Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
Ruhumuza Üfleyelim
Acı hayata dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

Ruhumuza Üfleyelim

H
Heft Reng
Devamini oku →
Kırılmalara Alışma Tabiri
Acı Anılar Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

Kırılmalara Alışma Tabiri

H
Heft Reng
Devamini oku →
İçimizde Umut Var
hayata dair Hikaye inanç Tüm Yazılar Umuda Dair

İçimizde Umut Var

H
Heft Reng
Devamini oku →
Gerçek  Ne?
Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Gerçek Ne?

H
Heft Reng
Devamini oku →
İlk Karşılaşma (2.bölüm)
Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

İlk Karşılaşma (2.bölüm)

H
Heft Reng
Devamini oku →
İlk Karşılaşma
Aşka Dair inanç Sevgi Tüm Yazılar

İlk Karşılaşma

H
Heft Reng
Devamini oku →
Elma kokusunu sever misiniz?
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heft Reng
Devamini oku →
Acı Anılar Hakikat inanç Sevgi Tüm Yazılar

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

Ruhumuza Üfleyelim

H
Heftreng
schedule5 xul
2880880724945997537
Ruhumuza Üfleyelim
https://bende-varim.blogspot.com/2021/06/ruhumuza-ufleyelim.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjoFTjn8-wFpW9T-ulqKfBgUMKERbTxVNkKEFiTrdcyQMT0aSHdA_25cmSO6EIPaU3AVTsTIFEV9BwcgOau8kT8ZIoXK6RCGI49GJRVmZ04zzY-maSwSVsIvssWYuFrt3xK4S93bUnOGk8/w200-h149/Capture%252B_2021-07-03-20-44-17-min.png
Heft Reng



İnceden ruhumuza üfleyelim, hayallerimiz sınırlarımızı aşmaya başlasın... Bugün doruklarımıza kadar özgürlüğü hissedelim. Bir köşeye geçip utangaç çocuk edasıyla dizlerimizin uzerine çökmeyelim. Şımarık çocuk edasıyla özgüvenimizi gösterelim etrafımıza... Paslı ruhumuza üfleyelim, paslı zerrecikleri bir yerlere savuralım. Asık suratimize, tatlı gülümsemeler çizelim... Etrafımıza bir bakalım. İnsanlarımıza tebessümler sunalım, Bir çember oluşturalım, etrafına güzel insanlar biriktirelim buna sevgi çemberi diyelim...

Nitekim bizim en çok sevgiye ve kuracağımız o çembere ihtiyacımız var. Hayat öyle ki beraberinde hep olumsuzlukları getiriyor. Bizi tüm aksiliklere karşı kurtacak olan güç kurduğumuz o güçlü insan ilişkileridir. Bağlarımız ne kadar güçlü ise aksiliklere karşı mücadelemiz o denli başarıya ulaşır. Bazı anlarımız olacak. Herşey anlamını yitirmeye başlayacak. Nefes dahi alamayacak durumlarımız olacak... Uykularımızı kaçıracak türden kabuslarımız olacak. Ve gecenin yalnızlığında bol bol düşünme zamanlarımız olacak... Belki de o an için durumun içinden sıyrılamayacağız. Geçmeyecek düşüncesi hakimiyetini ilan etmeye başlayacak... Acı her zerremize işlemeye başlayacak. Kayıplarımız olacak, bizden bir çok şey eksilmeye başlayacak.... Hayatın acı tablosu karşısında yenik düşeceğiz... Velhasıl tarifine yetmeyecek tüm kelimelerin çaresizliği karşındaki acizliğimiz baş gösterecek...

Bu noktadan sonra bir ama demek gerekiyor. Sığındığımız tek teselli olan zamana yenik düştüğümüz bu durumun geçmesini beklemiyorum. Amayı sürdürerek insanın içinde olan sabır duygusuna güveniyorum. Ve şunu diyorum. İnsan alışır herşeye... İşte alışmayı bekleyeceğiz. Ruhumuza biraz üflediysek ve kendimizle birazcık yüzleştiysek şimdi yeniden ayağa kalkma vaktidir.

Oluşturduğumuz o sevgi çemberine dahil olalım. Sıkı sıkı geri kalan sevdiklerimize sarılalım. 

 Dediklerime hepiniz dahilsiniz. Acizliğimizi kabul edelim. Acımızı en son damlasına kadar yaşayalım. İçimizde yaşanan her ne ise sonuna kadar özgürce yaşayalım. Ama kalkmasını da bilelim. Bunu başarabiliriz bu bizim elimizde... İnsanlar olumsuz düşünmeye başladıklarında, ardı ardına olumsuzluklar başlar. Bir tür hastalık gibi, önce kendimiz için sonra sevdiklerimiz için başarmaya inanmak gerekir. 
 
Bizler iç dünyamızın dışımızla temasından korkuyoruz. Sonra içimiz nem kapmaya başlıyor. Bir anlık bu durumu kaldıramayışımızla içimize hapsettimiz o ruhu yaşamaya başlıyoruz. Bunu yapmamalıyız. Öyle bir inançla tutunalım ki hayata, inandığımız yaratıcıya ona iman ettiğimizi ispatlayalım... Sevgiyle kalın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Kırılmalara Alışma Tabiri

H
Heftreng
schedule5 xul
6664366109974738368
Kırılmalara Alışma Tabiri
https://bende-varim.blogspot.com/2020/12/krlmalara-alsma-tabiri.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEifbH3ag-LlTOrgu004_PVht2DCqjutdtJzhncGZEhpcaHOsV6L-IKdFEgtqtDBfCtSC5SOHCIEbyMyv4_7gu26QhoFujpWYQ9XzG45TyyaP0husPAwtkeakRqI28QFgFuohHBCId4rdv0/s320/Capture%252B_2020-12-01-20-22-42.png
Heft Reng



 Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor. 

Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda...

Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine sığınma ihtiyacı duyuyor." Ve sanırım insan en çokta kendine kırılıyor bu kırıklarıyla yine bir şekilde baş etmeye çalışıyor. Zamanın talihsizliği burda başlıyor. Koca bir sır ne yapsakta bir türlü çözemiyoruz. Oysa zamanın sır olarak sakladığı geçmiş ve gelecekler bizde hep bir düş kırıklığı var etmeye yetiyor. Zamanın sırrını çözeniniz var mı acaba? Günün birinde susmaya yüz tutarsa kelimeleriniz susmayın. Sustuğunuz her an için kendinizi ızdırap içinde bulacaksınız. Lakin ne zaman susmaya başlasam;
"O zaman bir yerlerim acımaya başlıyor.
Bu yüzden benim susmamam gerek..." Sizde susmayın. Belki hüzünleriniz eksilmeyecek kırıklarınız geçmeyecek ama o acı ızdıraba karşı da direnme gücü bulacaksınız. 


Okuduğunuz için teşekkürler

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

İçimizde Umut Var

H
Heftreng
schedule5 xul
3484987868463212529
İçimizde Umut Var
https://bende-varim.blogspot.com/2020/04/icimizde-umut-var.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEizorFE5P9tGjsbvbJ784nRn0vmD7firnkYkDboa8Vt_soV0JXph-4VcAopdlamuP6dfxOgbh2DWikWTTTnUiIiud-iWA01nrxYSSd9RPKwgE6vYW5jgip9Xxhx5PLcCJGcGdSAXeEdBNg/s320/Capture%252B_2020-04-21-19-05-43.png
Heft Reng
İçimizde umut var. Papatyaların sevmelerine kanıyor içimiz. İlkbaharların sıcak güneşlerinin ardına sağanak yağmurlu bir duş alıyoruz. Temizleniyor kirimiz, biraz yoruluyoruz tabi, tatlı bir yorgunluk...

İçimizde umut var. Toprak kokuyor etrafımız, nehirler her zaman ki gibi görkemli, kuşlar melodiler eşliğinde yine selamlıyor bizi... Gökyüzünde sonsuz mavi, içimiz dallarda açan çiçek taneleri...

İçimizde umut var. Kaldırımları, sokakları, caddeleri yollarımızın kesişme ihtimali uğruna her an için bir adım atıyoruz.

İçimizde umut var. Olurda aynı göğün altında, tüm güzel insanlarla aynı anlara talip oluruz diye...

Sanırım insan denilince umudunu, sevgisini, herşeyini yitirmiş birşey canlanıyor kafamızda. Neden bu böyle? Biraz aksiliklerden olabiirim sanırım. Oysa tüm güzelliğiyle yaşayamayız hayatı, öyle aksilikler var ki her biri, "tamam bu sefer mutlu olacağım" dediğimiz yerde çelme taktılar, her seferinde yüzüstü çakıldık yere... Bu nedenle yarım kalan mutluluklara inat etmek lazım. Bu inat umudun yeşerdiği mevsim, papatyaların sevmelerine götüren durak, yağan yağmur damlaların yükümüzün hafifletmesi kadar anlamlı bir bakış açısı olmalı!

Sanırım insan, aynı göğün altında buluştuğu için, aynı topraklara ayak bastığı için, aynı pınarlardan su içtiği için ve daha bir çok şey için kendisinden çok herkes için eyleme geçme gücünü bulmalı kendinde. Doğrusu insan zindanından dışarıya adım atmadığı sürece kendini hep mahkum olarak görür. İyiliğe, dünyaya ve insana dair her şeyde umudunu yitirmiş bulur. Aslında insanın umudu var etme süreci kendisine yaptığı bir iyilik olarak görülebilir...


Sanırım insan, sevme ve sevilmeye olan çabasını yanlış yorumluyordur. Sevginin birleştirici rol üstlendiğini unutuyor. Sevilince de göğe yükselişlerini görmüyor. Ya da içindeki heyecanını çabuk yitiriyordur. Belki de tam bir umuda tutunurken, göğündeki yıldızlar sönüyor, dipsiz bir kuyuya dönüşüyor, kendinden düşüyordur. Yine içindeki umudu var etmeyi başaramamıştır. Tüm bu güzel hikayede henüz kendine okuyacak cümleler bulamamıştır. En önemlisi de sabır ile beklemesini gerektiğini unutmamasıdır.

Umudu neye nasıl yorarsanız, öyle bir güzelliğe dönüşür umut budur.

Yazan: Heft Reng

Müzik: Çiğdem Taştan


Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Gerçek Ne?

H
Heftreng
schedule5 xul
1921366594869784068
Gerçek Ne?
https://bende-varim.blogspot.com/2019/06/gercek-ne.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEimBPRCpfFpXwTCH-hS6oF77uiJwfeEO8hZRh1HaXWegXGt4cbcXYE_-APfXr2XtUvJUljrE2L24lSTAKDBG-j4hsg2-pJnm9Y3ZuxEB1gIx3kiiHPz4RFf9yQLEHSl8e551JBvZsDIZ7s/s320/Screenshot_20190603025553.jpg
Heft Reng



Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda...

Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçeği ile yüzleşmişken gelişleri beklemiyorum aslında... istiyorum ki sesim  dilediğim kadarıyla gerçeğini haykırsın. Anlayış ve sevginin olmadığı, neden acı  çektiğini anlamayacak bir durumun gerçek olduğuna inanmıyorum.


Zamanla şu gerçeği farkediyoruz aslında  karşındakinin anlayabildiği  kadarıyla  bir gerçekten  söz  edebiliyoruz. Sahip olduğu  anlayış ve sevgi kadar gerçek anlamlı  olabilir.

Ve anladım ki kimse tam anlamıyla gerçeğini  anlamlandıramıyor, işin içine  çıkar  ilişkileri girdi  mi  gerçekler oracıkta  yitirilmeye başlıyor... Bütün  o ruh, bir anda ne de çabuk  soluyor. Ne de anlamsızlaşıyor insan. Nasıl  da boşaltıyor koca bir geçmişin  içini..

 Ama bazı  gerçekleri  de anlamlandıramadığımız için  de kibirle reddediyoruz. Bir anda nasıl  da özümüzü yitiriyoruz. Mesela  siz psikolojik bir rahatsızlığı olan birine karşı ne saçma davranışlar sergiliyor diye düşünmediniz mi?.. Ve siz ruhsal anlamda iyi olmadığınızda size karşı gülüp geçenlere kızmadınız mı?... Bilin ki kişiye özgü haller var ve bunu ne anlayabilirsiniz ne de sizi anlamayı bekleyebilirsiniz...


Heft Reng

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

İlk Karşılaşma (2.bölüm)

H
Heftreng
schedule5 xul
2701889547874240794
İlk Karşılaşma (2.bölüm)
https://bende-varim.blogspot.com/2019/05/ilk-karslasma-2bolum.html
https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_sCR-lDUS7LxijxusVJt11Lq9PGXv-ot2GruWaZP5VP0gpudFAl6DHI-qpFEos5NVkaEpP1vVdUSGRCAgDiOFDqkYpILBLA53e1bHqijKDU1Jnku1b69zBqGJcXyU5op2jXE_Lpyt4p-sLSapYMarQttqCfXx4BI_PVf1oR4TkFSN134iNIWXYyJJJr8Gs
Heft Reng


Hayat ilk karşılaşmalarda birer fırsat sunar hepimize, sonrası acısıyla tatlısıyla yaşarız. Bazen de payımıza ne düşeceğini hiç bilemeyiz. Bu bölüm "İlk Karşılaşma" yazısının devamı niteliğindedir.


Şimdi kaçıncı karşılaşma adam da, kadın da bilmiyor. Ama ilk karşılaşmayı hiç unutmadılar... Hayatlarına öyle acılar sığdırdılar ki; bütün engeller onları ayırmaya inat etmişken, onlar kanayan yaralarına tuz basıyorlardı!

 İlk aksilik evliliklerin yedinci ayında kadın daha doğmamış bebeğini kaybediyordu. Adam çalıştığı iş yerinde kolunu hain doğruma makinesine kaptırıyordu. Kadın kaybettiği bebeği ile sarsılırken; adam ayrı dünyalar da bundan sonra ne yapacağını düşünüyordu. Ama aralarında ki o bağ bencil düşüncelerini hemende gömüyordu orada...
Tüm aksilere inat ince bir sevgi çemberi sarmışlardı etraflarına... Tüm zorluklara inat, küçük umutlar biriktirmeye devam ediyorlardı geleceklerine... Çekilmez acı hayatlarına inat, renklerin orta kuşaklarında mor ile süslüyorlardı hala hayatlarını...

Resimlerin sarardığı, ilk karşılaşma yıllarına borçluydu ikisi de... Tüm olumsuzluklara rağmen iki insan kaderin buluşma kavşağında, emek ile sevgiyle aralarına bir bağ örmüşlerdi. Her defasında sarmaşıklar gibiydiler. Onları ayırmaya çalışan herşeye inat güçlü iradeleri o bağlarla onları birbirine sarıyordu.

Aradan yedi yıl geçti. Adam makineye kaptırdığı koluna rağmen ufak tefek bir işte çalışıyor. Kadın evde küçük oğluyla ilgilenirken,  adam kızını okuldan alıp yol boyunca küçük sohbetler yapıyorlar... Evin önündeki dükkandan iki ekmek alıp, önden koşmaya başlıyor minik kız doğruca zili çalıyor... tamda aranan mutlu aile tablosu... Adam da kadın da hep o ilk karşılaşmaya burçlu kalacaklar...

İlk bölüm: İlk karşılaşma

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

İlk Karşılaşma

H
Heftreng
schedule5 xul
2544054215478313068
İlk Karşılaşma
https://bende-varim.blogspot.com/2019/03/ilk-karslasma.html
https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_sCR-lDUS7LxijxusVJt11Lq9PGXv-ot2GruWaZP5VP0gpudFAl6DHI-qpFEos5NVkaEpP1vVdUSGRCAgDiOFDqkYpILBLA53e1bHqijKDU1Jnku1b69zBqGJcXyU5op2jXE_Lpyt4p-sLSapYMarQttqCfXx4BI_PVf1oR4TkFSN134iNIWXYyJJJr8Gs
Heft Reng
İlk karşılaşmaydı; yollar iki sokağın kavşağında kesişiyordu. Adamın gönlünden sevmek geliyordu. Birini sevmeliydi. Sokağın aşağı tarafından bir kadın beliriyordu. Yolları orada kesişecekti. İlk karşılaşma adam sokağın başında öylece bekliyor. Kadın yoluna devam ediyor. Ve gözden kayboluyor. İkinci gün doğuyor. Adam yine aynı yerde bekliyor. Kadın gelip geçiyor adamı fark edemiyor. Günler geçiyor adam her gün o saatte orda bekliyor. Kadın bişeylerin farkına varıyor. Ama yine umursamıyor. Aradan bir ay geçmişti. Adam hala bekliyor. Kadın umursamadığı adama karşı biraz bakmaya başlıyor. Adam emek veriyordu. Öylece bekleyerek, yerinde durarak... Kadın bunu yeni anlamaya başlamıştı.

 Günün akşamı kadın eve gelirken, adam  kafasında iyice yer edinmişti. Hatta uyurken rüyasına da dahil olmuştu. Ertesi sabah kadın heyacanla kalkıyordu. Bu sefer kadın adamı görmek istiyordu. Evden aynı saatte çıkıp sokağın başına varıyordu. Adam yerinde yoktu. Tamda her şey olacağına varırken... Kadının heyacanı kırılıyordu. Adam yerinde yoktu. Aynı günleri kadında saydı. Aradan onca zaman geçti. Adam gelmedi. Kadın hep aynı heyacanla sokağın kavşağına varırken heyacanı kırılıyordu. Artık umudunu kesiyordu ki adam sokağın yukarısından geliyordu. Kadın kendi içinden adama kızıyordu. Adam kadını uzun süreden sonra görmenin mutluluğunu yaşıyordu. İkiside kendinden emin birbirilerine doğru yürümeye başladılar. Tam da kavşağın kesiştiği o noktada yolları kesişmişti. Ve asıl ilk karşılaşma buydu.
Birbirilerine baktılar. İkisi de suskun, hangisi diğerine tam olarak ne diyeceğini bilmiyor. Birden kadın merhaba demekle yetindi. Adam merhaba, ismini söyledi. Kadın da kendini tanıttı. Ama kadın daha önce tanımadığı adama öylece kızmıştı. Bunu içinde tutuyordu. Kendine sorular soruyordu. Kadın kafasındakilerle meşgul iken... Adam aklından geçenleri söylemeli miydi? Bunu bilmiyordu. Hem bu daha ilk karşılaşmaydı. Neyseki kadın biraz kendine geldi. Uzun süredir sizi burada göremiyorum. Adam başından geçenleri anlatıyordu. Kalbinde küçük bir delik varmış. Ama kalptir küçük deliği bile kaldırmıyor. Kadın adamı tamda düşünmeye başladığı o gün, tam da rüyalarına girdiği o gece, tamda heyacanla sokağın kavşağına yürüdüğü o sabah oraya varmadan, adam oracıkta yıkılmıştı.

Kadının içindeki kızgınlık yatışıyordu. Hatta adam hakkında iyi bir şekilde düşünmediği için pişmanlık duyuyordu içinden.... Kadın içinden yaşarken kendini... Adam oracıkta içindekileri kadına anlatmaya karar vermişti. Ve şimdi her şey olacağına varıyordu. Adam emek vermişti. Sonrasında kadın da emek vermişti. Ve yaşadıkları bir emeğin sonucuydu....

  • ⤵⤵

İlk Karşılaşma ikinci bölüm

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Elma kokusunu sever misiniz?

H
Heftreng
schedule5 xul
6508929823569646722
Elma kokusunu sever misiniz?
https://bende-varim.blogspot.com/2019/03/elma-kokusunu-sever-misiniz.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjMs0_MzjH_02s5Yl0YIy5sOk_yh4ljLr5zVszFMbnMpYxFctYVDdTHy6JHtkZMlPzmovB_tCJjG_7-geDGahafA0i6Ed66WVEoBCL-MXwec1W7gUdeSrVhCNO-WTWr6TJpxHIRuxXPNdE/s320/CdqM2lJXEAE7nZ5.jpg
Heft Reng


Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

 Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

 Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

H
Heftreng
schedule5 xul
6882019995662158086
Acı Da Bir Nimet Olmalı!
https://bende-varim.blogspot.com/2019/01/ac-da-bir-nimet-olmal.html
Heft Reng
Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Ruhumuza Üfleyelim




İnceden ruhumuza üfleyelim, hayallerimiz sınırlarımızı aşmaya başlasın... Bugün doruklarımıza kadar özgürlüğü hissedelim. Bir köşeye geçip utangaç çocuk edasıyla dizlerimizin uzerine çökmeyelim. Şımarık çocuk edasıyla özgüvenimizi gösterelim etrafımıza... Paslı ruhumuza üfleyelim, paslı zerrecikleri bir yerlere savuralım. Asık suratimize, tatlı gülümsemeler çizelim... Etrafımıza bir bakalım. İnsanlarımıza tebessümler sunalım, Bir çember oluşturalım, etrafına güzel insanlar biriktirelim buna sevgi çemberi diyelim...

Nitekim bizim en çok sevgiye ve kuracağımız o çembere ihtiyacımız var. Hayat öyle ki beraberinde hep olumsuzlukları getiriyor. Bizi tüm aksiliklere karşı kurtacak olan güç kurduğumuz o güçlü insan ilişkileridir. Bağlarımız ne kadar güçlü ise aksiliklere karşı mücadelemiz o denli başarıya ulaşır. Bazı anlarımız olacak. Herşey anlamını yitirmeye başlayacak. Nefes dahi alamayacak durumlarımız olacak... Uykularımızı kaçıracak türden kabuslarımız olacak. Ve gecenin yalnızlığında bol bol düşünme zamanlarımız olacak... Belki de o an için durumun içinden sıyrılamayacağız. Geçmeyecek düşüncesi hakimiyetini ilan etmeye başlayacak... Acı her zerremize işlemeye başlayacak. Kayıplarımız olacak, bizden bir çok şey eksilmeye başlayacak.... Hayatın acı tablosu karşısında yenik düşeceğiz... Velhasıl tarifine yetmeyecek tüm kelimelerin çaresizliği karşındaki acizliğimiz baş gösterecek...

Bu noktadan sonra bir ama demek gerekiyor. Sığındığımız tek teselli olan zamana yenik düştüğümüz bu durumun geçmesini beklemiyorum. Amayı sürdürerek insanın içinde olan sabır duygusuna güveniyorum. Ve şunu diyorum. İnsan alışır herşeye... İşte alışmayı bekleyeceğiz. Ruhumuza biraz üflediysek ve kendimizle birazcık yüzleştiysek şimdi yeniden ayağa kalkma vaktidir.

Oluşturduğumuz o sevgi çemberine dahil olalım. Sıkı sıkı geri kalan sevdiklerimize sarılalım. 

 Dediklerime hepiniz dahilsiniz. Acizliğimizi kabul edelim. Acımızı en son damlasına kadar yaşayalım. İçimizde yaşanan her ne ise sonuna kadar özgürce yaşayalım. Ama kalkmasını da bilelim. Bunu başarabiliriz bu bizim elimizde... İnsanlar olumsuz düşünmeye başladıklarında, ardı ardına olumsuzluklar başlar. Bir tür hastalık gibi, önce kendimiz için sonra sevdiklerimiz için başarmaya inanmak gerekir. 
 
Bizler iç dünyamızın dışımızla temasından korkuyoruz. Sonra içimiz nem kapmaya başlıyor. Bir anlık bu durumu kaldıramayışımızla içimize hapsettimiz o ruhu yaşamaya başlıyoruz. Bunu yapmamalıyız. Öyle bir inançla tutunalım ki hayata, inandığımız yaratıcıya ona iman ettiğimizi ispatlayalım... Sevgiyle kalın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Kırılmalara Alışma Tabiri




 Hayat tüm inancınızla birine karşı duyduğunuz sevginin hüzne dönüşme sahnesidir. Ve hayat ilk kırıkların oluştuğu bir durakta tüm kırılmalara alışma tabiridir. Buna sebep olan durumu sorguluyorum. Ve yıllar öncesine küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Uzaktan uzağa yakınlık duyduğum birine karşı nedensiz mesefaler girmeye başlıyordu aramıza, arada bir de aramızdaki bağın hiç kopayamayacağına dair bir inanç oluşuyordu içimde.. Garip kurduğum cümleler, düşlerimde ki o, yaşadığım tüm anılarım... Tarifine yetmiyor kelimelerim öyle bir tuhaflıkla doluyum. Hayat diyorum tecrübe kazanmak için yeterli bir zaman sunmuyor. Birine karşı duyduğunuz sevginin küçük kırıntılarla hüzne dönüştürüyor. 

Bir yanım tüm hüznümle onda kalmayı beceriyor. Bir yanım da harabeye dönüşüyor hala ve sanırım ansızın bir sarsıntıyla kendimi derin bir enkazın altında buluyorum. İçimde bir felaket kopuyordu. En çokta onu incitiyordum orda...

Şöyle söyleyeyim  "Ne kadar kırılırsanız kırılın, insan hep birine sığınma ihtiyacı duyuyor." Ve sanırım insan en çokta kendine kırılıyor bu kırıklarıyla yine bir şekilde baş etmeye çalışıyor. Zamanın talihsizliği burda başlıyor. Koca bir sır ne yapsakta bir türlü çözemiyoruz. Oysa zamanın sır olarak sakladığı geçmiş ve gelecekler bizde hep bir düş kırıklığı var etmeye yetiyor. Zamanın sırrını çözeniniz var mı acaba? Günün birinde susmaya yüz tutarsa kelimeleriniz susmayın. Sustuğunuz her an için kendinizi ızdırap içinde bulacaksınız. Lakin ne zaman susmaya başlasam;
"O zaman bir yerlerim acımaya başlıyor.
Bu yüzden benim susmamam gerek..." Sizde susmayın. Belki hüzünleriniz eksilmeyecek kırıklarınız geçmeyecek ama o acı ızdıraba karşı da direnme gücü bulacaksınız. 


Okuduğunuz için teşekkürler

İçimizde Umut Var

İçimizde umut var. Papatyaların sevmelerine kanıyor içimiz. İlkbaharların sıcak güneşlerinin ardına sağanak yağmurlu bir duş alıyoruz. Temizleniyor kirimiz, biraz yoruluyoruz tabi, tatlı bir yorgunluk...

İçimizde umut var. Toprak kokuyor etrafımız, nehirler her zaman ki gibi görkemli, kuşlar melodiler eşliğinde yine selamlıyor bizi... Gökyüzünde sonsuz mavi, içimiz dallarda açan çiçek taneleri...

İçimizde umut var. Kaldırımları, sokakları, caddeleri yollarımızın kesişme ihtimali uğruna her an için bir adım atıyoruz.

İçimizde umut var. Olurda aynı göğün altında, tüm güzel insanlarla aynı anlara talip oluruz diye...

Sanırım insan denilince umudunu, sevgisini, herşeyini yitirmiş birşey canlanıyor kafamızda. Neden bu böyle? Biraz aksiliklerden olabiirim sanırım. Oysa tüm güzelliğiyle yaşayamayız hayatı, öyle aksilikler var ki her biri, "tamam bu sefer mutlu olacağım" dediğimiz yerde çelme taktılar, her seferinde yüzüstü çakıldık yere... Bu nedenle yarım kalan mutluluklara inat etmek lazım. Bu inat umudun yeşerdiği mevsim, papatyaların sevmelerine götüren durak, yağan yağmur damlaların yükümüzün hafifletmesi kadar anlamlı bir bakış açısı olmalı!

Sanırım insan, aynı göğün altında buluştuğu için, aynı topraklara ayak bastığı için, aynı pınarlardan su içtiği için ve daha bir çok şey için kendisinden çok herkes için eyleme geçme gücünü bulmalı kendinde. Doğrusu insan zindanından dışarıya adım atmadığı sürece kendini hep mahkum olarak görür. İyiliğe, dünyaya ve insana dair her şeyde umudunu yitirmiş bulur. Aslında insanın umudu var etme süreci kendisine yaptığı bir iyilik olarak görülebilir...


Sanırım insan, sevme ve sevilmeye olan çabasını yanlış yorumluyordur. Sevginin birleştirici rol üstlendiğini unutuyor. Sevilince de göğe yükselişlerini görmüyor. Ya da içindeki heyecanını çabuk yitiriyordur. Belki de tam bir umuda tutunurken, göğündeki yıldızlar sönüyor, dipsiz bir kuyuya dönüşüyor, kendinden düşüyordur. Yine içindeki umudu var etmeyi başaramamıştır. Tüm bu güzel hikayede henüz kendine okuyacak cümleler bulamamıştır. En önemlisi de sabır ile beklemesini gerektiğini unutmamasıdır.

Umudu neye nasıl yorarsanız, öyle bir güzelliğe dönüşür umut budur.

Yazan: Heft Reng

Müzik: Çiğdem Taştan


Gerçek Ne?




Gerçek  ne? Aslında  gerçeğin  ne olmadığını  anlatabilirsek geriye gerçeklerimiz  kalmış  olacak  gerçeğin ne olmadığını ise var olmasına  rağmen anlamsal olarak hiç  birşey  ifade etmeyen herşey gerçek  değildir.  Yani bir şeyin  var olması  onu gerçek  yapmaz. Gerçeğin  ne olduğunu  ancak gerçek  olmayanlarla tanımlayabiliriz. Yanlış  olmasa doğru gerçek olamaz en temel anlamda...

Ve herbirimizin  geçmişten  gelen inanarak  bağ  kurduğumuz anılarımızın birer  gerçeğe  dönüştüğünü inkar edemeyiz. Gerçeğin  her zaman güzelliklerden  ibaret olduğunu söyleyemeyiz elbette. Acı  gerçeklerimiz de tamamen anlamlı kıldığımız  acı  deneyimlerimizin düşünceye  dönüşmesinden  dolayı gerçeğimiz oluyor. Ama ben yine inadına  ardımda kalanları anımsıyorum, sonra  bir ritim kaplıyor dört yanımı, gidişlerin gerçeği ile yüzleşmişken gelişleri beklemiyorum aslında... istiyorum ki sesim  dilediğim kadarıyla gerçeğini haykırsın. Anlayış ve sevginin olmadığı, neden acı  çektiğini anlamayacak bir durumun gerçek olduğuna inanmıyorum.


Zamanla şu gerçeği farkediyoruz aslında  karşındakinin anlayabildiği  kadarıyla  bir gerçekten  söz  edebiliyoruz. Sahip olduğu  anlayış ve sevgi kadar gerçek anlamlı  olabilir.

Ve anladım ki kimse tam anlamıyla gerçeğini  anlamlandıramıyor, işin içine  çıkar  ilişkileri girdi  mi  gerçekler oracıkta  yitirilmeye başlıyor... Bütün  o ruh, bir anda ne de çabuk  soluyor. Ne de anlamsızlaşıyor insan. Nasıl  da boşaltıyor koca bir geçmişin  içini..

 Ama bazı  gerçekleri  de anlamlandıramadığımız için  de kibirle reddediyoruz. Bir anda nasıl  da özümüzü yitiriyoruz. Mesela  siz psikolojik bir rahatsızlığı olan birine karşı ne saçma davranışlar sergiliyor diye düşünmediniz mi?.. Ve siz ruhsal anlamda iyi olmadığınızda size karşı gülüp geçenlere kızmadınız mı?... Bilin ki kişiye özgü haller var ve bunu ne anlayabilirsiniz ne de sizi anlamayı bekleyebilirsiniz...


Heft Reng

İlk Karşılaşma (2.bölüm)



Hayat ilk karşılaşmalarda birer fırsat sunar hepimize, sonrası acısıyla tatlısıyla yaşarız. Bazen de payımıza ne düşeceğini hiç bilemeyiz. Bu bölüm "İlk Karşılaşma" yazısının devamı niteliğindedir.


Şimdi kaçıncı karşılaşma adam da, kadın da bilmiyor. Ama ilk karşılaşmayı hiç unutmadılar... Hayatlarına öyle acılar sığdırdılar ki; bütün engeller onları ayırmaya inat etmişken, onlar kanayan yaralarına tuz basıyorlardı!

 İlk aksilik evliliklerin yedinci ayında kadın daha doğmamış bebeğini kaybediyordu. Adam çalıştığı iş yerinde kolunu hain doğruma makinesine kaptırıyordu. Kadın kaybettiği bebeği ile sarsılırken; adam ayrı dünyalar da bundan sonra ne yapacağını düşünüyordu. Ama aralarında ki o bağ bencil düşüncelerini hemende gömüyordu orada...
Tüm aksilere inat ince bir sevgi çemberi sarmışlardı etraflarına... Tüm zorluklara inat, küçük umutlar biriktirmeye devam ediyorlardı geleceklerine... Çekilmez acı hayatlarına inat, renklerin orta kuşaklarında mor ile süslüyorlardı hala hayatlarını...

Resimlerin sarardığı, ilk karşılaşma yıllarına borçluydu ikisi de... Tüm olumsuzluklara rağmen iki insan kaderin buluşma kavşağında, emek ile sevgiyle aralarına bir bağ örmüşlerdi. Her defasında sarmaşıklar gibiydiler. Onları ayırmaya çalışan herşeye inat güçlü iradeleri o bağlarla onları birbirine sarıyordu.

Aradan yedi yıl geçti. Adam makineye kaptırdığı koluna rağmen ufak tefek bir işte çalışıyor. Kadın evde küçük oğluyla ilgilenirken,  adam kızını okuldan alıp yol boyunca küçük sohbetler yapıyorlar... Evin önündeki dükkandan iki ekmek alıp, önden koşmaya başlıyor minik kız doğruca zili çalıyor... tamda aranan mutlu aile tablosu... Adam da kadın da hep o ilk karşılaşmaya burçlu kalacaklar...

İlk bölüm: İlk karşılaşma

İlk Karşılaşma

İlk karşılaşmaydı; yollar iki sokağın kavşağında kesişiyordu. Adamın gönlünden sevmek geliyordu. Birini sevmeliydi. Sokağın aşağı tarafından bir kadın beliriyordu. Yolları orada kesişecekti. İlk karşılaşma adam sokağın başında öylece bekliyor. Kadın yoluna devam ediyor. Ve gözden kayboluyor. İkinci gün doğuyor. Adam yine aynı yerde bekliyor. Kadın gelip geçiyor adamı fark edemiyor. Günler geçiyor adam her gün o saatte orda bekliyor. Kadın bişeylerin farkına varıyor. Ama yine umursamıyor. Aradan bir ay geçmişti. Adam hala bekliyor. Kadın umursamadığı adama karşı biraz bakmaya başlıyor. Adam emek veriyordu. Öylece bekleyerek, yerinde durarak... Kadın bunu yeni anlamaya başlamıştı.

 Günün akşamı kadın eve gelirken, adam  kafasında iyice yer edinmişti. Hatta uyurken rüyasına da dahil olmuştu. Ertesi sabah kadın heyacanla kalkıyordu. Bu sefer kadın adamı görmek istiyordu. Evden aynı saatte çıkıp sokağın başına varıyordu. Adam yerinde yoktu. Tamda her şey olacağına varırken... Kadının heyacanı kırılıyordu. Adam yerinde yoktu. Aynı günleri kadında saydı. Aradan onca zaman geçti. Adam gelmedi. Kadın hep aynı heyacanla sokağın kavşağına varırken heyacanı kırılıyordu. Artık umudunu kesiyordu ki adam sokağın yukarısından geliyordu. Kadın kendi içinden adama kızıyordu. Adam kadını uzun süreden sonra görmenin mutluluğunu yaşıyordu. İkiside kendinden emin birbirilerine doğru yürümeye başladılar. Tam da kavşağın kesiştiği o noktada yolları kesişmişti. Ve asıl ilk karşılaşma buydu.
Birbirilerine baktılar. İkisi de suskun, hangisi diğerine tam olarak ne diyeceğini bilmiyor. Birden kadın merhaba demekle yetindi. Adam merhaba, ismini söyledi. Kadın da kendini tanıttı. Ama kadın daha önce tanımadığı adama öylece kızmıştı. Bunu içinde tutuyordu. Kendine sorular soruyordu. Kadın kafasındakilerle meşgul iken... Adam aklından geçenleri söylemeli miydi? Bunu bilmiyordu. Hem bu daha ilk karşılaşmaydı. Neyseki kadın biraz kendine geldi. Uzun süredir sizi burada göremiyorum. Adam başından geçenleri anlatıyordu. Kalbinde küçük bir delik varmış. Ama kalptir küçük deliği bile kaldırmıyor. Kadın adamı tamda düşünmeye başladığı o gün, tam da rüyalarına girdiği o gece, tamda heyacanla sokağın kavşağına yürüdüğü o sabah oraya varmadan, adam oracıkta yıkılmıştı.

Kadının içindeki kızgınlık yatışıyordu. Hatta adam hakkında iyi bir şekilde düşünmediği için pişmanlık duyuyordu içinden.... Kadın içinden yaşarken kendini... Adam oracıkta içindekileri kadına anlatmaya karar vermişti. Ve şimdi her şey olacağına varıyordu. Adam emek vermişti. Sonrasında kadın da emek vermişti. Ve yaşadıkları bir emeğin sonucuydu....

  • ⤵⤵

İlk Karşılaşma ikinci bölüm

Elma kokusunu sever misiniz?



Elma kokusunu sever misiniz? Ya da şöyle sorayım... Hiç elma yerken boğazınızda bir yanma hissettiniz mi? Hayır mı? O halde size bir olay anlatayım. Bundan tam 31 yıl önce 16 Mart 1988 sabahı... Elma kokusuyla uyandı HALEPÇELİLER...

 Sevinçle mutfağa yöneldiler önce... Kokunun mutfaktan gelmediğini anlayınca camlarını açtılar... Baktılar ki koku dışarıdan daha çok çok hissediliyor. Hemen dışarıya akın ettiler merak ve heyacanla... Çıktıklarında gördüler ki herkes aynı merak ve heyacanla dışarıya çıkmış...

Hızlı hızlı yürümeye başladılar; kokunun kaynağını aramaya başladılar. Gittikçe şiddetlendi elma kokusu... Ama bir yandan da derinlerinde bir yanma hissetlier sanki... Aldırmadılar ve yürümeye devam ettiler. Bu sefer daha hızlı koşmaya başladı bir çoğu... Koku daha da şiddetlendi. Koşuyorlardı; ama yanıyorlardı da... Yanma artarken derileri morarmaya ve büzülmeye başladığını gördüler korkuyla... Bir an önce suya ulaşmalılardı...
Kendilerini can havliyle suya attıklarında ise bedenleri kavruldu. Bu sefer asit dolu bir havuza girmişler gibi... Artık ölmüşlerdi; ölümün nerden geldiğini anlayamadan... Yanarak ölmüşlerdi; üstelik dumansız ve ateşsiz bir yanmaydı bu... Çığlıklarla... Bağırışlarla...Çağırışlarla...

 Dünyanın gözü önünde, bir diktatör tarafından 6 bin can, elma kokulu kimyasallarla katledildi; sakat bırakıldı. İnsan insan olmaktan utandı. Ama insanlık buna sessiz kalanlara karşı(Batı Dünyasına karşı) daha çok utandı.

Acı Da Bir Nimet Olmalı!

Sizce acı çekmek kötü bişey mi? Eksileri olduğu kadar artıları yok mudur? "Acının da iyi yönü mü olur?" Diye mi düşünmektesiniz. Oluyormuş acınında eksileri olduğu kadar artıları da oluyor. Biz eksikleriyle meşgulken artılarını göz ardı ediyoruz.

Düşünün acı kavramını hayatınızdan çıkarmış bulunmaktasınız. Bütün dramatik olaylar karşısında bir tepkiniz yok, sevdiğinden ayrılıyor, sizi terk edenler oluyor, sevdiğiniz biri ölüyor. Ve bu durum karşısında sadece anlamsız bakışlarla izliyorsunuz.

Bir kitap okumaya başlıyorsunuz. Kitaptaki tüm duygulara sahipken acıya gelince bir boşluk oluşmaya başlıyor. Bir boşluk var biliyorsunuz. Ama acı diyerek dolduramıyorsunuz. Birini özlüyorsunuz, birileri sizi üzecek, birileri sizi kıracak ama siz bu durum karşısında acı nasıl çekilir bilmeyeceksiniz. Dışarda dolaşacaksınız acı hayatlarıyla boğuşan onca insanlarla karşılacaksınız acılarını paylaşamacaksınız.

Acı da bir nimet olmalı değil mi? Acıya da şükredebilmeli insan değil mi? Yoksa tüm bu olaylar karşısında oluşacak boşluğu doldurabilir mi insan?

© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger