Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Üç Katlı Bina
hayata dair Tüm Yazılar yaşam

Üç Katlı Bina

H
Heft Reng
Devamini oku →
Tecrübe Nedir
Acı Aşka Dair düşünce Hakikat hayata dair Tüm Yazılar

Tecrübe Nedir

H
Heft Reng
Devamini oku →
HAL-İ VAZİYET-1
Tüm Yazılar

HAL-İ VAZİYET-1

H
Heft Reng
Devamini oku →
Düşünüyorum
düşünce Tüm Yazılar

Düşünüyorum

H
Heft Reng
Devamini oku →

Rengin Sokak Sakinleri

H
Taze kalem
Devamini oku →
Aşk Neydi ?
aşk

Aşk Neydi ?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Günler
edebiyat hayata dair şiir

Günler

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Üç Katlı Bina

H
Heftreng
schedule5 xul
3282984108100227204
Üç Katlı Bina
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/uc-katl-bina.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgpXnE1215U87xGe1hxc4u2VzhQHpBJQ_946QwxCCbCgpHX7OJFOrc3Pzp9aZSqrjqLxuZYi8aS3y60zzaVmQbsKzzN9AeKXMcmlY__I1XCoZ_WWCQkY6XVbh4xBlIWQ4JpVzzTHua0Sf2a/s1600/1646723467202554-0.png
Heft Reng



Karşımda üç katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda üç katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kol kola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. Adam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında.

 Bir beton yığını gibi gibi duruyor karşımda ama her bir  tuğlası ağlıyor içeride yaşananlara. Her biri darmadağın olmuş hayatlar, her biri acı içinde insanlar.

Karşımda işte o  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina...

Ah üç katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var.

Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü  söyle?

Konuş üç katın ağırlığını, konuş dökülen sıvalarından akan sızıyı, konuş kimsesizliğini. Konuş yerle bir et her şeyi. Konuş...

    


Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenirsiniz. 🎈

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Tecrübe Nedir

H
Heftreng
schedule5 xul
534129561454622301
Tecrübe Nedir
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/tecrube-nedir.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgTEgTBYFdGTWRUhsqGT03z4hE4kg_qKz6AtLnjjNjc2tglMaxLPT0qvaTuNjDjZyEh86AlFo6RwrDNQuLZGGDrtdZ36CSutqoViZt4z-vRylPs_NdtPN0y-2lTQCLJiL1IQIUwyYZVIRE/w320-h123/images+%25283%2529.jpeg
Heft Reng



Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki...

Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.

 Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi?
Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu başarılı olma yolundaki tecrübenin özgüvene dayalı olduğunu söyler. Aynı şekilde özgüvenini kaybetmenin nedeni de sürekli başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerle ilişkilidir.

Tüm duygusal süreçler de böyledir. 
 Mesela daha önce aldatılmışsan tekrar aldatılmazsın aldatılsan dahi acı çekmezsin daha önce biri seni yarı yolda bırakmışsa artık o ihtimali de dahil edersin. Tecrübe ederseniz daha öncekinden daha az olur. İç çekişmeler, acılar, kırılmalar. Öncesinden tüm ihtimalleri dahil etmişsinizdir olaya...

 Tecrübe insanın hep aynı yerden kırılmaması için daha önceki yaşamsal sürecinden çıkardığı sonuçlardan aldığı derslerin tümüdür. Tecrübe edinmişse insan, kırılacağını da bilir. Kırılmaların geçeceğini de bilir. 

Küçük bir tavsiye bazı konularda insan elbette duygusal boşluğa düşer. Ama sahip olduklarımıza karşı da kör olmayalım. Bir an dünyanın bizi sık boğaz ettiğini düşüncesinden sıyrılın, emin olun hayat sizin için o kadar da anlamsız değildir. Etrafınızda bir çok güzel şey mevcutken kendinizi bunlardan yoksun görmeyin. Yani
siz zannediyorsun ki tüm dünyanın dertleri sizindir. Sizden daha fazla acı çeken, kırılan, yorulan, uykusuz kalan yoktur. Oysa öyle değildir. Bir savaşın çığlıklarından kaçan kaçarken yavrusunu, eşini ardında ölüme bırakan kadının feryadını işitemezsiniz. Tenha bir mahalle kenarında hasta evladına sıcak bir yemek parasını getirmeyi düşünen babanın telâşını anlayamazsınız. Etrafınızdaki nimetleri hor görüp küçük dertlerinizi dünyalar kadar sanan sizler herşeye rağmen hayatın acı gerçeklerini de güzel tarafını da görmeye başlayın..
..

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

HAL-İ VAZİYET-1

H
Heftreng
schedule5 xul
6894157036446232062
HAL-İ VAZİYET-1
https://bende-varim.blogspot.com/2022/03/hal-i-vaziyet-1.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjiHa0LWvzQUv9sOOUC58LU7HEF5ZQ98HXcp2ovn2iIDsDmTrcsUx3OF9xlby8dUwLAEGMO0Tuythe20Ub9BbunBRbc-YqsprdZYhcdhPjU9-nEUiZz5__1SLJGtyHcnIBCaJv01mSFJlpR2XShL36b9An6wOooCniHKcONqysWavSfE4Wu9oVNdRog=s320
Heft Reng



"Hani bir mektup yazarsın da sahibine ulaştıramazsın ya. Ne bir adres vardır ne de bir yol. Gidemez öyle yazdığınla kalırsın ya ama sonra bir bakarsın o insan gelir karşına..."

  Böyle bir umutla ümitle bekliyor olmak hayatın doğum sancısında ve yaşamda insanı epey yoruyor olsa gerek. Bu umudu bir sızıya benzetebiliriz. Sızı en başta belki hafifti ama daha sonra etkisini arttırarak devam ettirdi ya da tam tersi bir hadise de olabilir. Belki bize bu umudu aşılayan şeyin suretini değil siretini hissettik, anladık. Öyle bir umut beslemeye başladık. Olması gereken de bu: Surete aldanırsak sireti ortaya çıkınca suratına tüküresin gelir.
  Peki bize bu umudu yaşatan kalbimiz midir, aklımız mıdır? Herkesin cevabı elbette ki farklı olacaktır ama bu biraz da umudu nasıl tanımladığımıza bağlı değil mi? Benim için "Umut" aklımızın algıladığı, algoritmasını çizdiği ama kalbimizle bütün vücudumuza sirayet eden durumdur. Kalp diyenler çoğu zaman duydudaştır ya da hissiyle duygusuyla hareket edenlerdir. Akıl diyenler ise daha rasyonel ve mantıksal düşünenlerdir. Zaten her ikisi dediyseniz CANSINIZDIR :)

  Umut ettiğiniz şey gerçekleşmeyecek sadece sizin olmasını düşlediğiniz bir durumsa ve bu durum sizi günden güne tüketiyorsa tabii ki bu umuttan vazgeçin. Bırakın peşini gitsin uçsuz bucaklara. Ama bir de bunun diğer tarafı var. Bu umut sizi hayata bağlıyor, yaşam ışığınız  oluyorsa onu sıkı sıkı tutun bırakmayın. Umut öyle elle sıkı sıkıya tutulur bir şey değildir. Sakın ha kaçırıverirsiniz. Gelgelelim bir de bunun sizin görmek istemeyeceğiniz ama görenlerin olduğu durum. Siz umudu sizi ayakta tutan vaziyet olarak görüyorsunuz ama oysa o sizi içten içe kemiriyor. Sadece vücudunuzu değil, ruhunuzu,  aklınızı kemiriyor. En önemlisi ise ruhunuzu...
  Bu durum galiba biraz da umudu yaşayan, yaşatan kişi ve umudun ne olup nasıl var olduğuna bağlı bir durum. Demem o ki siz umudu var edin, umut sizi var etmesin! 
 Bu yazımızın şarkısı ise Özdemir Erdoğan - Aç Kapıyı Gir İçeri( Anatolian Rock Revival Project ) 
  Ee bu yazı da kapınızı tıklatmış. İçeriye girmeyi bekliyor. Buyur etmezseniz aşk olsun.
Keyifli okumalar...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Düşünüyorum

H
Heftreng
schedule5 xul
2301897027840133233
Düşünüyorum
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/dusunuyorum.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEj_e8MSlGxUQ03lRMwAbEctfzvuSMDCm9WFc9-ZCXT4AZRpuUpgNA3Jp5ucIYvmRRf6mFyTSEDOwe0osp2c6tz0kA9DcvzJLf1-2KCHSFqiD8cIA3G57dYSbhVmbDPCrn2IfBmeUmHgByoK09-Qb-ChzXAC0fQUJdd3-CXWkHLhk9LAsZ_h2yVcpD03
Heft Reng



Yaşamımız boyunca, yaşadığımız tüm sorunlarımızı acaba zamansal bir boyutta geçirdiğimiz bir talihsizlik olarak mı nitelendirileceğiz. Yoksa içinde bulunduğumuz mekanın yanlış bir zamana denk geldiğini mı düşünmeye başlayacağız. Bunun ötesinde tüm talihsizlikler karşısında hiç bir şey yapmadan kendimizi kaderin kurbanı mı sayacağız acaba…

Bu hayatta yaşanacak ne kadar çok hakikat varmış demek geliyor içimden. Herkesin ayrı bir doğrusu var sanırım. Bizim yaşadığımız coğrafya da öyle bir yer. Büyüklerin akıl hocası olduğu küçüklerin ise onlara itaat etmek zorunda olduğu küçük bir yer… Bir de şunu demek istiyorum. Hakikat nedir? Hakikati ölçme ve değerlendirme anlayışımız neye göre şekilleniyor. İnsanoğlu yaşadığı çağlar boyunca hep bulunduğu dönemin şartlarına bağlı olarak yeni kavramlar üreterek, bunun üzerinde ahlak ve yaşam felsefesine şekil verirken, kişiden kişiye değişen anlayışlar kimisine göre doğru kabul edilirse de tüm insanlar için temel bir doğru hala bulunmamaktadır. 

Öyle ki insanlık tarih boyunca sırf bir grubun doğrusu yüzünden sayısızca yıkımdan geçmiştir. Hitler'in faşist düşünce anlayışı sosyalizme karşı bir mücadeleyi başlatırken Rusların komünist felsefeyle giriştikleri sosyalizm anlayışı da insanoğlu için bir yikimdir. Buna benzer olarak müslüman dünyasında yaşanan mezhep savaşları da hep yıkımla sonuçlanmıştır. Emevii milliyetçilik anlayışı emeviler için ne kadar doğruysa, Dünya'nın bir bölümünün sahip olduğu faşist milliyetçilik anlayışı diğer bir bölümünün sahip olduğu komünist anlayış, diğer bir bölümünün de sahip olduğu muhafazakar anlayış esasında eşit derece de insanoğlu için tehlikelidir. Ve hepsi yıkımla sonuçlanmıştır. Hala da yıkımla sonuçlanıyor. Bir düşünceyi insana empoze edip bunu büyük bir yok oluş silahı gören düşünce yapıları aslında sahip oldukları bu düşünceleri mutlak doğru kabul ederler… Bunu kuşkusuz hakikat olarak görürler. Yaptıkları yıkım zaferlerine ulaşmaları için birer basamaktan öteye varamaz. Yakın tarihte şahit olduğumuz IŞİD bunun en iyi örneğidir.

Esas olan şudur. Hangi düşünce ve ideolojik anlayışa sahip olursak olalım. Bireysel olarak öncelikle iyi bir sorgulama yeteneğimizin olması gerekir. Başkalarının bizim için düşünmesi ve en iyi kararı vereceğini sanmak kendimize yapacağımız büyük bir kötülüktür. Çünkü hiç kimse sahip olduğumuz değer ve vicdan anlayışla yerimize iyi kararlar alamaz. Esasında beynimizi kiraya vermek için değildir. İçindeki nöronları harekete geçirip kendimiz ve toplumumuz için ortak bir akılda buluşmak içindir. Herkesin hakikati farklı olabilir. Yalnız akıl ve vicdan süzgecinden geçen hakikat tehlikeli olmaktan çıkar. Ve tüm yıkımlara karşıdır.

Sorguladığımız sürece bir benlik kazanabiliriz. Ve hangi düşünce yapısına sahip olursak olalım. O düşüncenin ekşi ve artılarını görebiliriz. Böylece tüm tehlikeli yıkımlardan kendimizi sıyırabiliriz. Bağnazlığı bırakabiliriz ve kaderin bir coğrafya da kendi haline terk edilmiş toplumlarının yaşadığı yıkımları olmadığını tüm gelecek kuşaklara ispat edebiliriz. 

Not: Bu yazı bir ideolojik düşünceyi yansıtmamaktadır. Tamamen sorgulamanın önemi üzerine ve herkesin kendisince doğrularını kontrol etme amacı taşımaktadır. 



Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Rengin Sokak Sakinleri

H
Heftreng
schedule5 xul
5490494743262602637
Rengin Sokak Sakinleri
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/rengin-sokak-sakinleri.html
Taze kalem

 Öyle dalgındım ki yürüye yürüye buraya kadar geldiğimi neden sonra fark ettim. Tabeladaki “Rengin Sokak” yazısını görmesem hâlâ tanıyamazdım. Ne çok değişmiş buralar. Kaç yıl olmuş gelmeyeli. Buruk bir tebessüm yayılıyor yüzüme, sokaktan çocuk cıvıltıları geliyor. 12 yaşındaki ben geçiyor önümden bisikletiyle. Caddeye öyle bir dalıyor ki araba son anda fren yapabiliyor. Arkasından söylenenlere kulak asmadan tekrardan basıyor pedallara. Gene kiminle yarış halinde Allah bilir. Bir yere çarpacak yine diye ödüm kopuyor.

 Ümran abla yine dantel örüyor kapının önünde. Bir yandan da Fatoş Abla’yla sohbet ediyorlar. Çocukluğumun en güzel kızı. Abimle göz göze geliyor Fatoş abla. Tam gülecek, el sallayacak oluyor kapıdan annem çıkıveriyor, bir hışım içeri giriyor Fatoş Abla. Abim son anda farkediyor. Herkesin sokakta olduğu zamanlar. Sokakta güldüğü, sokakta ağladığı güzel zamanlar. Dilek, kardeşine bakıyor yine. Annesi çalışmaya gitmiş belli ki. Mahallenin küçük annesi. Tebessüm edip devam ediyorum yoluma. Boylu boyunca yürüyorum sokağı. Sola dönüp koca camiye bakıyorum. Ellerinde cüzleri çocuklar çıkıyor bahçeden. “Yavaş olun!” diye bağırıyor caminin hocası. Rıfat nefes nefese su içiyor caminin önündeki çeşmeden. Her tarafı sırılsıklam. Acı su diyorlar buraya. Oldum olası anlamıyorum; bu suyun diğer sulardan farkı ne ki? Aynısı işte. İki oğlan çocuğu su doldurmaya gidiyorlar bana çarptıklarını fark etmeden.

Geri dönüyorum çocukluğumun müstakil mutluluğuna. Ama şimdi yerinde göklere saplanmış bir beton yığını var. Ne bahçeyi neredeyse bütünüyle kaplayan asma var ne de tadına doyamadığım kayısı ağacı. Yerken kendimi durduramaz sonra da bütün gece karın ağrısından uyuyamazdım. Saklambaç oynarken uyuyakaldığım kovukların yerinde yeller esiyor şimdilerde.

Canan’ı arıyor gözlerim. Yine annesinden dayak yemiş ağlıyor bir köşede. Yanına gidip teselli edesim var ama biliyorum haşlayacak yine “git başımdan!” diyerek. Vazgeçiyorum ben de. Yakar top oynayan Naime ve kuzenlerinin yanına gidiyorum. Ne de gıcık oluyorum şunlara.

Sonra sokağın sonuna gelip karşı sokaktan tanıdık bir yüz arıyorum. Ama nafile her yer yabancı. Sanki burada geçmedi yıllarım. Asfaltına damlamadı hiç kanım. Boynu bükük geri dönüp şimdi orada olmayan büyük kırmızı kapıya bakıyorum. En yakın arkadaşım Aliye çıkacak ve ip atlayacağız. Üstüm başım perişan onu bekliyorum. Onun yerine balkondan bir ses yükseliyor içinde olduğum hâli bozarcasına; “hayırdır kızım birine mi bakmıştın?” başımı kaldırıp cevap veriyorum; “çocukluğuma bakmıştım teyze; burada mı?”

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Aşk Neydi ?

H
Heftreng
schedule5 xul
2765803793447099465
Aşk Neydi ?
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/ask-neydi.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiNd_cXMZL_BjPdEwFYbZYwhaNjaXRF1sG6vKJGkFNBcwo_N3QYpJrHsqfmnDxCSqzGT7aNjsfB62cUbj6QNa56pGWgrY3UChlOFE4pGj3BltHdjJvDmuJltxFyiON3dsaVxk23jKgiLuiQ/s1600/1645039864224820-0.png
Heft Reng



Aşk neydi ?

 Bir kişiye duyulan sevgi fazlası duyguya denirdi aşk. Ama Erich Fromm' a göre aşk beş şekilde vardır. Anaç,kardeş,cinsel,tanrı ve öze olan aşk. Bunlar hepsi bir çeşit sevgidir ama fazlası olduğunda hep ayni yola çıkar.  Anaç bir aşk mesela bir annenin duyduğu koşulsuz sevgiye denirdi. Ama gercekten bir aşk için karşı cins olmasi gerektiğide Freud tarafından savunuluyor. Basit bir ifadeyle aşk cinsellikten ortaya çıkan iki kişinin hormonal aktiviteleri olduğunu düşünüyor. 
Aslında bu iki farklı savunucunun birini seçmişti bilim. Bilimsel olarak aşk duyguların değil  yaşamsal aktivitelerin devamı için hormonal bir kimyanın ortaya cikmasi olduğu açıklanmıştir.

Psikolojide ise aşk hem duygu hem de hormonal bir ifadedir. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk teorisi şöyledir; aşk üç bağdan oluşur bunlar: yakınlık, bağlılık ve tutkudur. Eğer bu üçünden biri yok olursa aşk biter. 
Baktığımızda aşk hayatın her anında var olan bir ifade. Tarihte bir çok olay aşk yüzünden çıkmıştır. 
Truva Savaşı, Priamos'un oğlu Paris'in, Menelaos'un karısı Helena'yı kaçırması yüzünden çıkmış ve on yıl sürmüştür. Ve bu savaş Homeros'un İlyada ve Odysseia adlı destanlarında anlatılmaktadır.
Bu sadece bir örnek olsada aşk birçok can yakmıs birçok savaşa neden olmuştur. Peki şimdi bunca açıklamaya ve çıkan savaşlara rağmen aşk yok diyebilir miyiz? 

Buna Halil Cibran'ın sözüyle cevap vermek isterim.
"Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız."
Aşk tarih başladığından beri var oldu ve var olmaya devam edecektir. Hz. Adem ve Havva'dan başlayan aşk kıyamet kopup dünya yok olana kadar var olacaktır. 
Aşk basitçe sadece cinsellik değil duyguların varlığı ile ortaya çıkan bir durumdur. 

Başka bir teori ile devam etmek isterim. O da aşkın kalp ile değil beyin ile yaşandığı. Bizlerin her zaman söylediği kalbim başka beynim başka diyor sözleri. Aslında kalp sadece beynin yolladıgı sinyaller doğrultusunda daha hızli attigindan bizler kalbin sayesinde aşık olduğumuzu düşünmüşüzdür. Bu yüzdendir ki aşk kalple değil beyin ile yaşanan bir duygudur.
Bunu en güzel Özdemir Asaf açıklamıştir.
"Hep aklıma geliyorsun bak gördün mü senin de gidecek başka yerin yok. " 
Evet aşk çok derin bir o kadarda insani kendine getiren bir duygu. Ve ask herkesin yaşamayı hak ettiği bir duygu. Sizin için aşk neyi ifade ediyorsa onu yaşamanız dileyimle. Aşkla kalın, aşktan hiç vazgeçmeyin ve aşk hep sizinle olsun... ❤

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Günler

H
Heftreng
schedule5 xul
4002844586442527011
Günler
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/gunler.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjdFoiALt1bIAaV9zo1oaWEDEog5OdnB0Kp2qRldRvcQJrsSViVDFmP6OZ-Tp9wyI2mrxUSi3TQ2Fy3HLa1bxYNsE4d8uztJgaz8FZayWtXWFvQRu0cgiayI0zJL2gccHX276KZ1pflJRfA/s1600/1644752296236368-0.png
Heft Reng

Günler geçsin ya da haftalar, aylar 
 Yalnızca bitsin şu kara günler

Doğan güneş aydınlığı versin yüreğime
Batan ay alsın tüm karanlığı hapsetsin boşluğuna

Bir çiçek açsın mis kokulu
Birde yağmur yağsın can suyu

Gökyüzüne çizilmiş bir gökkuşağı
Hayallerin tozpembe kaydırağı

Sonunda bir küp mutluluk
İçimde ulaşamayacağım huzursuzluk

Ah gece ,ah gökyüzü 
Mavinde ayrı bir hasret
Siyahında ayrı bir keder

Ah şu geçip giden günler 
Hoscakalın yüreğinde daima umut besleyenler.

                                                           🖋 K.E.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Üç Katlı Bina




Karşımda üç katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda üç katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kol kola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. Adam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında.

 Bir beton yığını gibi gibi duruyor karşımda ama her bir  tuğlası ağlıyor içeride yaşananlara. Her biri darmadağın olmuş hayatlar, her biri acı içinde insanlar.

Karşımda işte o  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina...

Ah üç katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var.

Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü  söyle?

Konuş üç katın ağırlığını, konuş dökülen sıvalarından akan sızıyı, konuş kimsesizliğini. Konuş yerle bir et her şeyi. Konuş...

    


Okuduğunuz için teşekkür ederim, umarım beğenirsiniz. 🎈

Tecrübe Nedir




Onca emekle üst üste koyduğumuz umutlarımızı, hafif bir rüzgar esintisi değil miydi yere seren... Kaç gece de toparlamıştık onca düşümüzü, sarsılmaz bağlarımıza ne oldu? İçimizde neden kırıklar oluştu ki...

Tecrübe nedir? Kaç kırılmadan sonra kazanılır ki tecrübe, kaç gidene alışıldıktan sonra tecrübeden bahsedilebilir ki. Bu gibi şeylerin tecrübesi olmaz.

 Tecrübenin ne olduğunu söyleyeyim mi?
Uzayıp giden sorunların merkezindeki bireyler olarak, sanırım deneyimlerimizin hepsi başarıyla sonuçlanması pek mümkün değildir. İşte bu nokta da ister başarılı olalım ister başarısız, deneyimlerimizin sonucundan kendimiz için yapabileceğimiz en iyi seçim tecrübe olarak nitelendirilir. Çünkü en iyi seçimi yapabilme kabiliyeti daha önceki iyi ve kötü tüm sonuçlara karşı bize iyi seçimin hangisi olacağı hakkında yaşamsal bir kurtuluş yolu sunmaya başlıyor. Bu tecrübedir. Örneğin hatalarımızın özgüvenimizi yerle bir ederken, başarının ipini yakaladığımızda devamının kendiliğinden gelmesi durumu başarılı olma yolundaki tecrübenin özgüvene dayalı olduğunu söyler. Aynı şekilde özgüvenini kaybetmenin nedeni de sürekli başarısızlıkla sonuçlanan deneyimlerle ilişkilidir.

Tüm duygusal süreçler de böyledir. 
 Mesela daha önce aldatılmışsan tekrar aldatılmazsın aldatılsan dahi acı çekmezsin daha önce biri seni yarı yolda bırakmışsa artık o ihtimali de dahil edersin. Tecrübe ederseniz daha öncekinden daha az olur. İç çekişmeler, acılar, kırılmalar. Öncesinden tüm ihtimalleri dahil etmişsinizdir olaya...

 Tecrübe insanın hep aynı yerden kırılmaması için daha önceki yaşamsal sürecinden çıkardığı sonuçlardan aldığı derslerin tümüdür. Tecrübe edinmişse insan, kırılacağını da bilir. Kırılmaların geçeceğini de bilir. 

Küçük bir tavsiye bazı konularda insan elbette duygusal boşluğa düşer. Ama sahip olduklarımıza karşı da kör olmayalım. Bir an dünyanın bizi sık boğaz ettiğini düşüncesinden sıyrılın, emin olun hayat sizin için o kadar da anlamsız değildir. Etrafınızda bir çok güzel şey mevcutken kendinizi bunlardan yoksun görmeyin. Yani
siz zannediyorsun ki tüm dünyanın dertleri sizindir. Sizden daha fazla acı çeken, kırılan, yorulan, uykusuz kalan yoktur. Oysa öyle değildir. Bir savaşın çığlıklarından kaçan kaçarken yavrusunu, eşini ardında ölüme bırakan kadının feryadını işitemezsiniz. Tenha bir mahalle kenarında hasta evladına sıcak bir yemek parasını getirmeyi düşünen babanın telâşını anlayamazsınız. Etrafınızdaki nimetleri hor görüp küçük dertlerinizi dünyalar kadar sanan sizler herşeye rağmen hayatın acı gerçeklerini de güzel tarafını da görmeye başlayın..
..

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

HAL-İ VAZİYET-1




"Hani bir mektup yazarsın da sahibine ulaştıramazsın ya. Ne bir adres vardır ne de bir yol. Gidemez öyle yazdığınla kalırsın ya ama sonra bir bakarsın o insan gelir karşına..."

  Böyle bir umutla ümitle bekliyor olmak hayatın doğum sancısında ve yaşamda insanı epey yoruyor olsa gerek. Bu umudu bir sızıya benzetebiliriz. Sızı en başta belki hafifti ama daha sonra etkisini arttırarak devam ettirdi ya da tam tersi bir hadise de olabilir. Belki bize bu umudu aşılayan şeyin suretini değil siretini hissettik, anladık. Öyle bir umut beslemeye başladık. Olması gereken de bu: Surete aldanırsak sireti ortaya çıkınca suratına tüküresin gelir.
  Peki bize bu umudu yaşatan kalbimiz midir, aklımız mıdır? Herkesin cevabı elbette ki farklı olacaktır ama bu biraz da umudu nasıl tanımladığımıza bağlı değil mi? Benim için "Umut" aklımızın algıladığı, algoritmasını çizdiği ama kalbimizle bütün vücudumuza sirayet eden durumdur. Kalp diyenler çoğu zaman duydudaştır ya da hissiyle duygusuyla hareket edenlerdir. Akıl diyenler ise daha rasyonel ve mantıksal düşünenlerdir. Zaten her ikisi dediyseniz CANSINIZDIR :)

  Umut ettiğiniz şey gerçekleşmeyecek sadece sizin olmasını düşlediğiniz bir durumsa ve bu durum sizi günden güne tüketiyorsa tabii ki bu umuttan vazgeçin. Bırakın peşini gitsin uçsuz bucaklara. Ama bir de bunun diğer tarafı var. Bu umut sizi hayata bağlıyor, yaşam ışığınız  oluyorsa onu sıkı sıkı tutun bırakmayın. Umut öyle elle sıkı sıkıya tutulur bir şey değildir. Sakın ha kaçırıverirsiniz. Gelgelelim bir de bunun sizin görmek istemeyeceğiniz ama görenlerin olduğu durum. Siz umudu sizi ayakta tutan vaziyet olarak görüyorsunuz ama oysa o sizi içten içe kemiriyor. Sadece vücudunuzu değil, ruhunuzu,  aklınızı kemiriyor. En önemlisi ise ruhunuzu...
  Bu durum galiba biraz da umudu yaşayan, yaşatan kişi ve umudun ne olup nasıl var olduğuna bağlı bir durum. Demem o ki siz umudu var edin, umut sizi var etmesin! 
 Bu yazımızın şarkısı ise Özdemir Erdoğan - Aç Kapıyı Gir İçeri( Anatolian Rock Revival Project ) 
  Ee bu yazı da kapınızı tıklatmış. İçeriye girmeyi bekliyor. Buyur etmezseniz aşk olsun.
Keyifli okumalar...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Düşünüyorum




Yaşamımız boyunca, yaşadığımız tüm sorunlarımızı acaba zamansal bir boyutta geçirdiğimiz bir talihsizlik olarak mı nitelendirileceğiz. Yoksa içinde bulunduğumuz mekanın yanlış bir zamana denk geldiğini mı düşünmeye başlayacağız. Bunun ötesinde tüm talihsizlikler karşısında hiç bir şey yapmadan kendimizi kaderin kurbanı mı sayacağız acaba…

Bu hayatta yaşanacak ne kadar çok hakikat varmış demek geliyor içimden. Herkesin ayrı bir doğrusu var sanırım. Bizim yaşadığımız coğrafya da öyle bir yer. Büyüklerin akıl hocası olduğu küçüklerin ise onlara itaat etmek zorunda olduğu küçük bir yer… Bir de şunu demek istiyorum. Hakikat nedir? Hakikati ölçme ve değerlendirme anlayışımız neye göre şekilleniyor. İnsanoğlu yaşadığı çağlar boyunca hep bulunduğu dönemin şartlarına bağlı olarak yeni kavramlar üreterek, bunun üzerinde ahlak ve yaşam felsefesine şekil verirken, kişiden kişiye değişen anlayışlar kimisine göre doğru kabul edilirse de tüm insanlar için temel bir doğru hala bulunmamaktadır. 

Öyle ki insanlık tarih boyunca sırf bir grubun doğrusu yüzünden sayısızca yıkımdan geçmiştir. Hitler'in faşist düşünce anlayışı sosyalizme karşı bir mücadeleyi başlatırken Rusların komünist felsefeyle giriştikleri sosyalizm anlayışı da insanoğlu için bir yikimdir. Buna benzer olarak müslüman dünyasında yaşanan mezhep savaşları da hep yıkımla sonuçlanmıştır. Emevii milliyetçilik anlayışı emeviler için ne kadar doğruysa, Dünya'nın bir bölümünün sahip olduğu faşist milliyetçilik anlayışı diğer bir bölümünün sahip olduğu komünist anlayış, diğer bir bölümünün de sahip olduğu muhafazakar anlayış esasında eşit derece de insanoğlu için tehlikelidir. Ve hepsi yıkımla sonuçlanmıştır. Hala da yıkımla sonuçlanıyor. Bir düşünceyi insana empoze edip bunu büyük bir yok oluş silahı gören düşünce yapıları aslında sahip oldukları bu düşünceleri mutlak doğru kabul ederler… Bunu kuşkusuz hakikat olarak görürler. Yaptıkları yıkım zaferlerine ulaşmaları için birer basamaktan öteye varamaz. Yakın tarihte şahit olduğumuz IŞİD bunun en iyi örneğidir.

Esas olan şudur. Hangi düşünce ve ideolojik anlayışa sahip olursak olalım. Bireysel olarak öncelikle iyi bir sorgulama yeteneğimizin olması gerekir. Başkalarının bizim için düşünmesi ve en iyi kararı vereceğini sanmak kendimize yapacağımız büyük bir kötülüktür. Çünkü hiç kimse sahip olduğumuz değer ve vicdan anlayışla yerimize iyi kararlar alamaz. Esasında beynimizi kiraya vermek için değildir. İçindeki nöronları harekete geçirip kendimiz ve toplumumuz için ortak bir akılda buluşmak içindir. Herkesin hakikati farklı olabilir. Yalnız akıl ve vicdan süzgecinden geçen hakikat tehlikeli olmaktan çıkar. Ve tüm yıkımlara karşıdır.

Sorguladığımız sürece bir benlik kazanabiliriz. Ve hangi düşünce yapısına sahip olursak olalım. O düşüncenin ekşi ve artılarını görebiliriz. Böylece tüm tehlikeli yıkımlardan kendimizi sıyırabiliriz. Bağnazlığı bırakabiliriz ve kaderin bir coğrafya da kendi haline terk edilmiş toplumlarının yaşadığı yıkımları olmadığını tüm gelecek kuşaklara ispat edebiliriz. 

Not: Bu yazı bir ideolojik düşünceyi yansıtmamaktadır. Tamamen sorgulamanın önemi üzerine ve herkesin kendisince doğrularını kontrol etme amacı taşımaktadır. 



Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Rengin Sokak Sakinleri

 Öyle dalgındım ki yürüye yürüye buraya kadar geldiğimi neden sonra fark ettim. Tabeladaki “Rengin Sokak” yazısını görmesem hâlâ tanıyamazdım. Ne çok değişmiş buralar. Kaç yıl olmuş gelmeyeli. Buruk bir tebessüm yayılıyor yüzüme, sokaktan çocuk cıvıltıları geliyor. 12 yaşındaki ben geçiyor önümden bisikletiyle. Caddeye öyle bir dalıyor ki araba son anda fren yapabiliyor. Arkasından söylenenlere kulak asmadan tekrardan basıyor pedallara. Gene kiminle yarış halinde Allah bilir. Bir yere çarpacak yine diye ödüm kopuyor.

 Ümran abla yine dantel örüyor kapının önünde. Bir yandan da Fatoş Abla’yla sohbet ediyorlar. Çocukluğumun en güzel kızı. Abimle göz göze geliyor Fatoş abla. Tam gülecek, el sallayacak oluyor kapıdan annem çıkıveriyor, bir hışım içeri giriyor Fatoş Abla. Abim son anda farkediyor. Herkesin sokakta olduğu zamanlar. Sokakta güldüğü, sokakta ağladığı güzel zamanlar. Dilek, kardeşine bakıyor yine. Annesi çalışmaya gitmiş belli ki. Mahallenin küçük annesi. Tebessüm edip devam ediyorum yoluma. Boylu boyunca yürüyorum sokağı. Sola dönüp koca camiye bakıyorum. Ellerinde cüzleri çocuklar çıkıyor bahçeden. “Yavaş olun!” diye bağırıyor caminin hocası. Rıfat nefes nefese su içiyor caminin önündeki çeşmeden. Her tarafı sırılsıklam. Acı su diyorlar buraya. Oldum olası anlamıyorum; bu suyun diğer sulardan farkı ne ki? Aynısı işte. İki oğlan çocuğu su doldurmaya gidiyorlar bana çarptıklarını fark etmeden.

Geri dönüyorum çocukluğumun müstakil mutluluğuna. Ama şimdi yerinde göklere saplanmış bir beton yığını var. Ne bahçeyi neredeyse bütünüyle kaplayan asma var ne de tadına doyamadığım kayısı ağacı. Yerken kendimi durduramaz sonra da bütün gece karın ağrısından uyuyamazdım. Saklambaç oynarken uyuyakaldığım kovukların yerinde yeller esiyor şimdilerde.

Canan’ı arıyor gözlerim. Yine annesinden dayak yemiş ağlıyor bir köşede. Yanına gidip teselli edesim var ama biliyorum haşlayacak yine “git başımdan!” diyerek. Vazgeçiyorum ben de. Yakar top oynayan Naime ve kuzenlerinin yanına gidiyorum. Ne de gıcık oluyorum şunlara.

Sonra sokağın sonuna gelip karşı sokaktan tanıdık bir yüz arıyorum. Ama nafile her yer yabancı. Sanki burada geçmedi yıllarım. Asfaltına damlamadı hiç kanım. Boynu bükük geri dönüp şimdi orada olmayan büyük kırmızı kapıya bakıyorum. En yakın arkadaşım Aliye çıkacak ve ip atlayacağız. Üstüm başım perişan onu bekliyorum. Onun yerine balkondan bir ses yükseliyor içinde olduğum hâli bozarcasına; “hayırdır kızım birine mi bakmıştın?” başımı kaldırıp cevap veriyorum; “çocukluğuma bakmıştım teyze; burada mı?”

Aşk Neydi ?




Aşk neydi ?

 Bir kişiye duyulan sevgi fazlası duyguya denirdi aşk. Ama Erich Fromm' a göre aşk beş şekilde vardır. Anaç,kardeş,cinsel,tanrı ve öze olan aşk. Bunlar hepsi bir çeşit sevgidir ama fazlası olduğunda hep ayni yola çıkar.  Anaç bir aşk mesela bir annenin duyduğu koşulsuz sevgiye denirdi. Ama gercekten bir aşk için karşı cins olmasi gerektiğide Freud tarafından savunuluyor. Basit bir ifadeyle aşk cinsellikten ortaya çıkan iki kişinin hormonal aktiviteleri olduğunu düşünüyor. 
Aslında bu iki farklı savunucunun birini seçmişti bilim. Bilimsel olarak aşk duyguların değil  yaşamsal aktivitelerin devamı için hormonal bir kimyanın ortaya cikmasi olduğu açıklanmıştir.

Psikolojide ise aşk hem duygu hem de hormonal bir ifadedir. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk teorisi şöyledir; aşk üç bağdan oluşur bunlar: yakınlık, bağlılık ve tutkudur. Eğer bu üçünden biri yok olursa aşk biter. 
Baktığımızda aşk hayatın her anında var olan bir ifade. Tarihte bir çok olay aşk yüzünden çıkmıştır. 
Truva Savaşı, Priamos'un oğlu Paris'in, Menelaos'un karısı Helena'yı kaçırması yüzünden çıkmış ve on yıl sürmüştür. Ve bu savaş Homeros'un İlyada ve Odysseia adlı destanlarında anlatılmaktadır.
Bu sadece bir örnek olsada aşk birçok can yakmıs birçok savaşa neden olmuştur. Peki şimdi bunca açıklamaya ve çıkan savaşlara rağmen aşk yok diyebilir miyiz? 

Buna Halil Cibran'ın sözüyle cevap vermek isterim.
"Siz birliktelik için doğmuşsunuz. Ölüm meleğinin beyaz kanatları sizi ayırana kadar ayrılmayacaksınız."
Aşk tarih başladığından beri var oldu ve var olmaya devam edecektir. Hz. Adem ve Havva'dan başlayan aşk kıyamet kopup dünya yok olana kadar var olacaktır. 
Aşk basitçe sadece cinsellik değil duyguların varlığı ile ortaya çıkan bir durumdur. 

Başka bir teori ile devam etmek isterim. O da aşkın kalp ile değil beyin ile yaşandığı. Bizlerin her zaman söylediği kalbim başka beynim başka diyor sözleri. Aslında kalp sadece beynin yolladıgı sinyaller doğrultusunda daha hızli attigindan bizler kalbin sayesinde aşık olduğumuzu düşünmüşüzdür. Bu yüzdendir ki aşk kalple değil beyin ile yaşanan bir duygudur.
Bunu en güzel Özdemir Asaf açıklamıştir.
"Hep aklıma geliyorsun bak gördün mü senin de gidecek başka yerin yok. " 
Evet aşk çok derin bir o kadarda insani kendine getiren bir duygu. Ve ask herkesin yaşamayı hak ettiği bir duygu. Sizin için aşk neyi ifade ediyorsa onu yaşamanız dileyimle. Aşkla kalın, aşktan hiç vazgeçmeyin ve aşk hep sizinle olsun... ❤

Günler


Günler geçsin ya da haftalar, aylar 
 Yalnızca bitsin şu kara günler

Doğan güneş aydınlığı versin yüreğime
Batan ay alsın tüm karanlığı hapsetsin boşluğuna

Bir çiçek açsın mis kokulu
Birde yağmur yağsın can suyu

Gökyüzüne çizilmiş bir gökkuşağı
Hayallerin tozpembe kaydırağı

Sonunda bir küp mutluluk
İçimde ulaşamayacağım huzursuzluk

Ah gece ,ah gökyüzü 
Mavinde ayrı bir hasret
Siyahında ayrı bir keder

Ah şu geçip giden günler 
Hoscakalın yüreğinde daima umut besleyenler.

                                                           🖋 K.E.

© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger