantıksal yol ararken kendine, hislerimiz mantıksal yönlerimizin önüne setler örer ve her şeyi mahveder. Hayal kırıklığı, pişmanlık...

Ama siz yine de aklınıza güvenip duygularınızı da köreltmeyin. Korkularınızla gerçeği fark edin. Heyecanınızla korklara yürürün. Bu yürüşünüzde endişe duyacağınız birşeyler de var olmalı. Ama yine de kaçmayı düşünmeyin.



Hislerin en kuvvetlisi olanına gelirsek umut derim... Mümkün olmayan herhangi bir şeye inandırabilir,  tüm zamanlar boyunca insanı bekletebilir ve geleceğe dair tüm hayalleri içselleştirip kendine bir yol çizdirtebilir. Hem çok saftır hemde insanı bir ihtimal uğruna peşinde sürükleyecek kadar tehlikelidir umut.

 Daha sayabileceğim örneklendirebileceğim birçok duygu var elbette... Peki tüm bu hislere rağmen nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Yıllarca sorulmuş olan mantık  mı yoksa hisler mi? Tabi ki kesin bir cevap veremeyiz.  Her ikisiyle tercih yapmayı öğrenmeliyiz... Ne zaman mantık devreye girer ne zaman his devreye girer bunlara açıklık getirmeliyiz. Öncelikle insanın kendini tanıması gereklidir. İstersen başarılı olursun. İstersen dünyanın en zengin adamı olursun. Ne istediğini bilirsen mutlu dahi olursun. Hatta ne istemediğini bilirsen ne istediğine daha kolay ulaşabilirsin...


Ömür Dediğin


Size küçük bir sır vereyim mi? Bütün hayallerimiz güzeldir. Bunun yanında derin izlerimiz var.  Bu derin izler hep hayallerimizin önüne perdeler çekiyor. Hal böyle olunca girişte sorduğum sorular anlamını yitiriyor. Yok bazılarımız hayal kurmaktan korkuyoruz. Çünkü kurduğumuz gibi olmuyor yaşantımız... Payımıza bir keresine keder düşmüştür. Ne yazıktır ki kurtuluşu olmayan bir yol görünmüştür. Biz bir keresine umudumuzu güzelliklerden yitirmişiz. Sonra güzel olan hayallerimizi duvarlar arasına hapsetmişiz.



Ah biraz farkında olsak ne kadar anlamsız, ne kadar olduk olmadık şeyler için ne kadar anlamlı, ne kadar güzel şeylerden vazgeçmişiz. Yaşayacağımız üç beş günlük dünyada ne uğruna feda etmişiz güzel günlerimizi... İşin özü şu aslında duygularımızı ne köreltelim ne de heva edip yüceltelim. Her zaman orta yol olduğunun bilincinde olalım... Aksi halde ömür dediğimiz üç beş günümüzü acısıyla tatlısıyla, iyisiyle kötüsüyle anlamsız bir o kadar bir hiçlikle yitireceğiz.

Siz en iyisi ayrılıklarınızı, vedalaşmalarınızı, kavgalarınızı ve daha bir çok eylemlerinizi hayallerinizle süsleyin. Varsın gerçekleşmesin. Varsın güzel olmasın. Unutmayın! Yapraklar sararırken aynanın karşısında yüz hatlarımızdaki buruşukları farkediyoruz...
Mevsim geçişlerinde yaşlanıyoruz, bir kış gününde saçlarımıza aklar karışıyor... Bir de bakmışız bir yaz gününde ölmüşüz....

Ömür dediğimiz şu kısa sürede bari hayallerimiz eksik kalmasın. Hayallerimizle bir çok eksiğimizi tamamlayabiliriz. Unutmayın!


Fransız Teğmenin Kadını John Fowles

Kitap hakkında küçük notum

John Fowles, “Fransız Teğmenin Kadını” adlı o mistik romanında, Charles adlı zengin bir soylunun Sarah adında bir hizmetçiye bir anda aşık olup, onun ortadan kaybolmasından sonra içindeki o nerden geldiği belli olmayan büyük bir inançla yıllarca izini sürmeye başlar bu esrarengiz kadınının... Nerde olduğunu bilmeden, şehir şehir dolaşarak, günlerce, aylarca sürer bu arayış… Ne olursa olsun Charles’ın içindeki inanç bitmez, tek dayanağı odur çünkü… .
.
Göremediği bir şeye inanmıştır ve ne yazık ki, Başka güvenebileceği bir şey kalmamıştır…
Ne olursa olsun sevdiği kadını bulacaktır, onu göremese bile ona inanmaktadır, onun yanında olmasa bile onu sonsuz bir aşkla sevmektedir….

Peki siz olsanız ne yapardınız? Kısa bir süre içinde gördüğünüz bir insana çılgınlar gibi aşık olduğunuzun biraz geçte olsa farkına varsaydınız ve ona koşarak gittiğinizde yerinde bulamasaydınız, üstelik nereye gittiğine, kimin yanında olduğuna dair en ufak bir detay bile öğrenemeseydiniz, ama ne olursa olsun içinizde bir inanç olsaydı?

Kitap hakkında burada sayfalarca şey yazabilirdim. Ama kitabın kendi açıklamasını burada olmasını daha uygun olduğunu düşünüyorum.


Fransız Teğmenin Kadını Kitap Açıklaması

İngiliz edebiyatının büyük ustalarından olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkat çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını’nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Öncelikle olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar; Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor; Ve nihayet varoluşçuluğun “sahicilik” ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor; ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor. Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve “görev” bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların “görev”lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah. Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat; ama görmüş geçirmişlik ile bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah’yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır... Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov’un deyimiyle “belkemiğini titreten” kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için...


“Fransız Teğmenin Kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da... Okuyun...” - Orhan Pamuk -

E kitap olarak indir ebup formatında

Pencereyi Kapama Gök Dolabilir İçeri


Arkadaş Zekai ÖZGER Pencere Şiiri Ve Hikayesi

"Pencereyi kapama
gök dolabilir içeri" Sözleriyle büyülen şairin hikayesine bir göz attım bugün...

 Mayıslar hep ölümü hatırlatır bana işte Arkadaş lakabıyla Zekai ÖZGER'ide daha 25'inde 5 Mayıs 1973'te genç Mayıslar kuşağına yolcu ettiğimizi öğreniyorum...


Sonra şiirlerin, öykülerin, aşkların, şarkıların, doğa’daki tüm uyanışların görkemli buluşmalarını, yürek vuruşlarını duyumsadım içimde. Kırmızı karanfil sağanağına tutulur gibi oldu gönlüm. Sanki tünellerden gürültüyle geçen tarih vagonları savaşımlar, sevinçler, coşkular, acılar, devrimler, darbeler yaşamış zamanları taşıdı günlüğüme.
Ve "Pencere" şiiri beni öyle sarmıştı ki...
Neden göğü doldurmalıydım içime; o zaman daha iyi anlıyordum. Pencereyi açtığımda gök ve mavi içeriye dolarsa; ancak içime doldurabilecektim....
İşte anca pencereyi kapamadan; umut vaadeden gökyüzünü ve kuşları içime doldurabilecektim...

Ve beni duyabilmeleri için penceremin açık olması gerekirdi...
Tam da o anda isyanım dışarıya çıkabilirdi...
Tam da o anda sesim sarabilirdi dünyayı..
Anca o sırada beni duyabilirdiniz...

 Pencere'niz hep açık kalsın...

Şiir

pencereyi kapama
gök dolabilir içeri
sen neyi görebilirsin
ıslak bir bulutun ağışını mı

pencereyi kapama
kuş dolabilir içeri
sen neyi taşıyabilirsin
kırık bir dalın yükünü mü

Pencereyi aç
soluğun çıksın dışarı
sen büyütmedin mi ciğerinde onu
Kokusu hayatı yıkasın diye

Pencereyi aç
sesin sarsın dünyayı
duyulur elbet ta ötelerden
Yürek kendini tanır




© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger