Heft Reng Site

  • Ana Sayfa
HER ŞEY ÜZERİNE
Tüm Yazılar

HER ŞEY ÜZERİNE

H
Heft Reng
Devamini oku →
Kimsesiz Ev
aile hayata dair

Kimsesiz Ev

H
Heft Reng
Devamini oku →
Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi
Şairden Şiirler Tüm Yazılar

Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi

H
Heft Reng
Devamini oku →
Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.
Acı hayata dair Sizden Gelenler Tüm Yazılar

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.

H
Heft Reng
Devamini oku →

Öldürmedin, Yaraladın...

H
Pınar
Devamini oku →
Hayallerimiz Kırılıyor
hayata dair Tüm Yazılar

Hayallerimiz Kırılıyor

H
Heft Reng
Devamini oku →
Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor
hayata dair Tüm Yazılar

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

H
Heft Reng
Devamini oku →
← Daha eski Daha yeni →

Heft Reng Site

Hayata Dair

Etiketler

Acı aile Anılar aşk Aşka Dair deneme Duygular düşünce Düz yazı edebiyat Hakikat hayata dair Hikaye İhtimal inanç insan İnsana Dair Kısa Yazılar Kitap incelenmesi Korku Özgürlük Sevgi Sizden Gelenler Suzan Suzi Şairden Şiirler şiir Tourette Sendromu Tüm Yazılar Umuda Dair Umut ve acının mücadelesi yaşam

Arsiv

HER ŞEY ÜZERİNE

H
Heftreng
schedule5 xul
1430192150481220216
HER ŞEY ÜZERİNE
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/her-sey-uzerine.html
https://lh3.googleusercontent.com/blogger_img_proxy/AEn0k_tQAG1gBrIhZfswKhA9Lb5SIc7pFlF0chazDEAh0psr15o8qu5MOcbhyBmHyCOwpgQFFPspzvmh8Mu-iwn3q_hxzdSoDFWJGcSHPPeIQ6x7jfjUg2EFMdVZVnL359ZoCBxg5EQLti23RpVirIgwmnbhHa1sUhN2S5-m496_GPkDPiRRvsWmcw
Heft Reng

" Bir şeyi ne kadar istersen, ne kadar çok arzularsan o kadar yalnız kalırsın hayatta" Ah bee Ciritçi Abdullah. Bu sözden de anlamışsındır konuşma ümidiyle düşünceler arttıkça taştı, taştıkça taşıyamadım. Taşıyamadıkça büyük bir yük olarak kaldı üstümde. Yüküm azalır mı bilemem ama düşüncelerim hafifler belki. Konu olarak ne konuşacağız dersen her şeyi konuşacağız. Kalem sayesinde kağıda neyi aktarırsak artık. Konuşmaya çok sevdiğim bir şiirin giriş bölümünü söyleyerek başlamak isterim:

Şöyle bir söz vardı;

" Ben çiçeklerin samimiyetine inanıyorum. İster tenekeye ekin, ister en pahalı saksılara; emeğiniz kadar güzelleşiyorlar." Biz de sevgimizi yanı başımızdaki toprağa değil de dağdaki taşlara ekmeye kalktık.  Mutluluğu hep bir dağın arkasına bakarak orada zannettik. İşte en büyük en yanılgımız buydu." 

Karakoç diyor ki," Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun..."

Gerçekten bir şeyleri gerçekleştirmek adına zaman kısa. Aslında zaman hep aynı, hep aynı seyir ve düzen içinde devam ediyor ama onu uzun ya da kısa olarak anlamamızın sebebi yaptıklarımızın zamanla uyuşmazlığı. An ile birlikte olamayışı. Belki de hep bu yüzden "Anı yaşa, geçmişi ya da geleceği düşünmeyi bırak!" diyoruz ya. Hakikaten insanoğlu ne anı yaşamayı ne davranışlarını düzenlemeyi biliyor ne de gerçek manasıyla insan olmayı becerebiliyor.

Hep bir yarımlık, yarım kalmışlık hissi var her şeyde. Bunun sebebine gelecek olursak insanın ikili bir yapıya sahip olması geliyor. İkili yapı ise insan ya duygularıyla var olur ya da düşünceleriyle var olur. Ya da her ikisinin de olup ya da olmadığı yapıya da sahip olabilir ama genelde bir şeye sahip olur. Ve genellikle düşünceler duygular bir arada var olamaz. Hep bir anlaşmazlık baş gösterir. Ya DUYGU yada DÜŞÜNCELERLE hareket edilir. Ben ise mütemadiyen aklımla yani düşüncelerle hareket ederim. Kendi kanaatimce duygular yanıltabilir. Tabii hep insanın düşüncelerle var olması akıl almaz bir şeydir. Ruhsuz, duygusuz, hissiz bir canlı olur. Bu yüzden hisler çok güzel ve en güzel his de "SEVGİDİR." Sevgi nasıl bir şey bilir misiniz? Yazın yatakta serinlemek için yastığın ve yatağın soğuk yanını bulduğundaki serinliktir.  Ya da tam tersi kışın ısınmak için yorganın altına girip nefesinle  kendini ısındırma çabalarındır. Veyahutta bir NEŞET ERTAŞ türküsü ile nefes bulmaktır. NEŞET ERTAŞ türküsü ile sonsuz düşünce alemine dalmaktır. Demem o ki duygular, hisler de bir o kadar güzeldir. Hissetmeyi bilene! 

Eee şimdi Neşet Ertaş demişiz biraz da Neşet Ertaş konuşmayalım mı? Ah bee Neşet Ertaş denilince tüylerim diken diken, içimde bir yumuşama, fikirlerimde ve dilimde bir Gönül Dağı türküsü tüter. Bunları hissetmek, düşünmek hatta yazıya geçirmek ne güzel. Tabii ki en güzeli Neşet Ertaş'ın biz de bu fikirleri hissiyatları uyandırması. Ne demiş Nurullah Genç: " Güzel izler bırakın ki yerin altına girdiğinizde yerin üstündekiler sizi hatırlasın." Neşet Ertaş da bu sözün ruh bulmuş hali gibi. Neşet Ertaş en başta güzel bir insan, güzel bir ses ve güzel bir kalbe sahip. En başta kendisi olmak üzere bütün verdiği eserleri ve başka sanatçılardan seslendirdiği müzikleri çok beğenirim. Neşet Ertaş'a dair kısa anektoduma bir sözle yani bir türküsüyle son vereyim: " Dost elinden gel olmazsa varılmaz/ Rızasız bahçenin gülü derilmez/ Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/ Gönülden gönüle gider..."

İnsan olarak bir şey gerçekleştirmek istiyorsak bunun en baş yolu başlamaktadır.  Ne demişler: "Başlamak bitirmenin yarısıdır." Ondan dolayı ne düşünüyorsanız ne gerçekleştirmek istiyorsanız onun için çalışın, azmedin, başlayın ve en önemlisi anı yaşayın, anı kaçırmayın. Benim de gerçekleştirmek istediğim çok şey var ve bunlar için çalışıyorum, azmediyorum ve BAŞARACAĞIM. Herkesin istediği şeyleri en güzel ve en hayırlı şekilde gerçekleştirmesi dileğiyle...

Hoşkalın. Hoşça kalın. Sağlıcakla kalın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Kimsesiz Ev

H
Heftreng
schedule5 xul
4334505533858639022
Kimsesiz Ev
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/kimsesiz-ev.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi9FGTlsH7QsT36GfWpaBMugTWJZ77hR6R0U1n1NwLDhKQT4rH_hG2O6IydacbmKAzWpyvYo6n7OZzCKkPGEOFCw3kqW5iQrje_6BKYuaHfWkVPqyA3NRMru1pFVuqRP4h-Fkj0FWWWOT8T/s1600/1644604310209453-0.png
Heft Reng


Bir ev düşünün sıcacık sobası yanan. Üstünde yeni yıkanmış çamaşırların kokusunu , yeni kaynayan çayın fokurtusu. Günlerden pazar. Çocuklar yeni yıkanmış, sobanın etrafına kurulmuşlar. Baba oturmuş baba koltuğuna hikayeler anlatıyor çocuklarına. Aslında yoktur lügatta baba koltuğu ama o sıcacık yuvalarda babaya saygıdır ya hani hep oturduğu o köşeye kimse oturmaz. İşte ondandır adı baba koltuğu.

Evin güzeller güzeli annesi sıcacık gülümsemesiyle meyve soyuyor bir yandan da anlatılan hikayeye karışıyor. O küçücük odada kahkaha sesleri yankılanıyor, sobanın sıcaklığına sıcaklık katıyor. Meyveler yeniyor, sıcacık caylar içiliyor. Duvarda sobanın ateşinin yansıması aydınlatıyor odayı. Seriliyor yer yatakları iki kardeş koyun koyuna giriyor yatağın içine. Huzur var, mutluluk var o yatakta...

Ta ki evdeki o mutluluk annenin gidişiyle son bulana kadar. Belki istekli değildi gidişi kaderdi ama tüm evin gülüşünü söndürmüştü. Baba çocuklar için ayakta durmaya çalışıyordu ama gücü tükenmek üzereydi. O ana kuzusu çocuklar bir gecede büyümüştü. Artık çocuk değil birer yetişkin olmuşlardı. Bedenleri küçüktü belki ama ruhları olabildiğinden fazla olgunlaşmıştı.

Bir ev bir gecede nasıl mı değişir ?

Eğer o ev annenin yokluğu ile sınanırsa bir gecede değişir. O kahkaha sesleri yok olur, o soba ısıtmaz olur, o hikayeler hiçbir zaman mutlu sonla bitmez, soyulan o meyveler bal gibi olsada asla tat vermez damaklara, sobaya asılan çamaşırların kokusu rahatsız eder herkesi. Hiçbir zaman çay fokurdamaz artık sobanın üzerinde. Çünkü o evde artık bir anne yoktur.

Bir ev işte böyle kimsesiz kalır...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi

H
Heftreng
schedule5 xul
4575103607566996865
Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi
https://bende-varim.blogspot.com/2022/02/senin-adn-kavusmak-olsun-sebahattin-abi.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjudfi02hLnE755ymumcxN4C338FCCiKHgMoGRhFjNSfe171Re23oTZab3-Dgs7agoQngV9_9u6vzqiOYJHjwn_OV0OPG5HONBAWIvdlCj8fCpsHBoDF3OEPtUUnIK2Mid7zxzRUXz_nu3j1_V4uCYkao1bkn6avZtmXHmLGuY3tnSp_1wP37utJ7Du=w200-h200
Heft Reng


Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
Teslim olmuşken kaderine
Apansız sana rastladım o limanda
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun..

 

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.


Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün
Sen adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
sen ruhu revanım sen yaşama sevincim

yasaklım adı bende saklım
senin adın kavuşmak olsun
senin adın
senin adın seviyorum olsun
seviyorum olsun
seni seviyorum, seni seviyorum

Sebahattin Abi


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.

H
Heftreng
schedule5 xul
3042494614926731581
Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.
https://bende-varim.blogspot.com/2022/01/parann-satn-alamayacag-seyler-vardr.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEjYqj1qC972b0imRfLtbs_gCvMtbdLc8yG4ciRt9BJLyR6b1XIvbvNMb9E1rHdUTOiKxxO3YE5h1SBMFiSyjI_rn-XB8CJOIcTZukosaGEXXtANNdvudxCI8L9gKvD3HEvbLijwLk1CHZM6Ev2JYg3FSWg6e1YaYjR1lqYkGrAe8qSXcFja2KCIpCBk=s320
Heft Reng

Yazar: Elif İşlek

 Altı yıldır sağlık sektöründeyim. Yüzlerce hasta tanıdım. Bir çok hayat hikayesine, birçok mucizeye şahit oldum. Kimi zaman hastalarla üzülüp, kendi köşeme çekilip hıçkırarak ağladım. Kimi zamanlarda da hastaların mutluluğuna ortak oldum. 

Çok zengin insanlar tanıdım, yüzü tanıdık, namı bilinen... Hastane koridorlarında sevdikleriyle savaş verirdiler ellerinden hicbisey gelmezdi o an anlardım zengin olması hiçbir şey ifade etmez, parası bile kurtaramazdiı. Bir servet dökerler ama sağlığına kavuşturamazlardı sevdiklerini. 

Yine bir hastamiz vardı hasta değildi. Ama her gün hastaneye gelirdi. Bir insan hasta olmadığı halde her gün hastaneye gelir mi? 

Gelirdi, çok zengindi. Evleri, yatları, arsaları, son model arabası vardı ama kimsesi yoktu yanlızdı. Evet yapayalnızdı ve sadece birazcık ilgi görmek için her gün gelirdi. Şikayetleri hiç bitmezdi. 

Parası olmadığı için tedavi olamayan hastalarda vardı. Sırf maddi açıdan bakamayacaği için gebeliğini sonlandırmak isteyen çaresiz anne, bir tarafta çocuk sahibi olmak için tüp bebek merkezine bütün birikimini veren aileler vardı.  

Biri varlık içinde annelik duygusunu tatmak isterken diğer tarafta bir anne çocuğuna iyi bir gelecek sunamayacağindan, çocuğundan vazgeçmeyi göze alıyordu. 

Hayat birilerini bir şekilde imtihan ediyordu. 

Ama en büyük imtihan da sanırım insanın sevdiklerini acil kapısında beklemesiydi. 

Çaresizce...

Demem o ki sevdiklerinizin yaşarken kıymetini bilin. Önce sağlık isteyin çünkü herşey para değil. Sonra sevdiklerinizin kiymetini bilin. Bir gün sağlığınız da sevdikleriniz de sizi terk edecek. Hayatta paradan, maldan, mülk den daha değerli şeyler var . 
Mesela yardımlaşmak gibi. Mesela birinin eksiğini tamamlamak gibi. Hiçbir şey yapamıyorsan yanında olduğunu hissettirmek gibi. Ve inanın sevmek, sevilmek, kıymet bilmek, değer vermek, bir insanı mutlu etmek, onun mutluluğuyla mutlu olmak bunlar hep bedava.


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Öldürmedin, Yaraladın...

H
Heftreng
schedule5 xul
7260166910080327431
Öldürmedin, Yaraladın...
https://bende-varim.blogspot.com/2022/01/oldurmedin-yaraladn.html
Pınar
Yüreğime basıp gittiğin yolda ayak izlerin hala taze... 

Örtme yüzünü, işlediğin suçtan utanma. Saklamak için yaralarını, bende açtığın yaralardan akan kan içini acıtmasın. 

Unutamadığın ve hatta unutamayacağın kırgınlıkların için beni kırmalarının sesine kulak tıkama, çığlık çığlığa duy... 


Yıkama sakın ellerini, ellerinle boğmadın mı zaten beni? Kalsın ellerinde izleri. 

Nefesinin buğusu penceremde duruyor. Sanki o buğudan sonra hiç nefes almadım gibi... 

Bir adım daha atma!  
Bunca çırpınış, yıkılış, bitiş; dönmüşken kalbimin her parçası zerreye, indirdiğin balyozu da alıp yoluna devam et... 

Uğramasın adımların sokaklarıma, trafik yaşatma caddelerime, zincirleme kazaların olurum. Kurtulamazsın bu defa... 
Devrilen ben değil, sen olursun bu defa. 

Bilmiyorsun belki, bir felaketin tam dibindesin. Benim zihnimin en derin kuyusundasın. Çıkışın namümkün... 

Ben senin kıyılarında yürümeye kıyamazken, sen birilerinin sahili olmaya gönüllüydün. Ben sadece kendimi, sense hem kendini hem beni kandırdın. 
Bir adım daha atma  ! 

Neremden yara açacağını çok iyi bilen sen; yaralarımı iyileştirmeyi bilmeden kangrene dönüştürdün cerihamı. İçimde, kanımda gezdin soysuzca... 

Korku filminin en ürpertici fragmanı gibi bir şeydi bu yaşattığın ayrılık, acı, keder. 
Hüzne gark ettin beni, ben bile beklemiyordum bu kadar zedelenmeyi... 
Dur, sakın  ! Bir adım daha atma... 

Sensizlikle savaşıyorum, her bir hücrem bütün cephaneyi yığdı önüme. Kocaman bir acı bıraktın ömrüme...

Kim dokunsa yandı, kim inansa kandı, kim gülse ağladı. Hepsinin adına bir yas tuttum, mezara kendi ellerimle gömdüm; seni, sana hislerimi, sana dair umutlarımı, senli her şeyi... 
Dur, sakın bir adım atma ! 

Boğazıma kadar doluyum, bir lokma daha koyacak yerim yok. Silahsızım, savunmasızım, zayıfım... 

Hani çok da muazzam sayılmazsın aslında, sana duyduğum hisler olmasa... Yerinde olsam kaçardım benden uzağa, en uzağa koşa koşa... 
Yaralı bıraktığın güçlenip , öldürdüğün vicdan azabı olarak döner. 
Öldürmedin, yaraladın...

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Hayallerimiz Kırılıyor

H
Heftreng
schedule5 xul
6901086866698504293
Hayallerimiz Kırılıyor
https://bende-varim.blogspot.com/2021/11/hayallerimiz-krlyor.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/a/AVvXsEiZ8bAvNh6sR8hsDGzCqc0EglCnKPyZIH9skWu2IGh6Wkg-VEsSqYl7OitHS_1sWX_85UOZ6vSvkD4lhrkvVi4FIYp69GMeSF5hcBv8oQel9X1cv8mp2Vf3vV0xkc_cHMSOAtAwEw5m3uxmIGr_YaTjW6Uvv9Oxkji7ljYQwvNVRauv98MYh8QvCHOD=w320-h175
Heft Reng


Hayallerimiz kırılıyor. Yine hayal kurar, telafi ederiz bir şekilde... İnsanın hayali olması güzel bişey... Ama hayallerimiz yavaşça bir yok oluşa sürükleniyor farkında mısınız? Gittikçe daha az hayal kurmaya başlıyoruz. Bunu "insan zamanla gerçekliğe daha çok yaklaşır." İfadesiyle açıklayamayız elbette. Hayallerimizden vazgeçmemizin sebepleri var.

Sebepler

Kurduğumuz ilk hayalin kırıklığına uğradığımız ilk andan sonra; yeni bir hayal kurmaya başlamadan önce; hayatımızın ilk kuşkusunu yanımıza almaya başlıyoruz. Bu kuşku tüm hayatımız boyunca gerçekleştirmek istediğimiz her hayalin önüne engel olmaya yetiyor. Hal böyle olunca yavaşça perdeler çekiyoruz hayallerle aramıza...

Evet hayatın gerçeklerini görmemiz gerekir. Ama hayallerin kurulamadığı bir hayatta gerçeklerin kaldıramaz tarafı vardır. İlk başta hayaller olmadan umut etmeyi başaramayız. Güzel bişeyler biriktirmeyi beceremeyiz. Ardımıza baktığımızda şöyle bir anım vardı diyemeyecek duruma geliriz. Hayal kurmadan gerçeğe dönüştüremeyiz hiç bişeyi... 

Çözüm

Zamanın talihsizliği mi yoksa bizim becereksizliğimiz mi pek bilinmez ama her şeyden önce kuşku duyduğumuz tüm durumlara karşı iyice bir önlem almamız gerekiyor kanısındayım. Kuşkulardan uzak adımlarla ilermeyi başarırsak belki o zaman hayallerimize çeki düzen verebiliriz. Bunu başarmanın yolu sanırım çok istediğimiz şeylere sahip olmaktansa daha çok düşünce yapımızda mantıksızlığa yol açmayacak kararlarla yolumuza devam etmekten geçer. 

Sonuç

Her ne yaparsak yapalım. Hayat öyle bir çizgidir ki hayallerimizi de zedeler yaşam tarzımızı da her şeye rağmen duruşumuzdan taviz vermeyecek kadar asil kalabilirsek ne mutlu bize...

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

H
Heftreng
schedule5 xul
4719988488207650225
Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor
https://bende-varim.blogspot.com/2021/09/zaman-bas-dondurucu-bir-hzla-geciyor.html
https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhJ_niOAG-lQFk_gGqP5cogMjB11_VHC7WexadxUXhXEWsZqRscyQDEVfFXyvHIyyIhZ45Pxa8_erC8kFqhYVuAv-ljXBBQVPlG78se-yHfz2yobZWehwZkOM8IBJCYhi_yU8dvmKPUWqc/w200-h99/Capture%252B_2021-09-12-22-25-19.png
Heft Reng

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

 Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor. Geçiyor geçmesine de bizden çok şeyi de alıp götürüyor. Peki biz zamanın neresindeyiz? Geçen zaman içinde kaç yaprak sararıp toprağa karıştı? Ölüm bizden ne kadar uzak ya da ne kadar yakın? Geriye dönüp baktığımızda sahi neyi başardık...
Ardımızda bıraktığımız ya da bizi geride bırakanlar ne kadar bizden razı...

Sorunlar burada baş göstermeye başlıyor. Kafamızı meşgul eden bir sürü konuyla boğuşmaya başlıyoruz. Zaman dediğimiz esrarengiz çizgi akıp gidirken boğuştuğumuz sorunlara feda ediyoruz zamanlarımızı... Ardından koca bir yorgunlukla kalakalıyoruz. Eh işte insan zaten mutsuzlukların yansıması değil mi? Belki de sadece mutsuzlukları yansıtabiliyordur. Ancak bunu başarabiliyordur.

 Hayatlarımızı akıp geçen zaman içinde birer kabusa dönüştürürken acaba bir an durupta "ben ne yapıyorum diyebiliyor muyuz?" Hep bir düş soğukluğuyla yankılanırken bedenimiz içimizde birer burukluk yatıyor. Ne biz mutluyuz, ne de kimseyi mutlu edebildik. Varlığımız bir hiçlik denizde yüzerken, kabarmış göğsümüzle ne kadar da kibirle bakıyoruz aşağılara... Biz kimiz, neredeyiz? O yüce asalet mi bizi zirveye çıkaran yoksa bencilce giriştiğimiz kazanma hırsı mı bizi alçatan, bu nasıl bir kimlik kargaşası ki içinden çıkamıyoruz... Belki de sadece çıkmak istemiyoruz...

En iyisi her sabah uyandığınızda geçtiğiniz ayna karşısında öncelikle dünün hesabını sorun ve bugünün muhasebesini yapın, Belki o zaman biraz da olsa akıp giden ve akacak zamanın önümüze birer fırsat sunmaya çalıştığını farkedebileceğiz. Belki de zamanla daha özgür bir ruha sahip olabileceğiz. Kim bilir belki de mutluluğun sırrını çözeceğiz...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Şîrove

0
chat_bubble_outline'+t('prof.noComments')+'
person
info yan
Bar dibe...

Nivîsên Pêşniyarkirî

Bar dibe...

HER ŞEY ÜZERİNE

" Bir şeyi ne kadar istersen, ne kadar çok arzularsan o kadar yalnız kalırsın hayatta" Ah bee Ciritçi Abdullah. Bu sözden de anlamışsındır konuşma ümidiyle düşünceler arttıkça taştı, taştıkça taşıyamadım. Taşıyamadıkça büyük bir yük olarak kaldı üstümde. Yüküm azalır mı bilemem ama düşüncelerim hafifler belki. Konu olarak ne konuşacağız dersen her şeyi konuşacağız. Kalem sayesinde kağıda neyi aktarırsak artık. Konuşmaya çok sevdiğim bir şiirin giriş bölümünü söyleyerek başlamak isterim:

Şöyle bir söz vardı;

" Ben çiçeklerin samimiyetine inanıyorum. İster tenekeye ekin, ister en pahalı saksılara; emeğiniz kadar güzelleşiyorlar." Biz de sevgimizi yanı başımızdaki toprağa değil de dağdaki taşlara ekmeye kalktık.  Mutluluğu hep bir dağın arkasına bakarak orada zannettik. İşte en büyük en yanılgımız buydu." 

Karakoç diyor ki," Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun..."

Gerçekten bir şeyleri gerçekleştirmek adına zaman kısa. Aslında zaman hep aynı, hep aynı seyir ve düzen içinde devam ediyor ama onu uzun ya da kısa olarak anlamamızın sebebi yaptıklarımızın zamanla uyuşmazlığı. An ile birlikte olamayışı. Belki de hep bu yüzden "Anı yaşa, geçmişi ya da geleceği düşünmeyi bırak!" diyoruz ya. Hakikaten insanoğlu ne anı yaşamayı ne davranışlarını düzenlemeyi biliyor ne de gerçek manasıyla insan olmayı becerebiliyor.

Hep bir yarımlık, yarım kalmışlık hissi var her şeyde. Bunun sebebine gelecek olursak insanın ikili bir yapıya sahip olması geliyor. İkili yapı ise insan ya duygularıyla var olur ya da düşünceleriyle var olur. Ya da her ikisinin de olup ya da olmadığı yapıya da sahip olabilir ama genelde bir şeye sahip olur. Ve genellikle düşünceler duygular bir arada var olamaz. Hep bir anlaşmazlık baş gösterir. Ya DUYGU yada DÜŞÜNCELERLE hareket edilir. Ben ise mütemadiyen aklımla yani düşüncelerle hareket ederim. Kendi kanaatimce duygular yanıltabilir. Tabii hep insanın düşüncelerle var olması akıl almaz bir şeydir. Ruhsuz, duygusuz, hissiz bir canlı olur. Bu yüzden hisler çok güzel ve en güzel his de "SEVGİDİR." Sevgi nasıl bir şey bilir misiniz? Yazın yatakta serinlemek için yastığın ve yatağın soğuk yanını bulduğundaki serinliktir.  Ya da tam tersi kışın ısınmak için yorganın altına girip nefesinle  kendini ısındırma çabalarındır. Veyahutta bir NEŞET ERTAŞ türküsü ile nefes bulmaktır. NEŞET ERTAŞ türküsü ile sonsuz düşünce alemine dalmaktır. Demem o ki duygular, hisler de bir o kadar güzeldir. Hissetmeyi bilene! 

Eee şimdi Neşet Ertaş demişiz biraz da Neşet Ertaş konuşmayalım mı? Ah bee Neşet Ertaş denilince tüylerim diken diken, içimde bir yumuşama, fikirlerimde ve dilimde bir Gönül Dağı türküsü tüter. Bunları hissetmek, düşünmek hatta yazıya geçirmek ne güzel. Tabii ki en güzeli Neşet Ertaş'ın biz de bu fikirleri hissiyatları uyandırması. Ne demiş Nurullah Genç: " Güzel izler bırakın ki yerin altına girdiğinizde yerin üstündekiler sizi hatırlasın." Neşet Ertaş da bu sözün ruh bulmuş hali gibi. Neşet Ertaş en başta güzel bir insan, güzel bir ses ve güzel bir kalbe sahip. En başta kendisi olmak üzere bütün verdiği eserleri ve başka sanatçılardan seslendirdiği müzikleri çok beğenirim. Neşet Ertaş'a dair kısa anektoduma bir sözle yani bir türküsüyle son vereyim: " Dost elinden gel olmazsa varılmaz/ Rızasız bahçenin gülü derilmez/ Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez/ Gönülden gönüle gider..."

İnsan olarak bir şey gerçekleştirmek istiyorsak bunun en baş yolu başlamaktadır.  Ne demişler: "Başlamak bitirmenin yarısıdır." Ondan dolayı ne düşünüyorsanız ne gerçekleştirmek istiyorsanız onun için çalışın, azmedin, başlayın ve en önemlisi anı yaşayın, anı kaçırmayın. Benim de gerçekleştirmek istediğim çok şey var ve bunlar için çalışıyorum, azmediyorum ve BAŞARACAĞIM. Herkesin istediği şeyleri en güzel ve en hayırlı şekilde gerçekleştirmesi dileğiyle...

Hoşkalın. Hoşça kalın. Sağlıcakla kalın...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Kimsesiz Ev



Bir ev düşünün sıcacık sobası yanan. Üstünde yeni yıkanmış çamaşırların kokusunu , yeni kaynayan çayın fokurtusu. Günlerden pazar. Çocuklar yeni yıkanmış, sobanın etrafına kurulmuşlar. Baba oturmuş baba koltuğuna hikayeler anlatıyor çocuklarına. Aslında yoktur lügatta baba koltuğu ama o sıcacık yuvalarda babaya saygıdır ya hani hep oturduğu o köşeye kimse oturmaz. İşte ondandır adı baba koltuğu.

Evin güzeller güzeli annesi sıcacık gülümsemesiyle meyve soyuyor bir yandan da anlatılan hikayeye karışıyor. O küçücük odada kahkaha sesleri yankılanıyor, sobanın sıcaklığına sıcaklık katıyor. Meyveler yeniyor, sıcacık caylar içiliyor. Duvarda sobanın ateşinin yansıması aydınlatıyor odayı. Seriliyor yer yatakları iki kardeş koyun koyuna giriyor yatağın içine. Huzur var, mutluluk var o yatakta...

Ta ki evdeki o mutluluk annenin gidişiyle son bulana kadar. Belki istekli değildi gidişi kaderdi ama tüm evin gülüşünü söndürmüştü. Baba çocuklar için ayakta durmaya çalışıyordu ama gücü tükenmek üzereydi. O ana kuzusu çocuklar bir gecede büyümüştü. Artık çocuk değil birer yetişkin olmuşlardı. Bedenleri küçüktü belki ama ruhları olabildiğinden fazla olgunlaşmıştı.

Bir ev bir gecede nasıl mı değişir ?

Eğer o ev annenin yokluğu ile sınanırsa bir gecede değişir. O kahkaha sesleri yok olur, o soba ısıtmaz olur, o hikayeler hiçbir zaman mutlu sonla bitmez, soyulan o meyveler bal gibi olsada asla tat vermez damaklara, sobaya asılan çamaşırların kokusu rahatsız eder herkesi. Hiçbir zaman çay fokurdamaz artık sobanın üzerinde. Çünkü o evde artık bir anne yoktur.

Bir ev işte böyle kimsesiz kalır...

Senin Adın Kavuşmak Olsun Sebahattin Abi



Tarifsiz bir sevdada kimliksiz bir sessizliktin
Haykırışlarla çağlarken yüreğim durgun limanımdın
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun

Fırtınalarda yolunu kaybeden gemi misali
Rotasız ve pusulasız kalmışken yüreğim
Ve hoyratça savrulurken bir limandan bir limana
Teslim olmuşken kaderine
Apansız sana rastladım o limanda
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun..

 

Bakmaya kıyamazken gözlerine
Tutmaya cesaret edemezken ellerini.
Ve bütün cümlelerin sustuğu o yerde
Sessiz bir haykırıştı yüreğim
Eşsiz bir mutluluktu yaşadığım
Sen benim adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.


Son bahar yaprakları dökülürken içimden
Hazanı yasarken bahar kokulu sabahlar da
Yüreğim üşürdü gözlerimden sel olup akan yağmurda
Sırıl sıklam ıslanırken ruhum
Solmuştu bahçemde ki tüm güller
Sen o bahçemdeki açan tek güldün
Sen adını koyamadığımdın
Senin adın kavuşmak olsun.

Dağ çiçeğim yaban gülüm asi sevdam.
Saçının bir teline bir ömür adadığım
Gözündeki bir damla yaşına şehirleri yaktığım
İsyanım feryadım kavuşulmazım
Sen vazgeçemeyeceğim yasaklım
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sen benim yanı başımdaki uzağım
Sen benim uzağımdaki en yakınım
Dokunmam yasak sevmem yasak
Sensiz bu hayatta yaşamak tuzak
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Sisli bir gecede ses olup da gel
Bir sonbahar gününde yağmur olup da gel
Soğuk bir kış gününde rüzgar olup da gel
Ilık bir yaz gecesinde düş olup da gel
sen bana yasaklarından sıyrılıp da gel
Sen adını koyamadığım
Senin adın kavuşmak olsun.

Bir gün gelirde tutarsam ellerini
Bakarsam gözlerine sevgi dolu
Doğarsa sende yeniden bu beden
Ve o gün verirsem şayet son nefesimi
Ölmeden haykırmak isterim son bir kez
Sen adını koyamadığım
sen yaban gülüm sen dağ çiçeğim
sen ruhu revanım sen yaşama sevincim

yasaklım adı bende saklım
senin adın kavuşmak olsun
senin adın
senin adın seviyorum olsun
seviyorum olsun
seni seviyorum, seni seviyorum

Sebahattin Abi


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Paranın Satın Alamayacağı Şeyler Vardır.


Yazar: Elif İşlek

 Altı yıldır sağlık sektöründeyim. Yüzlerce hasta tanıdım. Bir çok hayat hikayesine, birçok mucizeye şahit oldum. Kimi zaman hastalarla üzülüp, kendi köşeme çekilip hıçkırarak ağladım. Kimi zamanlarda da hastaların mutluluğuna ortak oldum. 

Çok zengin insanlar tanıdım, yüzü tanıdık, namı bilinen... Hastane koridorlarında sevdikleriyle savaş verirdiler ellerinden hicbisey gelmezdi o an anlardım zengin olması hiçbir şey ifade etmez, parası bile kurtaramazdiı. Bir servet dökerler ama sağlığına kavuşturamazlardı sevdiklerini. 

Yine bir hastamiz vardı hasta değildi. Ama her gün hastaneye gelirdi. Bir insan hasta olmadığı halde her gün hastaneye gelir mi? 

Gelirdi, çok zengindi. Evleri, yatları, arsaları, son model arabası vardı ama kimsesi yoktu yanlızdı. Evet yapayalnızdı ve sadece birazcık ilgi görmek için her gün gelirdi. Şikayetleri hiç bitmezdi. 

Parası olmadığı için tedavi olamayan hastalarda vardı. Sırf maddi açıdan bakamayacaği için gebeliğini sonlandırmak isteyen çaresiz anne, bir tarafta çocuk sahibi olmak için tüp bebek merkezine bütün birikimini veren aileler vardı.  

Biri varlık içinde annelik duygusunu tatmak isterken diğer tarafta bir anne çocuğuna iyi bir gelecek sunamayacağindan, çocuğundan vazgeçmeyi göze alıyordu. 

Hayat birilerini bir şekilde imtihan ediyordu. 

Ama en büyük imtihan da sanırım insanın sevdiklerini acil kapısında beklemesiydi. 

Çaresizce...

Demem o ki sevdiklerinizin yaşarken kıymetini bilin. Önce sağlık isteyin çünkü herşey para değil. Sonra sevdiklerinizin kiymetini bilin. Bir gün sağlığınız da sevdikleriniz de sizi terk edecek. Hayatta paradan, maldan, mülk den daha değerli şeyler var . 
Mesela yardımlaşmak gibi. Mesela birinin eksiğini tamamlamak gibi. Hiçbir şey yapamıyorsan yanında olduğunu hissettirmek gibi. Ve inanın sevmek, sevilmek, kıymet bilmek, değer vermek, bir insanı mutlu etmek, onun mutluluğuyla mutlu olmak bunlar hep bedava.


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Öldürmedin, Yaraladın...

Yüreğime basıp gittiğin yolda ayak izlerin hala taze... 

Örtme yüzünü, işlediğin suçtan utanma. Saklamak için yaralarını, bende açtığın yaralardan akan kan içini acıtmasın. 

Unutamadığın ve hatta unutamayacağın kırgınlıkların için beni kırmalarının sesine kulak tıkama, çığlık çığlığa duy... 


Yıkama sakın ellerini, ellerinle boğmadın mı zaten beni? Kalsın ellerinde izleri. 

Nefesinin buğusu penceremde duruyor. Sanki o buğudan sonra hiç nefes almadım gibi... 

Bir adım daha atma!  
Bunca çırpınış, yıkılış, bitiş; dönmüşken kalbimin her parçası zerreye, indirdiğin balyozu da alıp yoluna devam et... 

Uğramasın adımların sokaklarıma, trafik yaşatma caddelerime, zincirleme kazaların olurum. Kurtulamazsın bu defa... 
Devrilen ben değil, sen olursun bu defa. 

Bilmiyorsun belki, bir felaketin tam dibindesin. Benim zihnimin en derin kuyusundasın. Çıkışın namümkün... 

Ben senin kıyılarında yürümeye kıyamazken, sen birilerinin sahili olmaya gönüllüydün. Ben sadece kendimi, sense hem kendini hem beni kandırdın. 
Bir adım daha atma  ! 

Neremden yara açacağını çok iyi bilen sen; yaralarımı iyileştirmeyi bilmeden kangrene dönüştürdün cerihamı. İçimde, kanımda gezdin soysuzca... 

Korku filminin en ürpertici fragmanı gibi bir şeydi bu yaşattığın ayrılık, acı, keder. 
Hüzne gark ettin beni, ben bile beklemiyordum bu kadar zedelenmeyi... 
Dur, sakın  ! Bir adım daha atma... 

Sensizlikle savaşıyorum, her bir hücrem bütün cephaneyi yığdı önüme. Kocaman bir acı bıraktın ömrüme...

Kim dokunsa yandı, kim inansa kandı, kim gülse ağladı. Hepsinin adına bir yas tuttum, mezara kendi ellerimle gömdüm; seni, sana hislerimi, sana dair umutlarımı, senli her şeyi... 
Dur, sakın bir adım atma ! 

Boğazıma kadar doluyum, bir lokma daha koyacak yerim yok. Silahsızım, savunmasızım, zayıfım... 

Hani çok da muazzam sayılmazsın aslında, sana duyduğum hisler olmasa... Yerinde olsam kaçardım benden uzağa, en uzağa koşa koşa... 
Yaralı bıraktığın güçlenip , öldürdüğün vicdan azabı olarak döner. 
Öldürmedin, yaraladın...

Hayallerimiz Kırılıyor



Hayallerimiz kırılıyor. Yine hayal kurar, telafi ederiz bir şekilde... İnsanın hayali olması güzel bişey... Ama hayallerimiz yavaşça bir yok oluşa sürükleniyor farkında mısınız? Gittikçe daha az hayal kurmaya başlıyoruz. Bunu "insan zamanla gerçekliğe daha çok yaklaşır." İfadesiyle açıklayamayız elbette. Hayallerimizden vazgeçmemizin sebepleri var.

Sebepler

Kurduğumuz ilk hayalin kırıklığına uğradığımız ilk andan sonra; yeni bir hayal kurmaya başlamadan önce; hayatımızın ilk kuşkusunu yanımıza almaya başlıyoruz. Bu kuşku tüm hayatımız boyunca gerçekleştirmek istediğimiz her hayalin önüne engel olmaya yetiyor. Hal böyle olunca yavaşça perdeler çekiyoruz hayallerle aramıza...

Evet hayatın gerçeklerini görmemiz gerekir. Ama hayallerin kurulamadığı bir hayatta gerçeklerin kaldıramaz tarafı vardır. İlk başta hayaller olmadan umut etmeyi başaramayız. Güzel bişeyler biriktirmeyi beceremeyiz. Ardımıza baktığımızda şöyle bir anım vardı diyemeyecek duruma geliriz. Hayal kurmadan gerçeğe dönüştüremeyiz hiç bişeyi... 

Çözüm

Zamanın talihsizliği mi yoksa bizim becereksizliğimiz mi pek bilinmez ama her şeyden önce kuşku duyduğumuz tüm durumlara karşı iyice bir önlem almamız gerekiyor kanısındayım. Kuşkulardan uzak adımlarla ilermeyi başarırsak belki o zaman hayallerimize çeki düzen verebiliriz. Bunu başarmanın yolu sanırım çok istediğimiz şeylere sahip olmaktansa daha çok düşünce yapımızda mantıksızlığa yol açmayacak kararlarla yolumuza devam etmekten geçer. 

Sonuç

Her ne yaparsak yapalım. Hayat öyle bir çizgidir ki hayallerimizi de zedeler yaşam tarzımızı da her şeye rağmen duruşumuzdan taviz vermeyecek kadar asil kalabilirsek ne mutlu bize...

 

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor


Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor

 Zaman baş döndürücü bir hızla geçiyor. Geçiyor geçmesine de bizden çok şeyi de alıp götürüyor. Peki biz zamanın neresindeyiz? Geçen zaman içinde kaç yaprak sararıp toprağa karıştı? Ölüm bizden ne kadar uzak ya da ne kadar yakın? Geriye dönüp baktığımızda sahi neyi başardık...
Ardımızda bıraktığımız ya da bizi geride bırakanlar ne kadar bizden razı...

Sorunlar burada baş göstermeye başlıyor. Kafamızı meşgul eden bir sürü konuyla boğuşmaya başlıyoruz. Zaman dediğimiz esrarengiz çizgi akıp gidirken boğuştuğumuz sorunlara feda ediyoruz zamanlarımızı... Ardından koca bir yorgunlukla kalakalıyoruz. Eh işte insan zaten mutsuzlukların yansıması değil mi? Belki de sadece mutsuzlukları yansıtabiliyordur. Ancak bunu başarabiliyordur.

 Hayatlarımızı akıp geçen zaman içinde birer kabusa dönüştürürken acaba bir an durupta "ben ne yapıyorum diyebiliyor muyuz?" Hep bir düş soğukluğuyla yankılanırken bedenimiz içimizde birer burukluk yatıyor. Ne biz mutluyuz, ne de kimseyi mutlu edebildik. Varlığımız bir hiçlik denizde yüzerken, kabarmış göğsümüzle ne kadar da kibirle bakıyoruz aşağılara... Biz kimiz, neredeyiz? O yüce asalet mi bizi zirveye çıkaran yoksa bencilce giriştiğimiz kazanma hırsı mı bizi alçatan, bu nasıl bir kimlik kargaşası ki içinden çıkamıyoruz... Belki de sadece çıkmak istemiyoruz...

En iyisi her sabah uyandığınızda geçtiğiniz ayna karşısında öncelikle dünün hesabını sorun ve bugünün muhasebesini yapın, Belki o zaman biraz da olsa akıp giden ve akacak zamanın önümüze birer fırsat sunmaya çalıştığını farkedebileceğiz. Belki de zamanla daha özgür bir ruha sahip olabileceğiz. Kim bilir belki de mutluluğun sırrını çözeceğiz...

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Takip Et

© Heft Reng Site • Ana Sayfa • Powered by Blogger