Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Kırılmalara Alışma Tabiri
Acı Anılar Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

Kırılmalara Alışma Tabiri

H
Heft Reng
Devamini oku →
Turuncu Başlıklı Kız
Anılar Aşka Dair Hikaye Tüm Yazılar

Turuncu Başlıklı Kız

H
Heft Reng
Devamini oku →
Ya Mutluysak
Anılar Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

Ya Mutluysak

H
Heft Reng
Devamini oku →
Unutmadığımız Anılar
Anılar Hakikat Tüm Yazılar

Unutmadığımız Anılar

H
Heft Reng
Devamini oku →
Elma kokusunu sever misiniz?
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Kırılmalara Alışma Tabiri

H
Heftreng
schedule5 xul
6664366109974738368
Kırılmalara Alışma Tabiri
https://bende-varim.blogspot.com/2020/12/krlmalara-alsma-tabiri.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEifbH3ag-LlTOrgu004_PVht2DCqjutdtJzhncGZEhpcaHOsV6L-IKdFEgtqtDBfCtSC5SOHCIEbyMyv4_7gu26QhoFujpWYQ9XzG45TyyaP0husPAwtkeakRqI28QFgFuohHBCId4rdv0/s320/Capture%252B_2020-12-01-20-22-42.png
Heft Reng



 Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor. 

Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda...

Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine sığınma ihtiyacı duyuyor." Ve sanırım insan en çokta kendine kırılıyor bu kırıklarıyla yine bir şekilde baş etmeye çalışıyor. Zamanın talihsizliği burda başlıyor. Koca bir sır ne yapsakta bir türlü çözemiyoruz. Oysa zamanın sır olarak sakladığı geçmiş ve gelecekler bizde hep bir düş kırıklığı var etmeye yetiyor. Zamanın sırrını çözeniniz var mı acaba? Günün birinde susmaya yüz tutarsa kelimeleriniz susmayın. Sustuğunuz her an için kendinizi ızdırap içinde bulacaksınız. Lakin ne zaman susmaya başlasam;
"O zaman bir yerlerim acımaya başlıyor.
Bu yüzden benim susmamam gerek..." Sizde susmayın. Belki hüzünleriniz eksilmeyecek kırıklarınız geçmeyecek ama o acı ızdıraba karşı da direnme gücü bulacaksınız. 


Okuduğunuz için teşekkürler

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Turuncu Başlıklı Kız

H
Heftreng
schedule5 xul
3354146074487290258
Turuncu Başlıklı Kız
https://bende-varim.blogspot.com/2020/01/turuncu-baslkl-kz.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgj-qVxJf5PKHqI6JbsMiDKFwBNgS7O6vlTTArgeQMCu2cD2GdPkNZljiKFUdXIMT6pjMBRC5b3p8o14GLUjhml67k2GC-8mdqu5rLCImq4-BqFelS5vvdvgK9MMwVwMwO3am4CinnnIeo/s320/Capture%252B_2020-01-09-18-51-50.png
Heft Reng

Bazı günlerde birden gözlerimi açarak uyanırım. Üzerimden yorganı atar ve oturmaya başlarım. Gülümserim gülümserim ve ardından bir daha gülümseyip kahkaha atarım. Şarkı söyleyerek o nefret ettiğim yatak örtüsünü zevkle düzeltmeye başlarım. Hissettiğim şey tam olarak coşku, mutluluk ve heyecan. Hayır güzel bir rüyadan uyanmadım. Hatta rüya bile gördüğümü hatırlamıyorum. Bedenimi saran mükemmel bir enerji ile doluyum sanki. Aramızda kalsın ben biraz deli olabilirim.

 Bu sabah ta öyle uyandım. Sanırım bugün hayatımın dönüm noktası. Evet kesinlikle tam olarak hissettiğim bu. Bugün harika şeyler olacak. Güzel uyanışımın bir anlamı olmalı değil mi? Yüzümü yıkadım kendime baktım ve sen efsane bir kadınsın dedim kendi kendime. Mutfağa geçip çay demledim ve caz müzik listemi açtım Louris Armstrong vardı listenin ilk başında. 2 yumurta haşladım tabağıma 3 tane yeşil zeytin yarım havuç, elma ve  biraz peynir koydum. Bunları yaparken dans ettim. Neşemse kat kat çoğalan çikolata şöleni gibiydi. Kahvaltı fası bittikten sonra aklımda bir tek hazırlanıp kendimi dışarı atmak vardı.  Belki de bugün hayatımın aşkı ile karşılaşacağım dedim içimden. İnanılmaz ruh eşimi bulacağım. Evet evet karşılaşacağız. Belki otobüs durağında ya da dersliğe giderken hayır hayır eve dönerken… Acaba nasıl biri? Şiir sever mi ya da sahafa gitmekten hoşlanır mı, beni tanır mı, ben onu hisseder miyim? Yakışıklı olsun ama çok ta yakışıklı olmasın hem ben kıskancım. naif bir adam olsun şöyle sakin anlamlı bakışları olsun. Saçmalama Asuman olmayan birini mi hayal ediyorsun gerçekten dedim kendi kendime...
Renklerin ve dokuların insanları harekete geçiren gizli güçleri olduğuna inanırım her zaman. Öyle güzel dokulu bir şey giymeliyim ki beni yansıtmalı diye düşünürken sabit ve sıkıcı fikirli olduğum için turuncu tuniğimi ve lacivert kot pantolonumu ( her zamanki gibi ) giymeye karar verdim. Ve dışarıya açılan kapıdan ilk adımımı attım. Derse geç kalmıştım ama umurumda değildi sakin sakin yürümeye başladım. Ve o da ne bir kedi beni takip ediyor normalde kedileri pek sevmem ama bugün o gün değil küçük kedicik sana kızmayacağım dedim, başını okşadım ve durağın yolunu tuttum. Otobüse bindim bakıyorum etrafa kimse yok sanki herkes telefon elinde bir şeylere bakıyor.

Okula geldim. Herkesi her şeyi seviyorum diye bağırmak geliyordu içimden ama ben dersliğe geçip o en ön sırada tek başıma sakince ve bir delilik yapmadan oturdum. Şimdilik farklı bir şey olmadı. Hoca geldi dersini anlattı gitti ara verdik sonra başka derse sonra başka… Öğle yemeği zamanı geldi yemek yedik yine her şey aynı olması gerektiği gibi. Ama ben bugün farklı uyanmıştım. Hani güzel olacaktı. Her neyse bir sonraki hafta sınav haftası olduğu için arkadaşlarımla sözleşip ders çıkışında kütüphaneye gidecektik belki de orda güzel bir şey olacak hala ümitliydim. Sıkıcı dersler bitti ve kütüphanenin yolunu tuttuk ama ben sağıma soluma çok dikkatli bir şekilde bakıyordum gözlerim birini arıyordu. Arkadaşım bu durumu fark etti iyi misin dedi gayet iyiyim sorun yok dedim. Oysa sadece hislerimin peşinden gidiyordum ne aradığımı bile bilmeden. Kütüphanenin içine girdik bir masaya oturduk ve ders çalıştık.
İnanabiliyor musunuz ders çalıştım sonra sıkılıp bir ara telefonuma baktım. O da ne bilmediğim bir numara beni aramıştı. Hem de 10 dakika önce. Numarayı kaydedip whatsaptan profil resmine baktım ama hiçbir şey yoktu. Herhalde yanlışlıkla aradı dedim kendi kendime. Sonra bir daha aradı. Heyecanlandım koşarak tuvalete gittim. Önce arayan kişinin ses vermesini bekledim.
-Asuman ?
- ( O da ne adımı biliyor) kimsiniz?
- günlerdir sana ulaşmaya çalışıyorum en sonunda buldum seni neredesin?
- beyefendi sapık mısınız. yanlış aradınız herhalde iyi günler.
 Telefonu kapattım. Bu ne küstahlık bir de neredesin diyor. Utanmıyorlar genç kızların telefonunu alıp izinsizce aramaya diye geçirdim içimden ve yine aynı numara arıyor açıp beni bir daha rahatsız etmezseniz sevinirim diyecektim.
-Özür dilerim siz telefonu birden açınca ben de heyecanlandım bir an ne diyeceğimi şaşırdım Ben Bay A. sizinle ne zamandır tanışmak istiyordum ancak hiç yalnız kalmıyorsunuz. Yüz yüze konuşmak kendimi açıklamak isterim doğrusu…
- ( Gerçekten mi hislerim bana doğru mu söyledi. (ne yapacağım peki ) beyefendi sizi tanımıyorum.
- Aslında tanıyorsunuz sosyal medyadan birbirimizi takip ediyoruz isterseniz bakın
Telefonu tekrar kapattım. Yalan söylüyor sadece canı sıkılan biridir. Evet yalan söylüyor diye içimden söylenirken birden mesaj geldi.

-Sizi 1 sene önce meydan da bir köpeği severken gördüm istemsizce uzun uzun baktım büyüleyici bir gülümsemeniz vardı. Alalade bir gün sosyal medya sayfanız karşıma cıktı gönderilerinizi tek tek beğendim. Sizin mesaj atmanızı bekledim. Atmadınız. Sonra sizi daha çok merak edip çevrenizdeki insanları araştırdım. Bilirsiniz ki bu zamanda öyle kolay güvenilmiyor. Tam 3 gün önce... sokakta karşılaştık beni heyecanlandıran bakışınızı aklımdan çıkaramıyorum galiba beni harekete geçiren son nokta o bakışınız oldu. Ve en sonunda sizinle buluşmaya karar verdim tabi siz de uygun görürseniz. Pek dışarı çıkan biri değilimdir ancak söylediği doğru 3 gün önce o sokaktan geçmiştim ama ben onu hatırlamıyordum. Ne olacak şimdi ? Ne olduğunu bilmediğim adam ile buluşacak mıyım ve bu buluşma güzel uyandım diye mi ? Daha neler …

Yazar: Asuman AYDOĞAN

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Ya Mutluysak

H
Heftreng
schedule5 xul
3562697592669510557
Ya Mutluysak
https://bende-varim.blogspot.com/2019/11/ya-mutluysak.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjR52IU4FDy_jQFYLwbEtWvbsU_2Vtlm225JUP9v0HsFV3E1tBfiG_akq_IcG0eUtqRsTSOEJ8OZtRNJPY772jjtvxDRhLO9gUIHRQKxzjxHCsEuygx5xtMt-66TN_-v4veX7YXAzkB8KA/s320/Screenshot_20190529235609.jpg
Heft Reng

Düşümüz kadar var kuramadığımız düşler kadar yokuz. Eksik olan cümleler değil  eksiklik koca bir sessizliğe sürüklemiş bizi... Hapsolduğumuz yalnızlığımızda bucalarken bir kaç ritimle telafi ediyoruz onca anıları...

Sonra farkediyoruz. İnsanın en çok kendisiyle alıp veremediği bir şeyleri olur. Herşey yolunda giderken durup durup kendisini mutsuzluğa iten birşeyleri bulması acaba dedirtiyor ya mutluysak ve  mutlu kalmayı bilmiyorsak... Değişmeyen kaderimiz bu mudur? Bütün yollar ayrılırken bir birinden tekrar mutsuzluğun uzandığı yola doğru adım atmak kaderimiz mi? Ne zaman yalnızlaşır ki insan birilerinin gitmesiyle mi yoksa insanın kendisini terk etmesiyle mi başlar yalnızlık? Tam da insanın kendisini terk ettiği an mutlu kalmayı beceremediği andır. Mutsuzluğu tercih ederken yalnızlığa attığı adımlar birer bahanedir. Kader cizgisinde insanın kendisi için mücadelesinin payı vardır. Yani açık olmak gerekirse kaderimiz bir nevi birazda tercihlerimize bağlı bırakılmıştır.  Hatta hiç bişey yapmadan sadece mavi düşler kurup herşeyin yolunda gitmesini bunu kadere bağlı kılmak yaratıcıyı anlamamaktır. Anılar güzeldir. Aynısı tekrar beklemek biraz acıdır. Buna kader diyorsak bu da biraz tembelliktir. Düşlerin gerçekleşmesi için insanın önce harekete geçmesi lazım acıktığınızda yemek yemeyi düşlemeniz sizi doyurmadığı gibi bir şeyi sadece istemek ve olacağını beklemekte işlerinizi yoluna koymayacaktır. Açlıktan ölmek kaderiniz değildir. Aynı şekilde sadece beklediğiniz için birşeylerin umduğunuz gibi olmaması da kaderiniz değildir.

Ne diyorduk mutluysak ve mutlu kalmayı bilmiyorsak... Tamda burada öğrenmemiz gereken çok şey var.  Öncelikle herşeyin istediğimiz gibi olmasını beklememek gerekir. Böyle bir beklentiye sahipsek hiç bir zaman mutlu kalamayız. Bütün herşeyden önce hayatımız boyunca bir şeyler için çaba sarfetmek gerektiğini bilmeliyiz. Aksi halde bütün kayıplarımızı kader ile telafi etmeye çalışmak büyük bir kandırmacadan ibaret kalacağını unutmayalım.  Son olarak asla bir insanın beklentilerine, çabalarına, engel olmayalım. Kimsenin mutsuzluğunun yolculuğunda son adım olmayalım. Aksi halde gün gelir aynı yolun yolcusu konumuna geliriz.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Unutmadığımız Anılar

H
Heftreng
schedule5 xul
5385723326576839437
Unutmadığımız Anılar
https://bende-varim.blogspot.com/2019/05/unutmadgmz-anlar.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgjdbLHCZx2LVdCgqoJzuqfZG-5kzmfmqZsIQzEWIheUEA5ephefif4lsXVsCQO0-l48GoPFMT1PuXFXPLfJOCvf2fL1JZZyESeki1vrFcOHvA7Dk1xJPJPoIdYYO-LbhjpQ7_8I7RQS8A/s320/images.jpeg
Heft Reng



Ölsem dahi unutmayacağım dediğiniz kaç anı hatırlıyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim: "Öyle zamanlar oldu ki hiç bitmesin istedim. Ama anılarım birer birer elimden kaçar hale gelmişti."

 Onun için unutmak tercihimdi, benim için kaçıştı çünkü kimse kötü zamanlar biriktirmek istemez. Sanırım benim de olumsuzları hayatımdan silmem gerekirdi. Buna rağmen adını koyamadığımız anılarda biriktirdim. İçimdeki yaşama sevincini coşturan anılar... Her anımsamam da küçük gülümsemeler bırakan anılar... Hala hayallerimin malzemesi olan anılarım var. Yine koca eksiklikler var bende sildiğim bir sürü koca zamanlar da var.

Ama sizde benim gibisiniz. Adını koyamadığınız anılarınızla bir nevi yaşama sevincinize destek oluyorsunuz. Sıra olumsuzluklara gelince bir sürü acı çekiyorsunuz baş edemeyince de silmeye başlıyorsunuz kötü zamanlarınızı...
Sonra hiçleşmiş koca bir boşluk bırakıyoruz. Peki hiçin içini dolduranı duydunuz mu? Hiç içinde ayrı bir parantez açmak lazım sanırım. Varlığını dahi bilmediğimiz, tanımlayamadığımız bizim için olmayandır hiç...

 Tamda burada zihnimizden  sildiğimiz herşey hiçtir. Ama unutmak hiçten biraz  farklıdır. Unutmak aslında işimize gelmeyen yaşantılarımızdır.  Mesela adını koyamadığımız hiç bir mutluluğu unutmuş değiliz çünkü bu mutluklarımız en güzel anılarımızdan oluştuğunu biliyoruz. Bunları unutmak işimize gelmiyordur. Çünkü yaşama sevincimizden zerre kadar taviz vermek istemiyoruz. Varoluşumuzdaki o bitimsiz aşktır bu.

 İnsan, olumsuz etkilenmediği müddetçe hiç aşklarını unutur mu? Zaten bitiremediği aşklarına inat değil miydi? İçindeki intihar girişimi... aynı şekilde var oluşa olan aşk biterse ölüm istemi harekete geçer. Önemli olansa acısıyla, tatlısıyla, sevinçlerimizle, hüzünlerimizle her daim güçlü bir iradeyle varoluşumuzdaki o aşkı sürdürebilmektir. 

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heftreng
schedule5 xul
6508929823569646722
Elma kokusunu sever misiniz?
https://bende-varim.blogspot.com/2019/03/elma-kokusunu-sever-misiniz.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjMs0_MzjH_02s5Yl0YIy5sOk_yh4ljLr5zVszFMbnMpYxFctYVDdTHy6JHtkZMlPzmovB_tCJjG_7-geDGahafA0i6Ed66WVEoBCL-MXwec1W7gUdeSrVhCNO-WTWr6TJpxHIRuxXPNdE/s320/CdqM2lJXEAE7nZ5.jpg
Heft Reng


Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

 Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

 Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heftreng
schedule5 xul
6882019995662158086
Acı Da Bir Nimet Olmalı!
https://bende-varim.blogspot.com/2019/01/ac-da-bir-nimet-olmal.html
Heft Reng
Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Kırılmalara Alışma Tabiri




 Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor. 

Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda...

Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine sığınma ihtiyacı duyuyor." Ve sanırım insan en çokta kendine kırılıyor bu kırıklarıyla yine bir şekilde baş etmeye çalışıyor. Zamanın talihsizliği burda başlıyor. Koca bir sır ne yapsakta bir türlü çözemiyoruz. Oysa zamanın sır olarak sakladığı geçmiş ve gelecekler bizde hep bir düş kırıklığı var etmeye yetiyor. Zamanın sırrını çözeniniz var mı acaba? Günün birinde susmaya yüz tutarsa kelimeleriniz susmayın. Sustuğunuz her an için kendinizi ızdırap içinde bulacaksınız. Lakin ne zaman susmaya başlasam;
"O zaman bir yerlerim acımaya başlıyor.
Bu yüzden benim susmamam gerek..." Sizde susmayın. Belki hüzünleriniz eksilmeyecek kırıklarınız geçmeyecek ama o acı ızdıraba karşı da direnme gücü bulacaksınız. 


Okuduğunuz için teşekkürler

Turuncu Başlıklı Kız


Bazı günlerde birden gözlerimi açarak uyanırım. Üzerimden yorganı atar ve oturmaya başlarım. Gülümserim gülümserim ve ardından bir daha gülümseyip kahkaha atarım. Şarkı söyleyerek o nefret ettiğim yatak örtüsünü zevkle düzeltmeye başlarım. Hissettiğim şey tam olarak coşku, mutluluk ve heyecan. Hayır güzel bir rüyadan uyanmadım. Hatta rüya bile gördüğümü hatırlamıyorum. Bedenimi saran mükemmel bir enerji ile doluyum sanki. Aramızda kalsın ben biraz deli olabilirim.

 Bu sabah ta öyle uyandım. Sanırım bugün hayatımın dönüm noktası. Evet kesinlikle tam olarak hissettiğim bu. Bugün harika şeyler olacak. Güzel uyanışımın bir anlamı olmalı değil mi? Yüzümü yıkadım kendime baktım ve sen efsane bir kadınsın dedim kendi kendime. Mutfağa geçip çay demledim ve caz müzik listemi açtım Louris Armstrong vardı listenin ilk başında. 2 yumurta haşladım tabağıma 3 tane yeşil zeytin yarım havuç, elma ve  biraz peynir koydum. Bunları yaparken dans ettim. Neşemse kat kat çoğalan çikolata şöleni gibiydi. Kahvaltı fası bittikten sonra aklımda bir tek hazırlanıp kendimi dışarı atmak vardı.  Belki de bugün hayatımın aşkı ile karşılaşacağım dedim içimden. İnanılmaz ruh eşimi bulacağım. Evet evet karşılaşacağız. Belki otobüs durağında ya da dersliğe giderken hayır hayır eve dönerken… Acaba nasıl biri? Şiir sever mi ya da sahafa gitmekten hoşlanır mı, beni tanır mı, ben onu hisseder miyim? Yakışıklı olsun ama çok ta yakışıklı olmasın hem ben kıskancım. naif bir adam olsun şöyle sakin anlamlı bakışları olsun. Saçmalama Asuman olmayan birini mi hayal ediyorsun gerçekten dedim kendi kendime...
Renklerin ve dokuların insanları harekete geçiren gizli güçleri olduğuna inanırım her zaman. Öyle güzel dokulu bir şey giymeliyim ki beni yansıtmalı diye düşünürken sabit ve sıkıcı fikirli olduğum için turuncu tuniğimi ve lacivert kot pantolonumu ( her zamanki gibi ) giymeye karar verdim. Ve dışarıya açılan kapıdan ilk adımımı attım. Derse geç kalmıştım ama umurumda değildi sakin sakin yürümeye başladım. Ve o da ne bir kedi beni takip ediyor normalde kedileri pek sevmem ama bugün o gün değil küçük kedicik sana kızmayacağım dedim, başını okşadım ve durağın yolunu tuttum. Otobüse bindim bakıyorum etrafa kimse yok sanki herkes telefon elinde bir şeylere bakıyor.

Okula geldim. Herkesi her şeyi seviyorum diye bağırmak geliyordu içimden ama ben dersliğe geçip o en ön sırada tek başıma sakince ve bir delilik yapmadan oturdum. Şimdilik farklı bir şey olmadı. Hoca geldi dersini anlattı gitti ara verdik sonra başka derse sonra başka… Öğle yemeği zamanı geldi yemek yedik yine her şey aynı olması gerektiği gibi. Ama ben bugün farklı uyanmıştım. Hani güzel olacaktı. Her neyse bir sonraki hafta sınav haftası olduğu için arkadaşlarımla sözleşip ders çıkışında kütüphaneye gidecektik belki de orda güzel bir şey olacak hala ümitliydim. Sıkıcı dersler bitti ve kütüphanenin yolunu tuttuk ama ben sağıma soluma çok dikkatli bir şekilde bakıyordum gözlerim birini arıyordu. Arkadaşım bu durumu fark etti iyi misin dedi gayet iyiyim sorun yok dedim. Oysa sadece hislerimin peşinden gidiyordum ne aradığımı bile bilmeden. Kütüphanenin içine girdik bir masaya oturduk ve ders çalıştık.
İnanabiliyor musunuz ders çalıştım sonra sıkılıp bir ara telefonuma baktım. O da ne bilmediğim bir numara beni aramıştı. Hem de 10 dakika önce. Numarayı kaydedip whatsaptan profil resmine baktım ama hiçbir şey yoktu. Herhalde yanlışlıkla aradı dedim kendi kendime. Sonra bir daha aradı. Heyecanlandım koşarak tuvalete gittim. Önce arayan kişinin ses vermesini bekledim.
-Asuman ?
- ( O da ne adımı biliyor) kimsiniz?
- günlerdir sana ulaşmaya çalışıyorum en sonunda buldum seni neredesin?
- beyefendi sapık mısınız. yanlış aradınız herhalde iyi günler.
 Telefonu kapattım. Bu ne küstahlık bir de neredesin diyor. Utanmıyorlar genç kızların telefonunu alıp izinsizce aramaya diye geçirdim içimden ve yine aynı numara arıyor açıp beni bir daha rahatsız etmezseniz sevinirim diyecektim.
-Özür dilerim siz telefonu birden açınca ben de heyecanlandım bir an ne diyeceğimi şaşırdım Ben Bay A. sizinle ne zamandır tanışmak istiyordum ancak hiç yalnız kalmıyorsunuz. Yüz yüze konuşmak kendimi açıklamak isterim doğrusu…
- ( Gerçekten mi hislerim bana doğru mu söyledi. (ne yapacağım peki ) beyefendi sizi tanımıyorum.
- Aslında tanıyorsunuz sosyal medyadan birbirimizi takip ediyoruz isterseniz bakın
Telefonu tekrar kapattım. Yalan söylüyor sadece canı sıkılan biridir. Evet yalan söylüyor diye içimden söylenirken birden mesaj geldi.

-Sizi 1 sene önce meydan da bir köpeği severken gördüm istemsizce uzun uzun baktım büyüleyici bir gülümsemeniz vardı. Alalade bir gün sosyal medya sayfanız karşıma cıktı gönderilerinizi tek tek beğendim. Sizin mesaj atmanızı bekledim. Atmadınız. Sonra sizi daha çok merak edip çevrenizdeki insanları araştırdım. Bilirsiniz ki bu zamanda öyle kolay güvenilmiyor. Tam 3 gün önce... sokakta karşılaştık beni heyecanlandıran bakışınızı aklımdan çıkaramıyorum galiba beni harekete geçiren son nokta o bakışınız oldu. Ve en sonunda sizinle buluşmaya karar verdim tabi siz de uygun görürseniz. Pek dışarı çıkan biri değilimdir ancak söylediği doğru 3 gün önce o sokaktan geçmiştim ama ben onu hatırlamıyordum. Ne olacak şimdi ? Ne olduğunu bilmediğim adam ile buluşacak mıyım ve bu buluşma güzel uyandım diye mi ? Daha neler …

Yazar: Asuman AYDOĞAN

Ya Mutluysak


Düşümüz kadar var kuramadığımız düşler kadar yokuz. Eksik olan cümleler değil  eksiklik koca bir sessizliğe sürüklemiş bizi... Hapsolduğumuz yalnızlığımızda bucalarken bir kaç ritimle telafi ediyoruz onca anıları...

Sonra farkediyoruz. İnsanın en çok kendisiyle alıp veremediği bir şeyleri olur. Herşey yolunda giderken durup durup kendisini mutsuzluğa iten birşeyleri bulması acaba dedirtiyor ya mutluysak ve  mutlu kalmayı bilmiyorsak... Değişmeyen kaderimiz bu mudur? Bütün yollar ayrılırken bir birinden tekrar mutsuzluğun uzandığı yola doğru adım atmak kaderimiz mi? Ne zaman yalnızlaşır ki insan birilerinin gitmesiyle mi yoksa insanın kendisini terk etmesiyle mi başlar yalnızlık? Tam da insanın kendisini terk ettiği an mutlu kalmayı beceremediği andır. Mutsuzluğu tercih ederken yalnızlığa attığı adımlar birer bahanedir. Kader cizgisinde insanın kendisi için mücadelesinin payı vardır. Yani açık olmak gerekirse kaderimiz bir nevi birazda tercihlerimize bağlı bırakılmıştır.  Hatta hiç bişey yapmadan sadece mavi düşler kurup herşeyin yolunda gitmesini bunu kadere bağlı kılmak yaratıcıyı anlamamaktır. Anılar güzeldir. Aynısı tekrar beklemek biraz acıdır. Buna kader diyorsak bu da biraz tembelliktir. Düşlerin gerçekleşmesi için insanın önce harekete geçmesi lazım acıktığınızda yemek yemeyi düşlemeniz sizi doyurmadığı gibi bir şeyi sadece istemek ve olacağını beklemekte işlerinizi yoluna koymayacaktır. Açlıktan ölmek kaderiniz değildir. Aynı şekilde sadece beklediğiniz için birşeylerin umduğunuz gibi olmaması da kaderiniz değildir.

Ne diyorduk mutluysak ve mutlu kalmayı bilmiyorsak... Tamda burada öğrenmemiz gereken çok şey var.  Öncelikle herşeyin istediğimiz gibi olmasını beklememek gerekir. Böyle bir beklentiye sahipsek hiç bir zaman mutlu kalamayız. Bütün herşeyden önce hayatımız boyunca bir şeyler için çaba sarfetmek gerektiğini bilmeliyiz. Aksi halde bütün kayıplarımızı kader ile telafi etmeye çalışmak büyük bir kandırmacadan ibaret kalacağını unutmayalım.  Son olarak asla bir insanın beklentilerine, çabalarına, engel olmayalım. Kimsenin mutsuzluğunun yolculuğunda son adım olmayalım. Aksi halde gün gelir aynı yolun yolcusu konumuna geliriz.

Unutmadığımız Anılar




Ölsem dahi unutmayacağım dediğiniz kaç anı hatırlıyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim: "Öyle zamanlar oldu ki hiç bitmesin istedim. Ama anılarım birer birer elimden kaçar hale gelmişti."

 Onun için unutmak tercihimdi, benim için kaçıştı çünkü kimse kötü zamanlar biriktirmek istemez. Sanırım benim de olumsuzları hayatımdan silmem gerekirdi. Buna rağmen adını koyamadığımız anılarda biriktirdim. İçimdeki yaşama sevincini coşturan anılar... Her anımsamam da küçük gülümsemeler bırakan anılar... Hala hayallerimin malzemesi olan anılarım var. Yine koca eksiklikler var bende sildiğim bir sürü koca zamanlar da var.

Ama sizde benim gibisiniz. Adını koyamadığınız anılarınızla bir nevi yaşama sevincinize destek oluyorsunuz. Sıra olumsuzluklara gelince bir sürü acı çekiyorsunuz baş edemeyince de silmeye başlıyorsunuz kötü zamanlarınızı...
Sonra hiçleşmiş koca bir boşluk bırakıyoruz. Peki hiçin içini dolduranı duydunuz mu? Hiç içinde ayrı bir parantez açmak lazım sanırım. Varlığını dahi bilmediğimiz, tanımlayamadığımız bizim için olmayandır hiç...

 Tamda burada zihnimizden  sildiğimiz herşey hiçtir. Ama unutmak hiçten biraz  farklıdır. Unutmak aslında işimize gelmeyen yaşantılarımızdır.  Mesela adını koyamadığımız hiç bir mutluluğu unutmuş değiliz çünkü bu mutluklarımız en güzel anılarımızdan oluştuğunu biliyoruz. Bunları unutmak işimize gelmiyordur. Çünkü yaşama sevincimizden zerre kadar taviz vermek istemiyoruz. Varoluşumuzdaki o bitimsiz aşktır bu.

 İnsan, olumsuz etkilenmediği müddetçe hiç aşklarını unutur mu? Zaten bitiremediği aşklarına inat değil miydi? İçindeki intihar girişimi... aynı şekilde var oluşa olan aşk biterse ölüm istemi harekete geçer. Önemli olansa acısıyla, tatlısıyla, sevinçlerimizle, hüzünlerimizle her daim güçlü bir iradeyle varoluşumuzdaki o aşkı sürdürebilmektir. 

Elma kokusunu sever misiniz?



Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

 Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

 Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger