Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Tecrübe Nedir
Acı Aşka Dair düşünce Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

Tecrübe Nedir

H
Heft Reng
Devamini oku →
Müzik Tiklerimi Durduruyor
Hakikat hayata dair Hikaye Tourette Sendromu Tüm Yazılar

Müzik Tiklerimi Durduruyor

H
Heft Reng
Devamini oku →
Basit Hataların Sarmaşıklarıyız
Acı Aşka Dair Hakikat hayata dair Hikaye Tüm Yazılar Umuda Dair

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

H
Heft Reng
Devamini oku →
Acıyla Yüzleşmek
Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

Acıyla Yüzleşmek

H
Heft Reng
Devamini oku →
İnsanlar Diyorum
Aşka Dair Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

İnsanlar Diyorum

H
Heft Reng
Devamini oku →
Ya Mutluysak
Anılar Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

Ya Mutluysak

H
Heft Reng
Devamini oku →
Gerçek  Ne?
Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Gerçek Ne?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Unutmadığımız Anılar
Anılar Hakikat Tüm Yazılar

Unutmadığımız Anılar

H
Heft Reng
Devamini oku →
Elma kokusunu sever misiniz?
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Tecrübe Nedir

H
Heftreng
schedule5 xul
534129561454622301
Tecrübe Nedir
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/tecrube-nedir.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgTEgTBYFdGTWRUhsqGT03z4hE4kg_qKz6AtLnjjNjc2tglMaxLPT0qvaTuNjDjZyEh86AlFo6RwrDNQuLZGGDrtdZ36CSutqoViZt4z-vRylPs_NdtPN0y-2lTQCLJiL1IQIUwyYZVIRE/w320-h123/images+%25283%2529.jpeg
Heft Reng



Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki...

Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.

 Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi?
Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu başarılı olma yolundaki tecrübenin özgüvene dayalı olduğunu söyler. Aynı şekilde özgüvenini kaybetmenin nedeni de sürekli başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerle ilişkilidir.

Tüm duygusal süreçler de böyledir. 
 Mesela daha önce aldatılmışsan tekrar aldatılmazsın aldatılsan dahi acı çekmezsin daha önce biri seni yarı yolda bırakmışsa artık o ihtimali de dahil edersin. Tecrübe ederseniz daha öncekinden daha az olur. İç çekişmeler, acılar, kırılmalar. Öncesinden tüm ihtimalleri dahil etmişsinizdir olaya...

 Tecrübe insanın hep aynı yerden kırılmaması için daha önceki yaşamsal sürecinden çıkardığı sonuçlardan aldığı derslerin tümüdür. Tecrübe edinmişse insan, kırılacağını da bilir. Kırılmaların geçeceğini de bilir. 

Küçük bir tavsiye bazı konularda insan elbette duygusal boşluğa düşer. Ama sahip olduklarımıza karşı da kör olmayalım. Bir an dünyanın bizi sık boğaz ettiğini düşüncesinden sıyrılın, emin olun hayat sizin için o kadar da anlamsız değildir. Etrafınızda bir çok güzel şey mevcutken kendinizi bunlardan yoksun görmeyin. Yani
siz zannediyorsun ki tüm dünyanın dertleri sizindir. Sizden daha fazla acı çeken, kırılan, yorulan, uykusuz kalan yoktur. Oysa öyle değildir. Bir savaşın çığlıklarından kaçan kaçarken yavrusunu, eşini ardında ölüme bırakan kadının feryadını işitemezsiniz. Tenha bir mahalle kenarında hasta evladına sıcak bir yemek parasını getirmeyi düşünen babanın telâşını anlayamazsınız. Etrafınızdaki nimetleri hor görüp küçük dertlerinizi dünyalar kadar sanan sizler herşeye rağmen hayatın acı gerçeklerini de güzel tarafını da görmeye başlayın..
..

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Müzik Tiklerimi Durduruyor

H
Heftreng
schedule5 xul
5715795837177720879
Müzik Tiklerimi Durduruyor
https://bende-varim.blogspot.com/2020/04/muzik-tiklerimi-durduruyor.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEihy_qDbijkpnROiSIs0E47CpWetATSM2e8dI8TzZ8wphOw61hLsZ6xsvtG30tFPk0fZLAlOTb759VG2dk78USGKJy3FPi723AgLPMsIcVCBLCZ5gg3caoaIAk9EwSCQYnYF-DF1RLg6qA/s320/Capture%252B_2020-04-25-14-55-16.png
Heft Reng
Bugün bir hikayemiz var. Hikayemize geçmeden önce kendim dahil herkese bir kaç soru soracam, doğrusu herkesin kendisine bu soruları sormasını isteyecem. İlk ne zaman hatırlamaya, anlamaya kendinizi fark etmeye başladınız? Mesela ben karanlık bir gece de kedilerin miyavlamasını milat kabul ediyorum. Öncesi yok bende küçüktüm, küçükler küçüklüğünü hatırlayamazlar. Etrafıma baktığımda iki kolum, iki bacağım, iki gözüm, iki kulağım bir de burnum vardı. Konuşmayı, görmeyi ve duymayı da biliyordum.  Bir çok şeye sahiptim diye düşünüyorum. Ve bu durumu hiç sorgulamadım. Neden kolum, bacağım, gözüm, kulağım yok diye hiçte düşünmedim. Hatta olmadığı için bu durumu yadırgamadım. Peki siz hatırladığınız o ilk andan beri mevcut fiziksel ve doğuştan gelen kalıtsal rahatsızlıklarını yadırgıyormusunuz? En önemlisi de sizden daha mantıklı, daha zeki daha inanç sahibi biri karşısında kendinizi aptal gibi hissediyor musunuz? Bu durum karşısında insanların size nasıl yaklaşmasını beklersiniz? Siz fiziksel ve zihinsel olarak eksik bir birey olarak torpil görmek mi istersiniz yoksa sınıfsal tüm ayrıcalıklardan sıyrılmış bir birey olarak herkesle eşit seviyede olmak mı? Anlamadıysanız daha radikal bir şekilde ifade edeyim. Toplumun deyişiyle özürlü muamelesi görmek ayrıcalık olarak kabul eder misiniz?

Hatırladığınız ilk anı nörolojik(beyin kaynaklı) bir rahatsızlık olsun. Bu rahatsızlık istemsiz, ani, hızlı beden tikleriniz ve garip bir ses çıkarmanız olsun.
Hatırladığınız o ilk andan beri bu durumla karşı karşı karşıyasınız. Acaba bu durumu kendiniz için kusur görüp kendinizi yadirgar mısınız? Bu size tuhaf gelir mi? Tiklerinizi kontrol edememek size zor gelir mi?

Ben kendi cevap hakkımı bu hikayeyi yazmama müsade eden Seyithan Sevinç arkadaşımıza vermek istiyorum. "Evet tuhaf. Kafa sallamazsam, ses çıkarmazsam kendimi çok tuhaf hissediyorum. Yahu niye zor olsun. Tourette Sendromu olmamak nasıl bişey bilmiyorum ki. Hiç bu Tourette sendromsuz olmadım ki tuhaf hissedeyim. Doğuştan göz kırpma özelliğin var diye 'Aha göz kırptım gidip anneme haber verin. Gözüm bir açılıp bir kapanıyor. Bana bir şeyler oluyor.' diyor musun? Aksine tiklerim olmazsa tuhaf hissederim. Bana da senin sessiz ve hareketsiz halin tuhaf geliyor."

Buraya kadar tamam. Peki Tourette Sendromlulara veya başka tür rahatsızlık olarak gördüğün insanlara karşı nasıl davranmak lazım. Cevap çok basit hiç bişey yapmamak, onlarda bizim gibi dediğin anda büyük bir sınıfsal ayrıma başlamış oluyorsun. Ayrıca rahatsız olarak gördünüz insanlara karşı özel bir sevgiye ihtiyaç yoktur. "Sevgi gostereceksiniz, sevgilinize, annenize babanıza sevgi gösterin." der hikayenin kahramanı...


Buraya kadar olan herşey hikayenin normal tarafıdır. Hikayemizin garipsenecek tek tarafı müziğin ve şiirlerin bu tikleri terbiye etmesidir. Beni etkileyen kısım da budur.

Seyithan Sevinç "Tek çarem gitarım. Acil ilk yardım tektiğim onu elime aldığımda tiklerim durur." der. Müziğin  ruhun gıdasını olduğunu hep söylüyorduk ama hiç şahitlik etmemiştik. Kesinlikle müziğin sadece ruhun değil artık bedenin de gıdası olduğuna şahidim. Devamında müzikle tanışmasını isteyerek olduğunu söyleyen Seyithan bunun sonrasında zorunluğa dönüştüğünü söylüyor. Müziğin bu tiklerin dermanı olduğunu ilkokul üçüncü sınıfta şarkı söylediğinde fark ettiğini dile getiriyor.  Daha öncesinde kendi kendine şarkı söylediğinde durdurduğunu ama ilk defa topluluk önünde tiklerin durması müzik sayesinde olmuştu.


Ama buna sadece müziğin mucizesi demekte doğru değil, Seyithan arkadaşımız yine şiir okurken için de bu durumun geçerli olduğunu, abisinden etkilendiği fotoğrafçılıkta da kadraja bir manzarayı aldığında durduğunu ve bunun kendisi için touretsiz bir dünyaya bakış olarak değerlendirir. Esasında bu durum sanat disiplininin verdiği konsantrasyon ile ilgilidir. İnsanın içindeki o sanatçı ruhun dışa yansımasıyla ilgilidir. Seyithan Sevinç'in gerçek anlamda sanatçı ruhuna sahip olduğuna inanıyorum. Öte yandan bu durum karşısında sanatın vazgeçilmez bir güzellik olduğunu anlamaya başlıyorum. İster kitap okuyun, ister müzik dinleyin, isterseniz bir tabloya dalıp gidin. Ya da herhangi birisini icra edin, farketmez. O sanat ruhu varsa içinizde mutlaka o disiplini sağlarsınız.

Peki siz müziğin, şiirin ve tüm sanatların gücüne inanıyor musunuz? Okuduğunuz tek bir satır, dinlediginiz tek bir söz, baktığınız tek bir görsel sizde etkiler uyandırıyor mu? Umut pencerelerinizi açıyor musunuz? İnançlarınız güç kazanıyor mu? Herşeyden önemlisi kendi kimliğinizi nerde arıyorsunuz? Sanırım, cevaplarını bildiğimiz bu kadar soru sormak bize yeter.

Heft Reng
Seyithan Sevinç'e bu yazının yayınlanmasında gösterdiği anlayış için ve katkılarından dolayı kendisine teşekkür ederiz.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

H
Heftreng
schedule5 xul
6679246467508090724
Basit Hataların Sarmaşıklarıyız
https://bende-varim.blogspot.com/2020/01/basit-hatalarn-sarmasklaryz.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjOkbieJdD4XSYjK2SGpkGCG1uk9zLI8-0u68rR7H9Wo8rHFph3JnrR9UzOvPQJqd6KLkEgCjwQ9rtu2PWmcvkv9YiRTR_bz3tTyhUNgRW641LCFF0EgJFuNv9lEZI2Bk4ghusbvH7QG3Y/s320/Capture%252B_2020-01-06-00-23-26.png
Heft Reng
Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...

 Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz... 

Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...
 Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte...


Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşadığımız tüm anların her saniyesinde hayallerimizi süsleyecek umutlar biriktiriyoruz. Umutlarımızı bir araya getirirken hayaller dünyası inşa etmeye başlıyoruz. Ve düşlerde var ettiğimiz salıncaklarda iç kıpraşmalar yaşıyoruz. Rüyalarımızda hayallerimiz kadar umut dolu bir fark var ki araya kabuslar kaçabiliyor. Yine de o umut birikintilerden masallara konu olacak kadar cesur hikayeler var edebiliyoruz. Ama herşeye rağmen o kötü kabuslara dur diyemiyoruz. Her seferinde rüyalarımızı kabusa dönüştürmeyi başarıyorlar... Doğrusu gerçekler hep bir şekilde esip savuruyor hayallerimizi... Ne yaparsak yapalım hep kötü giden bir şeyler var olacak...

Bir hataydı hepimiz ortağız. Başta kendimizi yaktık devamında sevdiklerimizi... Kimin kimde ne kadar hakkı var bunun hesabını görürken de saniyeler kaybediyoruz. Sonra hayatımızda kötü gidenleri ortaklarımıza şikayet ediyoruz. Oysa basit bir hatayla bir çıkmazın içinde çemberler ciziyoruz.

 Affedemeyeceğimize mi yanalım affedilmeyeceğimize mi? Kiminin umut birikintilerini dağıtıyoruz. Kiminin rüyalarına kabus olup çöküyoruz. İyi kötü arasında en çok kötü tarafımızla meşhur insanlarız. Basit hataların sarmaşıklarıyız. Ve de en çok iyi olmayı hak etmeyenleriz...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Acıyla Yüzleşmek

H
Heftreng
schedule5 xul
6656255502941338821
Acıyla Yüzleşmek
https://bende-varim.blogspot.com/2020/01/acyla-yuzlesmek.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjV6qBg7mfnyU7tpzsIXoA3sBDOjhqkseDv4yBShwUAwiCUjxZ_J6vqeGUAbx2yDRb3AETHZn-j-rRXQvkXY2L8Rq5zIEad0yYnpYOnNa1kIeSFjCaWv-tIdgxhmqAC2ZKbUZRMHSTHIe4/s320/images+%25281%2529.jpeg
Heft Reng

Çok defa tökezlediğimiz ve bir mücadele süreci olan bu hayatta çok isterdim, size her şey güzel olacak demeyi... Lakin üzülerek hayatın bu kadar kolay olmadığını hatırlatmak zorundayım. Bu nedenle kolay olarak sınıflandıracak kadar güzel hayal edemeyiz hayatı... Farkında olmak ve bunu başaramamak... Hem Farkında olacak kadar kolay olsaydı hayat... Muhtemelen herkes mutlu olurdu. Sizce de öyle değil mi? Hem mutsuzken insanlar denizin maviliği, papatyaların güzelliği, kısacası doğanın güzelliğini ne ifade edebilir. Sorunlarla mücadele etmek kolaydır denildi bizlere ama kimse kolaymış gibi davranmadı.

Önce idrak etmek gerek sonra kabullenmek daha sonra harekete geçmek ve en sonunda güzel sonuçlanmasını beklemek belki dua etmek. Kısaca acı ve devamında gelen onca sıkıntı için genel geçer yol budur. Peki öğrendiğimiz şey ne? Bu yolculuk bize ne kattı? Tekrarı olursa ne yapmalıyım?
 Kendi adıma beni en iyi anlayan insanın benimle aynı şeyleri yaşamış aynı zorluklarla mücadele etmesi gerektiğini düşündüm. O kadar kolay ki birini yargılamak evet sen de böyle yapmalıydın demek. Madem herkes o kadar bilgili öngörülü o zaman neden mutsuzlar. Hayatlarından şikayetçi ve olmak istediği yerlerde değiller. Öğrenememiş veya yeteri kadar büyüyememişlerdir belki de…
 Herkesin acıyla başa çıkma yöntemi farklıdır. Kimi canını yakanın canını yakar, kimisi kendi canını daha çok yakar,  kimi de geçiştirir sadece cesaret edemez acıyla yüzleşmeye... Ama hepsinin de tek ortak noktası vardır;büyümek. İnanın acıyla nasıl başa çıktığınız kadar sonucu da o kadar önemli ki…

Ben büyüdüğümü canımın en çok yandığı ama annemin artık geçecek kızım üzülme demediği o gün anladım. Zor bir andı kimse kimseyi duymuyordu bir koşuşturma bir hengame… Arabanın arka camından bakarken, terkedilmiş bir ev değil çocukluğum orası dedim. Koşup sarılmak geliyordu içimden o eve ama yapamıyor gittikçe daha çok uzaklaşıyordum. Kimse yoktu sessizdi bu korkutucu bir sessizlikti. Öğrendiğim boğazımı düğüm düğüm eden o  gerçek bana çok yol gösterdi. Sesimi bile çıkaramadığım acı meğer ne çok güzelliğe gebeymiş.
Babam bana hep ne kadar hayat dolusun der. Dışarıya yansıtmadığım çok şey var belli ki. Ben acısını yaşamaktan korkan kaçan biri iken büyüdüğümü hissettim. Acılarınızdan kanayan yerlerinizden öpün kendinizi. Ben çocukluğumu kucak dolusu öperek büyüttüm. Kendinize kızmayın, yaşanılması gerekiyordu ve ne yaparsanız yapın bazı olasılıklar değişmeyecekti. Büyüdüm deyin. Evet koca koca adamlar, kadınlar olduk yaraları olan, kimsenin saramadığı kadar derin. Kanayan yarımıza dur demesek bile tuz basmamayı öğrendik.


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

İnsanlar Diyorum

H
Heftreng
schedule5 xul
2065678787614184651
İnsanlar Diyorum
https://bende-varim.blogspot.com/2019/11/insanlar-diyorum.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgdoTYd3wWEyMJmwYuHyt0vHpoCOQuSLGF8PXeXegOW1noXnRqXrIMEapBa_BrPDB6hhJ5MawnVIdN1ejg0st7cB_yffA15_RTuRQLvjpG9DEVpf0ilmPwOwDehx7IBC7p4E6BWDpCVY2M/s320/images+%25283%2529.jpeg
Heft Reng

Sonra aklımda kurduklarımın elde tutar bir tarafı olmadığını farkettim. O an durdum. İnanmak istemedim. Ve kabullendim.   İnsanlar mı değişiyor yoksa bir müddet sonra insanları gerçekten tanımaya mı başlıyoruz? En çokta bu soru kafamı kurcaladı. En çokta bu soru uykularımı kaçırdı.

Aklımda kurgulandıklarıma gelirsem, ne bileyim insan böyle her şeyden uzak herşeyden berrak herşeyden saf herşeyden şeffaf hisle yaklaştığı insanlar karşısında malesef ki hayal kırıklığı yaşıyor. Malesef ki hiçte istediği kadar güzel sonuçlar elde edemiyor. malesef ki hiç bir şey istediğimiz kadar pamuk tadında olmuyor.


Bu anı ilk yaşadığım andan beri artık hiçte eskisi kadar saf bir düşünceye sahip olamadım. İnsanlar resmen bana kötülüğü öğretmişlerdi. Malesef ki insanlar hakkındaki düşüncelerimde olumsuzluklar başlamıştı. Birazda onlar gibi olmaya başladım. Içime kin, öfke, nefret dolduruyordum ki.
Bir an tak etti bende bir şeyler herkes gibi olsaydım. Ne farkım kalacaktı. "Herkes gibi olursanız ne farkınız kalır." Sırf biraz değişiklik olsun diye biraz da herkese benzemek istemediğim için kötüyle iyi arasında bir yerde kaldım. Kötü olamazdım. Sevemedim bir türlü kin, öfke, nefreti... İyi olamazdım. Biraz aldatıldığım için aynı kurguyu bir daha kurmak mümkün olmayacaktı.


Peki neler yapabilirdik. Ben ve benim gibiler hayatı iki tarafı uçurum olan bir yamacın kıyısında tek bir adım dahi atamayız. Güvensizlik ile telafi ettiğimiz bu süreç koca bir korku yığınıdır. Biriktire biriktere büyüttüğümüz korku yığını... Kurtulmak için sağlam adımlarla el ele tutuşarak sağlam bağlarla o yamaçtan inmeyi bilmemiz gerekir. 

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Ya Mutluysak

H
Heftreng
schedule5 xul
3562697592669510557
Ya Mutluysak
https://bende-varim.blogspot.com/2019/11/ya-mutluysak.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjR52IU4FDy_jQFYLwbEtWvbsU_2Vtlm225JUP9v0HsFV3E1tBfiG_akq_IcG0eUtqRsTSOEJ8OZtRNJPY772jjtvxDRhLO9gUIHRQKxzjxHCsEuygx5xtMt-66TN_-v4veX7YXAzkB8KA/s320/Screenshot_20190529235609.jpg
Heft Reng

Düşümüz kadar var kuramadığımız düşler kadar yokuz. Eksik olan cümleler değil  eksiklik koca bir sessizliğe sürüklemiş bizi... Hapsolduğumuz yalnızlığımızda bucalarken bir kaç ritimle telafi ediyoruz onca anıları...

Sonra farkediyoruz. İnsanın en çok kendisiyle alıp veremediği bir şeyleri olur. Herşey yolunda giderken durup durup kendisini mutsuzluğa iten birşeyleri bulması acaba dedirtiyor ya mutluysak ve  mutlu kalmayı bilmiyorsak... Değişmeyen kaderimiz bu mudur? Bütün yollar ayrılırken bir birinden tekrar mutsuzluğun uzandığı yola doğru adım atmak kaderimiz mi? Ne zaman yalnızlaşır ki insan birilerinin gitmesiyle mi yoksa insanın kendisini terk etmesiyle mi başlar yalnızlık? Tam da insanın kendisini terk ettiği an mutlu kalmayı beceremediği andır. Mutsuzluğu tercih ederken yalnızlığa attığı adımlar birer bahanedir. Kader cizgisinde insanın kendisi için mücadelesinin payı vardır. Yani açık olmak gerekirse kaderimiz bir nevi birazda tercihlerimize bağlı bırakılmıştır.  Hatta hiç bişey yapmadan sadece mavi düşler kurup herşeyin yolunda gitmesini bunu kadere bağlı kılmak yaratıcıyı anlamamaktır. Anılar güzeldir. Aynısı tekrar beklemek biraz acıdır. Buna kader diyorsak bu da biraz tembelliktir. Düşlerin gerçekleşmesi için insanın önce harekete geçmesi lazım acıktığınızda yemek yemeyi düşlemeniz sizi doyurmadığı gibi bir şeyi sadece istemek ve olacağını beklemekte işlerinizi yoluna koymayacaktır. Açlıktan ölmek kaderiniz değildir. Aynı şekilde sadece beklediğiniz için birşeylerin umduğunuz gibi olmaması da kaderiniz değildir.

Ne diyorduk mutluysak ve mutlu kalmayı bilmiyorsak... Tamda burada öğrenmemiz gereken çok şey var.  Öncelikle herşeyin istediğimiz gibi olmasını beklememek gerekir. Böyle bir beklentiye sahipsek hiç bir zaman mutlu kalamayız. Bütün herşeyden önce hayatımız boyunca bir şeyler için çaba sarfetmek gerektiğini bilmeliyiz. Aksi halde bütün kayıplarımızı kader ile telafi etmeye çalışmak büyük bir kandırmacadan ibaret kalacağını unutmayalım.  Son olarak asla bir insanın beklentilerine, çabalarına, engel olmayalım. Kimsenin mutsuzluğunun yolculuğunda son adım olmayalım. Aksi halde gün gelir aynı yolun yolcusu konumuna geliriz.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Gerçek Ne?

H
Heftreng
schedule5 xul
1921366594869784068
Gerçek Ne?
https://bende-varim.blogspot.com/2019/06/gercek-ne.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEimBPRCpfFpXwTCH-hS6oF77uiJwfeEO8hZRh1HaXWegXGt4cbcXYE_-APfXr2XtUvJUljrE2L24lSTAKDBG-j4hsg2-pJnm9Y3ZuxEB1gIx3kiiHPz4RFf9yQLEHSl8e551JBvZsDIZ7s/s320/Screenshot_20190603025553.jpg
Heft Reng



Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda...

Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçeği ile yüzleşmişken gelişleri beklemiyorum aslında... istiyorum ki sesim  dilediğim kadarıyla gerçeğini haykırsın. Anlayış ve sevginin olmadığı, neden acı  çektiğini anlamayacak bir durumun gerçek olduğuna inanmıyorum.


Zamanla şu gerçeği farkediyoruz aslında  karşındakinin anlayabildiği  kadarıyla  bir gerçekten  söz  edebiliyoruz. Sahip olduğu  anlayış ve sevgi kadar gerçek anlamlı  olabilir.

Ve anladım ki kimse tam anlamıyla gerçeğini  anlamlandıramıyor, işin içine  çıkar  ilişkileri girdi  mi  gerçekler oracıkta  yitirilmeye başlıyor... Bütün  o ruh, bir anda ne de çabuk  soluyor. Ne de anlamsızlaşıyor insan. Nasıl  da boşaltıyor koca bir geçmişin  içini..

 Ama bazı  gerçekleri  de anlamlandıramadığımız için  de kibirle reddediyoruz. Bir anda nasıl  da özümüzü yitiriyoruz. Mesela  siz psikolojik bir rahatsızlığı olan birine karşı ne saçma davranışlar sergiliyor diye düşünmediniz mi?.. Ve siz ruhsal anlamda iyi olmadığınızda size karşı gülüp geçenlere kızmadınız mı?... Bilin ki kişiye özgü haller var ve bunu ne anlayabilirsiniz ne de sizi anlamayı bekleyebilirsiniz...


Heft Reng

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Unutmadığımız Anılar

H
Heftreng
schedule5 xul
5385723326576839437
Unutmadığımız Anılar
https://bende-varim.blogspot.com/2019/05/unutmadgmz-anlar.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgjdbLHCZx2LVdCgqoJzuqfZG-5kzmfmqZsIQzEWIheUEA5ephefif4lsXVsCQO0-l48GoPFMT1PuXFXPLfJOCvf2fL1JZZyESeki1vrFcOHvA7Dk1xJPJPoIdYYO-LbhjpQ7_8I7RQS8A/s320/images.jpeg
Heft Reng



Ölsem dahi unutmayacağım dediğiniz kaç anı hatırlıyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim: "Öyle zamanlar oldu ki hiç bitmesin istedim. Ama anılarım birer birer elimden kaçar hale gelmişti."

 Onun için unutmak tercihimdi, benim için kaçıştı çünkü kimse kötü zamanlar biriktirmek istemez. Sanırım benim de olumsuzları hayatımdan silmem gerekirdi. Buna rağmen adını koyamadığımız anılarda biriktirdim. İçimdeki yaşama sevincini coşturan anılar... Her anımsamam da küçük gülümsemeler bırakan anılar... Hala hayallerimin malzemesi olan anılarım var. Yine koca eksiklikler var bende sildiğim bir sürü koca zamanlar da var.

Ama sizde benim gibisiniz. Adını koyamadığınız anılarınızla bir nevi yaşama sevincinize destek oluyorsunuz. Sıra olumsuzluklara gelince bir sürü acı çekiyorsunuz baş edemeyince de silmeye başlıyorsunuz kötü zamanlarınızı...
Sonra hiçleşmiş koca bir boşluk bırakıyoruz. Peki hiçin içini dolduranı duydunuz mu? Hiç içinde ayrı bir parantez açmak lazım sanırım. Varlığını dahi bilmediğimiz, tanımlayamadığımız bizim için olmayandır hiç...

 Tamda burada zihnimizden  sildiğimiz herşey hiçtir. Ama unutmak hiçten biraz  farklıdır. Unutmak aslında işimize gelmeyen yaşantılarımızdır.  Mesela adını koyamadığımız hiç bir mutluluğu unutmuş değiliz çünkü bu mutluklarımız en güzel anılarımızdan oluştuğunu biliyoruz. Bunları unutmak işimize gelmiyordur. Çünkü yaşama sevincimizden zerre kadar taviz vermek istemiyoruz. Varoluşumuzdaki o bitimsiz aşktır bu.

 İnsan, olumsuz etkilenmediği müddetçe hiç aşklarını unutur mu? Zaten bitiremediği aşklarına inat değil miydi? İçindeki intihar girişimi... aynı şekilde var oluşa olan aşk biterse ölüm istemi harekete geçer. Önemli olansa acısıyla, tatlısıyla, sevinçlerimizle, hüzünlerimizle her daim güçlü bir iradeyle varoluşumuzdaki o aşkı sürdürebilmektir. 

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heftreng
schedule5 xul
6508929823569646722
Elma kokusunu sever misiniz?
https://bende-varim.blogspot.com/2019/03/elma-kokusunu-sever-misiniz.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjMs0_MzjH_02s5Yl0YIy5sOk_yh4ljLr5zVszFMbnMpYxFctYVDdTHy6JHtkZMlPzmovB_tCJjG_7-geDGahafA0i6Ed66WVEoBCL-MXwec1W7gUdeSrVhCNO-WTWr6TJpxHIRuxXPNdE/s320/CdqM2lJXEAE7nZ5.jpg
Heft Reng


Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

 Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

 Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heftreng
schedule5 xul
6882019995662158086
Acı Da Bir Nimet Olmalı!
https://bende-varim.blogspot.com/2019/01/ac-da-bir-nimet-olmal.html
Heft Reng
Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Tecrübe Nedir




Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki...

Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.

 Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi?
Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu başarılı olma yolundaki tecrübenin özgüvene dayalı olduğunu söyler. Aynı şekilde özgüvenini kaybetmenin nedeni de sürekli başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerle ilişkilidir.

Tüm duygusal süreçler de böyledir. 
 Mesela daha önce aldatılmışsan tekrar aldatılmazsın aldatılsan dahi acı çekmezsin daha önce biri seni yarı yolda bırakmışsa artık o ihtimali de dahil edersin. Tecrübe ederseniz daha öncekinden daha az olur. İç çekişmeler, acılar, kırılmalar. Öncesinden tüm ihtimalleri dahil etmişsinizdir olaya...

 Tecrübe insanın hep aynı yerden kırılmaması için daha önceki yaşamsal sürecinden çıkardığı sonuçlardan aldığı derslerin tümüdür. Tecrübe edinmişse insan, kırılacağını da bilir. Kırılmaların geçeceğini de bilir. 

Küçük bir tavsiye bazı konularda insan elbette duygusal boşluğa düşer. Ama sahip olduklarımıza karşı da kör olmayalım. Bir an dünyanın bizi sık boğaz ettiğini düşüncesinden sıyrılın, emin olun hayat sizin için o kadar da anlamsız değildir. Etrafınızda bir çok güzel şey mevcutken kendinizi bunlardan yoksun görmeyin. Yani
siz zannediyorsun ki tüm dünyanın dertleri sizindir. Sizden daha fazla acı çeken, kırılan, yorulan, uykusuz kalan yoktur. Oysa öyle değildir. Bir savaşın çığlıklarından kaçan kaçarken yavrusunu, eşini ardında ölüme bırakan kadının feryadını işitemezsiniz. Tenha bir mahalle kenarında hasta evladına sıcak bir yemek parasını getirmeyi düşünen babanın telâşını anlayamazsınız. Etrafınızdaki nimetleri hor görüp küçük dertlerinizi dünyalar kadar sanan sizler herşeye rağmen hayatın acı gerçeklerini de güzel tarafını da görmeye başlayın..
..

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Müzik Tiklerimi Durduruyor

Bugün bir hikayemiz var. Hikayemize geçmeden önce kendim dahil herkese bir kaç soru soracam, doğrusu herkesin kendisine bu soruları sormasını isteyecem. İlk ne zaman hatırlamaya, anlamaya kendinizi fark etmeye başladınız? Mesela ben karanlık bir gece de kedilerin miyavlamasını milat kabul ediyorum. Öncesi yok bende küçüktüm, küçükler küçüklüğünü hatırlayamazlar. Etrafıma baktığımda iki kolum, iki bacağım, iki gözüm, iki kulağım bir de burnum vardı. Konuşmayı, görmeyi ve duymayı da biliyordum.  Bir çok şeye sahiptim diye düşünüyorum. Ve bu durumu hiç sorgulamadım. Neden kolum, bacağım, gözüm, kulağım yok diye hiçte düşünmedim. Hatta olmadığı için bu durumu yadırgamadım. Peki siz hatırladığınız o ilk andan beri mevcut fiziksel ve doğuştan gelen kalıtsal rahatsızlıklarını yadırgıyormusunuz? En önemlisi de sizden daha mantıklı, daha zeki daha inanç sahibi biri karşısında kendinizi aptal gibi hissediyor musunuz? Bu durum karşısında insanların size nasıl yaklaşmasını beklersiniz? Siz fiziksel ve zihinsel olarak eksik bir birey olarak torpil görmek mi istersiniz yoksa sınıfsal tüm ayrıcalıklardan sıyrılmış bir birey olarak herkesle eşit seviyede olmak mı? Anlamadıysanız daha radikal bir şekilde ifade edeyim. Toplumun deyişiyle özürlü muamelesi görmek ayrıcalık olarak kabul eder misiniz?

Hatırladığınız ilk anı nörolojik(beyin kaynaklı) bir rahatsızlık olsun. Bu rahatsızlık istemsiz, ani, hızlı beden tikleriniz ve garip bir ses çıkarmanız olsun.
Hatırladığınız o ilk andan beri bu durumla karşı karşı karşıyasınız. Acaba bu durumu kendiniz için kusur görüp kendinizi yadirgar mısınız? Bu size tuhaf gelir mi? Tiklerinizi kontrol edememek size zor gelir mi?

Ben kendi cevap hakkımı bu hikayeyi yazmama müsade eden Seyithan Sevinç arkadaşımıza vermek istiyorum. "Evet tuhaf. Kafa sallamazsam, ses çıkarmazsam kendimi çok tuhaf hissediyorum. Yahu niye zor olsun. Tourette Sendromu olmamak nasıl bişey bilmiyorum ki. Hiç bu Tourette sendromsuz olmadım ki tuhaf hissedeyim. Doğuştan göz kırpma özelliğin var diye 'Aha göz kırptım gidip anneme haber verin. Gözüm bir açılıp bir kapanıyor. Bana bir şeyler oluyor.' diyor musun? Aksine tiklerim olmazsa tuhaf hissederim. Bana da senin sessiz ve hareketsiz halin tuhaf geliyor."

Buraya kadar tamam. Peki Tourette Sendromlulara veya başka tür rahatsızlık olarak gördüğün insanlara karşı nasıl davranmak lazım. Cevap çok basit hiç bişey yapmamak, onlarda bizim gibi dediğin anda büyük bir sınıfsal ayrıma başlamış oluyorsun. Ayrıca rahatsız olarak gördünüz insanlara karşı özel bir sevgiye ihtiyaç yoktur. "Sevgi gostereceksiniz, sevgilinize, annenize babanıza sevgi gösterin." der hikayenin kahramanı...


Buraya kadar olan herşey hikayenin normal tarafıdır. Hikayemizin garipsenecek tek tarafı müziğin ve şiirlerin bu tikleri terbiye etmesidir. Beni etkileyen kısım da budur.

Seyithan Sevinç "Tek çarem gitarım. Acil ilk yardım tektiğim onu elime aldığımda tiklerim durur." der. Müziğin  ruhun gıdasını olduğunu hep söylüyorduk ama hiç şahitlik etmemiştik. Kesinlikle müziğin sadece ruhun değil artık bedenin de gıdası olduğuna şahidim. Devamında müzikle tanışmasını isteyerek olduğunu söyleyen Seyithan bunun sonrasında zorunluğa dönüştüğünü söylüyor. Müziğin bu tiklerin dermanı olduğunu ilkokul üçüncü sınıfta şarkı söylediğinde fark ettiğini dile getiriyor.  Daha öncesinde kendi kendine şarkı söylediğinde durdurduğunu ama ilk defa topluluk önünde tiklerin durması müzik sayesinde olmuştu.


Ama buna sadece müziğin mucizesi demekte doğru değil, Seyithan arkadaşımız yine şiir okurken için de bu durumun geçerli olduğunu, abisinden etkilendiği fotoğrafçılıkta da kadraja bir manzarayı aldığında durduğunu ve bunun kendisi için touretsiz bir dünyaya bakış olarak değerlendirir. Esasında bu durum sanat disiplininin verdiği konsantrasyon ile ilgilidir. İnsanın içindeki o sanatçı ruhun dışa yansımasıyla ilgilidir. Seyithan Sevinç'in gerçek anlamda sanatçı ruhuna sahip olduğuna inanıyorum. Öte yandan bu durum karşısında sanatın vazgeçilmez bir güzellik olduğunu anlamaya başlıyorum. İster kitap okuyun, ister müzik dinleyin, isterseniz bir tabloya dalıp gidin. Ya da herhangi birisini icra edin, farketmez. O sanat ruhu varsa içinizde mutlaka o disiplini sağlarsınız.

Peki siz müziğin, şiirin ve tüm sanatların gücüne inanıyor musunuz? Okuduğunuz tek bir satır, dinlediginiz tek bir söz, baktığınız tek bir görsel sizde etkiler uyandırıyor mu? Umut pencerelerinizi açıyor musunuz? İnançlarınız güç kazanıyor mu? Herşeyden önemlisi kendi kimliğinizi nerde arıyorsunuz? Sanırım, cevaplarını bildiğimiz bu kadar soru sormak bize yeter.

Heft Reng
Seyithan Sevinç'e bu yazının yayınlanmasında gösterdiği anlayış için ve katkılarından dolayı kendisine teşekkür ederiz.

Basit Hataların Sarmaşıklarıyız

Zaman zaman basit hatalarla büyük bedeller ödeyen insanlar olmalıyız.  Zamanında yapmamız gerekenleri ertelemekten dolayı üzerimizde bişeylere geç kalmışlığın pişmanlığı var... Hepimiz iyi şeyler olsun diye bekliyoruz. Pek olmuyorsa beklediğimizden olabilir. Bazen de harekete geçmekte bişeyi değiştirmiyor olabilir...

 Bazen de doğru insana gereği gibi şans verememenin bıraktığı acı bir tat var... Önümüze çıkan iki yolun uçuruma çıkan tarafını tercih ediyoruz. Ama uçurumlardan uçmayı bilmiyoruz. Hep düşüyoruz. Düşüyoruz ama ölmüyoruz. Ölumcül olmasada kalıcı izler taşıyoruz... 

Aslında hepimiz attığımız her adımda tekrar tekrar düştüğümüz bir uçuruma sahibiz...
 Bunun yanında heveslerimizin bizi sürüklediği, benliğimize ihanet edercesine affedemeyeceğimiz bir yanımız var... Gururdan öteye ihanet saydığımız adımların tümü buna dahil, kabullenemiyoruz işte...


Herşeye rağmen iyi olmasını istediğimiz bişeyler var yine... Umut biriktiriyoruz: Yürürken, uyurken ve yaşadığımız tüm anların her saniyesinde hayallerimizi süsleyecek umutlar biriktiriyoruz. Umutlarımızı bir araya getirirken hayaller dünyası inşa etmeye başlıyoruz. Ve düşlerde var ettiğimiz salıncaklarda iç kıpraşmalar yaşıyoruz. Rüyalarımızda hayallerimiz kadar umut dolu bir fark var ki araya kabuslar kaçabiliyor. Yine de o umut birikintilerden masallara konu olacak kadar cesur hikayeler var edebiliyoruz. Ama herşeye rağmen o kötü kabuslara dur diyemiyoruz. Her seferinde rüyalarımızı kabusa dönüştürmeyi başarıyorlar... Doğrusu gerçekler hep bir şekilde esip savuruyor hayallerimizi... Ne yaparsak yapalım hep kötü giden bir şeyler var olacak...

Bir hataydı hepimiz ortağız. Başta kendimizi yaktık devamında sevdiklerimizi... Kimin kimde ne kadar hakkı var bunun hesabını görürken de saniyeler kaybediyoruz. Sonra hayatımızda kötü gidenleri ortaklarımıza şikayet ediyoruz. Oysa basit bir hatayla bir çıkmazın içinde çemberler ciziyoruz.

 Affedemeyeceğimize mi yanalım affedilmeyeceğimize mi? Kiminin umut birikintilerini dağıtıyoruz. Kiminin rüyalarına kabus olup çöküyoruz. İyi kötü arasında en çok kötü tarafımızla meşhur insanlarız. Basit hataların sarmaşıklarıyız. Ve de en çok iyi olmayı hak etmeyenleriz...

Acıyla Yüzleşmek


Çok defa tökezlediğimiz ve bir mücadele süreci olan bu hayatta çok isterdim, size her şey güzel olacak demeyi... Lakin üzülerek hayatın bu kadar kolay olmadığını hatırlatmak zorundayım. Bu nedenle kolay olarak sınıflandıracak kadar güzel hayal edemeyiz hayatı... Farkında olmak ve bunu başaramamak... Hem Farkında olacak kadar kolay olsaydı hayat... Muhtemelen herkes mutlu olurdu. Sizce de öyle değil mi? Hem mutsuzken insanlar denizin maviliği, papatyaların güzelliği, kısacası doğanın güzelliğini ne ifade edebilir. Sorunlarla mücadele etmek kolaydır denildi bizlere ama kimse kolaymış gibi davranmadı.

Önce idrak etmek gerek sonra kabullenmek daha sonra harekete geçmek ve en sonunda güzel sonuçlanmasını beklemek belki dua etmek. Kısaca acı ve devamında gelen onca sıkıntı için genel geçer yol budur. Peki öğrendiğimiz şey ne? Bu yolculuk bize ne kattı? Tekrarı olursa ne yapmalıyım?
 Kendi adıma beni en iyi anlayan insanın benimle aynı şeyleri yaşamış aynı zorluklarla mücadele etmesi gerektiğini düşündüm. O kadar kolay ki birini yargılamak evet sen de böyle yapmalıydın demek. Madem herkes o kadar bilgili öngörülü o zaman neden mutsuzlar. Hayatlarından şikayetçi ve olmak istediği yerlerde değiller. Öğrenememiş veya yeteri kadar büyüyememişlerdir belki de…
 Herkesin acıyla başa çıkma yöntemi farklıdır. Kimi canını yakanın canını yakar, kimisi kendi canını daha çok yakar,  kimi de geçiştirir sadece cesaret edemez acıyla yüzleşmeye... Ama hepsinin de tek ortak noktası vardır;büyümek. İnanın acıyla nasıl başa çıktığınız kadar sonucu da o kadar önemli ki…

Ben büyüdüğümü canımın en çok yandığı ama annemin artık geçecek kızım üzülme demediği o gün anladım. Zor bir andı kimse kimseyi duymuyordu bir koşuşturma bir hengame… Arabanın arka camından bakarken, terkedilmiş bir ev değil çocukluğum orası dedim. Koşup sarılmak geliyordu içimden o eve ama yapamıyor gittikçe daha çok uzaklaşıyordum. Kimse yoktu sessizdi bu korkutucu bir sessizlikti. Öğrendiğim boğazımı düğüm düğüm eden o  gerçek bana çok yol gösterdi. Sesimi bile çıkaramadığım acı meğer ne çok güzelliğe gebeymiş.
Babam bana hep ne kadar hayat dolusun der. Dışarıya yansıtmadığım çok şey var belli ki. Ben acısını yaşamaktan korkan kaçan biri iken büyüdüğümü hissettim. Acılarınızdan kanayan yerlerinizden öpün kendinizi. Ben çocukluğumu kucak dolusu öperek büyüttüm. Kendinize kızmayın, yaşanılması gerekiyordu ve ne yaparsanız yapın bazı olasılıklar değişmeyecekti. Büyüdüm deyin. Evet koca koca adamlar, kadınlar olduk yaraları olan, kimsenin saramadığı kadar derin. Kanayan yarımıza dur demesek bile tuz basmamayı öğrendik.


İnsanlar Diyorum


Sonra aklımda kurduklarımın elde tutar bir tarafı olmadığını farkettim. O an durdum. İnanmak istemedim. Ve kabullendim.   İnsanlar mı değişiyor yoksa bir müddet sonra insanları gerçekten tanımaya mı başlıyoruz? En çokta bu soru kafamı kurcaladı. En çokta bu soru uykularımı kaçırdı.

Aklımda kurgulandıklarıma gelirsem, ne bileyim insan böyle her şeyden uzak herşeyden berrak herşeyden saf herşeyden şeffaf hisle yaklaştığı insanlar karşısında malesef ki hayal kırıklığı yaşıyor. Malesef ki hiçte istediği kadar güzel sonuçlar elde edemiyor. malesef ki hiç bir şey istediğimiz kadar pamuk tadında olmuyor.


Bu anı ilk yaşadığım andan beri artık hiçte eskisi kadar saf bir düşünceye sahip olamadım. İnsanlar resmen bana kötülüğü öğretmişlerdi. Malesef ki insanlar hakkındaki düşüncelerimde olumsuzluklar başlamıştı. Birazda onlar gibi olmaya başladım. Içime kin, öfke, nefret dolduruyordum ki.
Bir an tak etti bende bir şeyler herkes gibi olsaydım. Ne farkım kalacaktı. "Herkes gibi olursanız ne farkınız kalır." Sırf biraz değişiklik olsun diye biraz da herkese benzemek istemediğim için kötüyle iyi arasında bir yerde kaldım. Kötü olamazdım. Sevemedim bir türlü kin, öfke, nefreti... İyi olamazdım. Biraz aldatıldığım için aynı kurguyu bir daha kurmak mümkün olmayacaktı.


Peki neler yapabilirdik. Ben ve benim gibiler hayatı iki tarafı uçurum olan bir yamacın kıyısında tek bir adım dahi atamayız. Güvensizlik ile telafi ettiğimiz bu süreç koca bir korku yığınıdır. Biriktire biriktere büyüttüğümüz korku yığını... Kurtulmak için sağlam adımlarla el ele tutuşarak sağlam bağlarla o yamaçtan inmeyi bilmemiz gerekir. 

Ya Mutluysak


Düşümüz kadar var kuramadığımız düşler kadar yokuz. Eksik olan cümleler değil  eksiklik koca bir sessizliğe sürüklemiş bizi... Hapsolduğumuz yalnızlığımızda bucalarken bir kaç ritimle telafi ediyoruz onca anıları...

Sonra farkediyoruz. İnsanın en çok kendisiyle alıp veremediği bir şeyleri olur. Herşey yolunda giderken durup durup kendisini mutsuzluğa iten birşeyleri bulması acaba dedirtiyor ya mutluysak ve  mutlu kalmayı bilmiyorsak... Değişmeyen kaderimiz bu mudur? Bütün yollar ayrılırken bir birinden tekrar mutsuzluğun uzandığı yola doğru adım atmak kaderimiz mi? Ne zaman yalnızlaşır ki insan birilerinin gitmesiyle mi yoksa insanın kendisini terk etmesiyle mi başlar yalnızlık? Tam da insanın kendisini terk ettiği an mutlu kalmayı beceremediği andır. Mutsuzluğu tercih ederken yalnızlığa attığı adımlar birer bahanedir. Kader cizgisinde insanın kendisi için mücadelesinin payı vardır. Yani açık olmak gerekirse kaderimiz bir nevi birazda tercihlerimize bağlı bırakılmıştır.  Hatta hiç bişey yapmadan sadece mavi düşler kurup herşeyin yolunda gitmesini bunu kadere bağlı kılmak yaratıcıyı anlamamaktır. Anılar güzeldir. Aynısı tekrar beklemek biraz acıdır. Buna kader diyorsak bu da biraz tembelliktir. Düşlerin gerçekleşmesi için insanın önce harekete geçmesi lazım acıktığınızda yemek yemeyi düşlemeniz sizi doyurmadığı gibi bir şeyi sadece istemek ve olacağını beklemekte işlerinizi yoluna koymayacaktır. Açlıktan ölmek kaderiniz değildir. Aynı şekilde sadece beklediğiniz için birşeylerin umduğunuz gibi olmaması da kaderiniz değildir.

Ne diyorduk mutluysak ve mutlu kalmayı bilmiyorsak... Tamda burada öğrenmemiz gereken çok şey var.  Öncelikle herşeyin istediğimiz gibi olmasını beklememek gerekir. Böyle bir beklentiye sahipsek hiç bir zaman mutlu kalamayız. Bütün herşeyden önce hayatımız boyunca bir şeyler için çaba sarfetmek gerektiğini bilmeliyiz. Aksi halde bütün kayıplarımızı kader ile telafi etmeye çalışmak büyük bir kandırmacadan ibaret kalacağını unutmayalım.  Son olarak asla bir insanın beklentilerine, çabalarına, engel olmayalım. Kimsenin mutsuzluğunun yolculuğunda son adım olmayalım. Aksi halde gün gelir aynı yolun yolcusu konumuna geliriz.

Gerçek Ne?




Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda...

Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçeği ile yüzleşmişken gelişleri beklemiyorum aslında... istiyorum ki sesim  dilediğim kadarıyla gerçeğini haykırsın. Anlayış ve sevginin olmadığı, neden acı  çektiğini anlamayacak bir durumun gerçek olduğuna inanmıyorum.


Zamanla şu gerçeği farkediyoruz aslında  karşındakinin anlayabildiği  kadarıyla  bir gerçekten  söz  edebiliyoruz. Sahip olduğu  anlayış ve sevgi kadar gerçek anlamlı  olabilir.

Ve anladım ki kimse tam anlamıyla gerçeğini  anlamlandıramıyor, işin içine  çıkar  ilişkileri girdi  mi  gerçekler oracıkta  yitirilmeye başlıyor... Bütün  o ruh, bir anda ne de çabuk  soluyor. Ne de anlamsızlaşıyor insan. Nasıl  da boşaltıyor koca bir geçmişin  içini..

 Ama bazı  gerçekleri  de anlamlandıramadığımız için  de kibirle reddediyoruz. Bir anda nasıl  da özümüzü yitiriyoruz. Mesela  siz psikolojik bir rahatsızlığı olan birine karşı ne saçma davranışlar sergiliyor diye düşünmediniz mi?.. Ve siz ruhsal anlamda iyi olmadığınızda size karşı gülüp geçenlere kızmadınız mı?... Bilin ki kişiye özgü haller var ve bunu ne anlayabilirsiniz ne de sizi anlamayı bekleyebilirsiniz...


Heft Reng

Unutmadığımız Anılar




Ölsem dahi unutmayacağım dediğiniz kaç anı hatırlıyorsunuz? Kendi adıma söyleyeyim: "Öyle zamanlar oldu ki hiç bitmesin istedim. Ama anılarım birer birer elimden kaçar hale gelmişti."

 Onun için unutmak tercihimdi, benim için kaçıştı çünkü kimse kötü zamanlar biriktirmek istemez. Sanırım benim de olumsuzları hayatımdan silmem gerekirdi. Buna rağmen adını koyamadığımız anılarda biriktirdim. İçimdeki yaşama sevincini coşturan anılar... Her anımsamam da küçük gülümsemeler bırakan anılar... Hala hayallerimin malzemesi olan anılarım var. Yine koca eksiklikler var bende sildiğim bir sürü koca zamanlar da var.

Ama sizde benim gibisiniz. Adını koyamadığınız anılarınızla bir nevi yaşama sevincinize destek oluyorsunuz. Sıra olumsuzluklara gelince bir sürü acı çekiyorsunuz baş edemeyince de silmeye başlıyorsunuz kötü zamanlarınızı...
Sonra hiçleşmiş koca bir boşluk bırakıyoruz. Peki hiçin içini dolduranı duydunuz mu? Hiç içinde ayrı bir parantez açmak lazım sanırım. Varlığını dahi bilmediğimiz, tanımlayamadığımız bizim için olmayandır hiç...

 Tamda burada zihnimizden  sildiğimiz herşey hiçtir. Ama unutmak hiçten biraz  farklıdır. Unutmak aslında işimize gelmeyen yaşantılarımızdır.  Mesela adını koyamadığımız hiç bir mutluluğu unutmuş değiliz çünkü bu mutluklarımız en güzel anılarımızdan oluştuğunu biliyoruz. Bunları unutmak işimize gelmiyordur. Çünkü yaşama sevincimizden zerre kadar taviz vermek istemiyoruz. Varoluşumuzdaki o bitimsiz aşktır bu.

 İnsan, olumsuz etkilenmediği müddetçe hiç aşklarını unutur mu? Zaten bitiremediği aşklarına inat değil miydi? İçindeki intihar girişimi... aynı şekilde var oluşa olan aşk biterse ölüm istemi harekete geçer. Önemli olansa acısıyla, tatlısıyla, sevinçlerimizle, hüzünlerimizle her daim güçlü bir iradeyle varoluşumuzdaki o aşkı sürdürebilmektir. 

Elma kokusunu sever misiniz?



Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

 Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

 Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger